Bu makele Adnan Yılmaz‘ın Barış Kitapevi’nden 2024 yılında yayınlanan ” ‘İSTİKLAL’VE ‘İHTİLAL’İN BOZKIR SERÜVENİ (Kır-Şehri)” Adlı eserinden bir kesittir.Kaynak gösterilmeden kullanılamaz
Batı cephemizde Yunan işgaline karşı ölümüne bir şavaşın haberleri memleketin dört bir yanından merakla takip edilirken. o gün Kırşehir‘in Cemele köyünde de kulaktan kulağa Yunan General, Trikupis‘in ve bir kısım üst düzey komutanlarının cephede esir alındıkları haberleri duyuldu.
“haberler tüm köye yayıldı. Askerlerin mektubu gelmiyor ama bu yollarla cepheden haberler geliyordu. Kurtuluş yakınmış canlar sağ olsun diyorlardı.Çok iyi bir yıl başlamıştı. Kışın bir hayli kar ve yağmur yağmıştı.Derken ekinler yetişti. Köylüler ekinleri biçmişler, sap çekiyorlardı. Bol mahsul vardı. Hastane olarak kullanılan Camız Hasan’ın odasına hiç yaralı gelmiyordu. Ankara’dan da sessizlik sakinlik haberleri geliyordu. Son savaş hazirlıkları yapılmış pusuya yatılmıştı. Ara sıra gelen haberler Yunanlıların Polatlı yakınlarında olduğunu gösteriyordu. Hatta Ankara’nın Kayseri’ye taşınacağı söylentileri bile vardı. Üç yıldır yaşanan kıtlıktan sonra bol mahsul köylüleri sevince boğmuştu. Sap çekmeyi bitirip düven koşanlar çoğalmıştı. Hastaneye gelen bir subay son darbeyi vurmak üzere Türk ordusunun saldırıya başladığını anlatmıştı. Köy birden çalkalandi,buraya da gelenler olursa diye düşünenler oldu. Yaşlılar ise, Yunan buraya gelirse Türklük bitmiş demektir diyorlardı. Haberler sıklaşmaya başladı.Mustafa Kemal’in Başkomutanlığında Türk askeri düşmanı önüne katmış kovalıyormuş diye günlük haberler geliyordu. Alabildiğine bir coşku vardı. Halk köy odalarında toplanıyor gelen haberleri konuşuyorlardı, çocuklar savaş oyunları oynuyor sözde Yunanlıları kovalıyorlardı. Bu sıralar düven sürme işi halen devam ediyordu. Bomba gibi bir haber geldi. Düşman İzmir’den denize dökülmüş. Türk askeri en uzak cepheden on bir günde düşmanı önüne katmış İzmir’den denize dökmüştü. Yunan Başkomutanı Trikupis esir düşmüştü.”[1]

General Trikupis Yunan ordu kademesi içinde önemli generallerden biriydi. Osmanlı-Yunan Savaşı (1897), Balkan Savaşlarına katılmış, Yunanlıların İzmir’e Çıkarma yapmalarıyla başlayan Türk Kurtuluş Savaşı’nın ilk dönemlerinde 3. Tümen’i komuta eden Trikupis; İnönü Muharebelerinde görev almış.1921’de Türk taarruzu öncesinde Eskişehir‘i ele geçirmekle görevli Yunan Kuzey Grubu’nu komuta etmiş ve Temmuz ayında da Afyonkarahisar‘daki Güney Grubuna atanarak 2. Kolordu komutanlığına getirilmiş, Aralık ayında da 1. Kolordu Komutanlığına atanmıştı. 1922’de ki Büyük taarruzda esir alındığında emrinde kontrol ettiği 5 tümen bulunuyordu. Yunanlılar tarafından “kara gün” diye anılacak olan 1071 Malazgirt Savaşı’ın da. Bizans İmparatoru, Selçuk Sultanı, Alp Arslan’a esir düşerken, tümüyle vatan yaptığımız Küçük Asya’ya bu kez 848 yıl sonra 15 Mayıs 1919 günü İngiliz ve Fransız savaş gemileri ile desteklenen Yunanlılar, İzmir üzerinden asker çıkartıp Anadolu’nun göbeğine, Ankara yakınlarına kadar geliyordu.
Mustafa Kemal Paşa’nın yakın çalışma arkadaşlarından Celâl Bayar; Kurtuluş Savaşı‘nın Büyük Taarruz döneminin hazırlık günlerinin yaşandığı bu dönemde , Mustafa Kemal Paşa’ya. Büyük Millet Meclisi’n kendi yetkilerini verdiği bir dönemin manzarasını şöyle aktarır:
“Anlatılmaz güçlükler içindeydik. İstanbul Hükümeti, bir yandan Anadolu’yu karıştırarak, bir yandan İtilaf Devletleri’ni kışkırtarak, çalışmalarımızı engelliyordu. Büyük Millet Meclisi sabırsız ve sinirliydi. Büyük Taarruz ‘un bir an önce yapılmasını, düşmanın İzmir’den denize dökülmesini görmek istiyorduk. İşte bu bunalımlı günlerde, Atatürk bazı yakın arkadaşlarından Meclis’te konuşmalar yapmalarını istedi. Arkadaşlarımız bu konuşmalarda, Kuvâ-yı Milliye ruhunu canlı tutacaklar, ulusal bir coşkuyla Meclis’in sinirliliğini ve sabırsızlığını yatıştıracaklardı. Konuşmalar başladı. Atatürk’le birlikte konuşmaları dinliyorduk. Sıra, Meclis’in güçlü söylevcilerinden [hatiplerinden] birine geldi. Kendisine özgü el ve kol devinimleri ve ses tonuyla dinleyenler üzerinde etki yaparak konuşuyor ve Kuvâ-yi Milliye düşüncesini coşkulu bir üslupla anlatıyordu. Meclis, büyük bir dikkatle dinlemekte ve söylevciyi alkışlamaktaydı. Sonunda söylevci, ‘Kuvâ-yi Milliye’ sözü üzerine basarak biraz durdu ve çok önemli son tanımını verecekmiş gibi (belki de aklına başka bir şey gelmemiş olacak ki) ‘Kuva-yi Milliye, bir cinnet-i mukaddestir (kutsal bir çılgınlıktır)’ dedi. Cinnet-i mukaddese… Yani kutsal delilik!
“Atatürk yerinden fırladı, çevresindeki bizlere, ‘Bu adam ne söylüyor?..’ dedikten sonra kürsüye müdahale etti: ‘Ne demek cinnet-i mukaddesedir?.. Kuva-y1 Milliye hesaptır, hesap!’
Kurtuluş Savaşı büyük bir matematik mimarîdir. Yenmekten yenilmeye kadar tasarlanmamış, hesaplanmamış hiçbir yanı yoktur. Bütün olasılıklar değerlendirilmiş, önlemler hazırlanmış ve Büyük Taarruz, böyle bir matematik mimarînin zirvesinde başlatılmıştır.”[2]
Mustafa Kemal’in, ulusal egemenliğin cisimleştiği “Millet Meclisi”inden aldığı yetkiyle bizzat komuta ettiği “Kuvayı Millîye”si ve giderek az zamanda oluşturulan Ulusal Düzenli Ordusu’yla, bir daha gelemeyecek şekilde “Büyük Taarruz”la önüne katıp Akdeniz’e dökecek olan milli kalkışmaya “cinnet” diyenlerin başını önüne eğdirecekti.
“Büyük Taarruz” ve bu taarruzu taçlandıran “Başkomutanlık Meydan Muharebesi”, “Türk Kurtuluş Savaşı”nın son safhasını ve zirvesini teşkil etti. Mustafa Kemal Paşa, 3 yıl 4 aylık süreçte Türk milletini ve ordusunu adım adım hedefe taşıdı. Türk ordusu bu muharebede, 15 günde 450 kilometre mesafe kat ederek 9 Eylül 1922 sabahı İzmir’e girdi.
General Nikolaos Trikupis ve kurmayları ile beşbini geçkin asker, 2 Eylül’de Türk birliklerine esir düşer…
Bu ölümüne kapışmada Türk Ordusu tarafından 2 Eylül 1922’de esir alınan General Trikupis’in, esir alındığından bilgisi olmayan Yunan Hükümeti, 4 Eylül 1922’de kendisini Hacı Anesti’nin yerine başkomutan olarak atamıştır. Yunan kaynakları, Yunan Hükümetinin başkomutan olarak kendi generalinin Türklere esir düştüğünden habersiz olarak bu atamayı yaptığına dikkat çeker. Nitekim Yunan Hükümeti, 2 Eylül’de esir alınan Trikupis’in, esir edildiğini 5 Eylül 1922’de öğrenir ve onun yerine General Polimekanos’u başkomutan olarak atar.[3]
Esasen; Trikupis’in, Türk askerince esir alındığı yönündeki haberler Yunanistan’da şok etkisi yaparken, Yunan gazeteleri, “Trikupis’in ordunun durumu ile ilgili hükümete bir rapor verdiği” şeklinde haberler servis ederek bu esaret durumunu görmemezlikten gelse de Yunan kamuoyundan uzun süre saklayamamazlar. Sonuçta Trikupis’in esir alındığı açıklanmak zorunda kalınarak, “Yunan Orduları Başkomutanı Trikupis’in yerine General Polymenekos’un Yunan Orduları Başkomutanı olarak atandığı” yönünde haberler yapılır. Trikupis kendi yazdığı hatıratında kendisinin başkomutanlığa atanması ile ilgili olarak; “Malûm olduğu üzere Türk ordusunda telsiz olduğunu ve taarruz esnasında dışardan haber aldıklarına” vurgu yaparak 23 Ağustos 1922 tarihli Atina gazetelerinin verdiği haberde “Tuğgeneral Trikupis Küçük Asya Orduları Komutanlığıma tayin edilmiştir. Kendisi harp sahalarındaki cesaretinden dolayı Tümgeneralliğe terfi ettirilmiştir.” şeklinde yazdıklarını, 22 Ağustos 1922’de Yunan Resmî Gazete’sinde ise, “Küçük Asya Orduları Komutanlığına kendisinin tayin emrinin intişar ettiğini” belirterek bu resmi gazete de şöyle dendiğini nakleder[4]:
Esir alınan Yunan Generali hatıratında yakalanıp Mustafa Kemal Paşa’nın huzuruna getirilişi ile ilgili olarak şöyle der:
“Uşak dışında esir olup o zamanki Türk ordusu kumandanı İsmet Paşa’nın (bilâhareTürkiye Cumhurbaşkanı olmuştur) dairesine götürüldüm; o da beni Mustafa Kemal’e götürdü.
Mustafa Kemal’in odasına girdiğim zaman o, ayağa kalkarak dostane bir şekilde beni karşıladı ve Fransızca hitap ederek şunları söyledi:
– Unutmayın ki, Koca Napoleon da esir olmuştu.
– Siz vazifenizi tam olarak ve sonuna kadar yaptınız. Biz de sizi, takdir ve size hürmet ediyoruz.
– Siz burada esir değil, misafirsiniz.
Sonra bana sordu:
– Küçük Asya Orduları Komutanlığına tayin edildiğinizi biliyor musunuz?
Ben cevap verdim:
-Hayır
Malûm olduğu üzere Türk ordusunda telsiz vardı ve taarruz esnasında dışardan haber alıyordu.
Ne olursa olsun, 23 Ağustos 1922 tarihli Atina gazeteleri şu haberi veriyordu:
‘Tuğgeneral Trikupis Küçük Asya Orduları Komutanlığına tayin edilmiştir. Kendisi harp sahalarındaki cesaretinden dolayı tümgeneralliğe terfi ettirilmiştir.’
22 Ağustos 1922 de de Resmî Gazete ‘de benim Küçük Asya Orduları Komutanlığına tayin emrim intişar etmişti ve bunda söyle deniyordu: Hâlihazır yılın 22 Ağustos günü Kraliyet iradesi ve Milli Savunma Bakanı’nın tasvibiyle, bakanlık emrine alınan Tümgeneral Hacianesti’ G.’in yerine Tuğgeneral Nikolaos Trikupis Küçük Asya Orduları Komutanlığına getirilmiştir.[5]
Milli Müdafaa Vekili Kazım Özalp anılarında ; “… esir olarak gelen General Trikupis ile diğer yunan subaylarını halkın her hangi bir tecavüzünden korumak için treni Ankara istasyonu dışında durdurarak şehir dışındaki yollardan Sarıkışla’ya gönderdiğini, kendisinin de iki gün sonra Sarıkışla’ya giderek Trikupis ile görüştüğünü, Trikupis’in kendisini tanıyamadığını, isteği olup olmadığını sorunca da bazı ricalarda bulunması üzerine yerine getirilmesi için derhal emir vereceğini söylediğinde de, kendisinin kim olduğunu sorduğunu, Millî Müdafaa Vekili olduğunu öğrenince de toparlanıp asker selamı vererek Türk kumandanlarının kıymetinden bahsettiğini”[6] söyler. General Trikupis’in, Türkiye’de bir yıl kadar süren esaret hayatı boyunca bu esaretin dört aylık dönemini Kırşehir’de, 8 aya yakın dönemini de Kayseri’de Talas Üsera Garnizonu’nda geçirmiştir.
Trikupis Kırşehir’de 4 aylık esaret sürecine ilişkin olarak fazlaca bir bilgi vermemekle birlikte yine de kısaca değinerek şöyle der:
“Uşak’tan Ankara’ya ve oradan da Ankara’nın Kuzey Doğu’sunda ve Küçük Asya’nın ortasında bulunan Kırşehir’e götürüldüm; buraya diğer generaller (Diyenis, Dimaras ve Kladas) ile birçok subay da getirilmişti. Orada, aslen Tesalya’nın Larisa sehrinden olan ve Yunanca bilen bir Türk albayının sıkı nezareti altında idik.”[7]
Trikupis’in Kırşehir’de esir olarak bulunduğu dönemde kendisine yaver olarak Muhtar Davaz verilmiştir.
General Dimaras ve yüze yakın yüksek rütbeli Yunan subayı ile birlikte esir olan Trikupis anılarında; Kırşehir’de esaret günlerinde, Yunanca bilen ve kendisine nezaret eden Türk subayı‘nın kendisine “Birkaç güne kadar bizden ayrılacaksınız” dedikten birkaç gün sonra, aynı Türk subayının “Türk hükûmetinin, Yunan hükûmetinden Trakya’da esir olan General Cafer Tayyar’in iadesini istediğini, Yunan hükûmetinde bunun karşılığında kendisini (Trikupis’i) istediğini. Türk hükûmetinse, General Cafer Tayyar’a mukabil, siz( Trikupis) hariç, herhangi bir Yunanlı generali vermeğe razı olduğunu” bildirdiğini sonuçta “General Kladas’in esaretten bu takasla kurtulduğunu kendisinin esaretinde bir yıl devam ettiğini” yazar.[8] Anılarında esaret günlerinde Türklerden iyi muamele gördüğünü ifade eden Trikupis, Lozan’da imza edilen esir değişimi çerçevesinde Eylül 1923’te ülkesine gönderildi. Trikupis’in Kırşehir’de esir olarak bulunduğu dönemde kendisine yaver olarak Muhtar Davaz verilmiştir.

Başkomutanlık Meydan Muharebesi’nde Yunan Orduları Başkomutanı olan Nikolaos Trikupis’in Kırşehir esir kampında çekilen bu fotoğrafını yayınlayan Gazeteci –Yazar Emin Çölaşan; Trikupis’e doktor yaver olarak görevlendirilen Muhtar Davaz’ın torunu Haldun Ersanlı’dan aldığı bir e postayı paylaşmıştır.[9]
Çölaşan’ın “bir okurumdan aldığım e posta mesajı” diyerek aldığı kısa mesaj şöyledir:
“Selamlar Emin Bey, ben Haldun Ersanlı. Dostunuz rahmetli (büyükelçi) Özcan Davas’ın yeğeniyim. Dedem, annemin babası tümgeneral cerrah Muhtar Davaz genç mezun bir tabip olarak Çanakkale Savaşı’na katılıyor. İstiklal Savaşımızda Aydın cephesinde. Trikupis teslim alındığında dedemi doktor yaver olarak kendisine veriyorlar ve tutsak olduğu dönemde kendisine hizmet ediyor. Savaş sonrasında dedem Roma’ya, ihtisasını yapmak üzere amcası büyükelçi Suat Davaz’ın yanına gidiyor ve her nasılsa dedem ve Trikupis Roma’da sık sık görüşüyorlar. Ailede anlatılanlara göre Trikupis dedeme tahsili sırasında maddi destek veriyor. Uzun yıllar mektuplaştılar. Annem, dedemin 1980’de vefatından sonra kitapları ve o mektupları Numune Hastanesi’ne bağışlamış. İlginizi çekeceğini ümit ederek Kırşehir’de esir kampında çekilen fotoğrafı gönderiyor, saygı ve sevgilerimi sunuyorum.”
Bir yıla yakın süre diğer savaş esirleriyle birlikte Kayseri Talas’ta bir kampta kalmış, Kırşehir’de esir bulunduğu dönemde de kendisine yaver olarak Doktor Muhtar Davaz verilmiş, 1923 yılında savaş esirlerinin takasıyla Yunanistan’a götürülmüştür.

“Bu resim; Atlas Tarih Dergisi’nin“Büyük Taarruz Özel sayısı”nda (Ağustos-Eylül 2022,76.sayı) 84. Sayfasında “Yunan subayları Kırşehir’de esir kampında 1922” notu düşülerek Feza Kürkçüoğlu tarafından kaleme alınan yazı içinde “Atilla Oral Arşivinden alındığı” belirtilerek neşredilmiştir.
Sonradan Kırşehir Belediye Başkanlığı da yapacak olan Mektupçu Rüştü Yurdakul hatıratında; Kırşehir’de Daimi Encümen Baş Kâtibi görevinde iken, esir Yunan Generali ve maiyetinin Kırşehir’e getirildiğini belirterek özetle; “…adliyede çalışırken yeni idari teşkilata göre daimi encümen Başkâtipliği sınavı açıldığı sırada kendisinde mutasarrıflığa başvurarak bu göreve atanmasını istediğini ve 1 Ocak 1337’de bu göreve başladığını, mutasarrıf Ekrem Bey’in başka yere gitmesi nedeniyle yerine gelen yeni Mutasarrıf Sait Bey’le çalışmaya başladıklarında Savaş’ın bütün hızıyla devam ettiğini, Mutasarrıf Sait Bey’in ‘Tekâlifi Milliye’[10] işlerini tümüyle kendine yüklediğinden, bu önemli işleri Mutasarrıf Bey’le birlikte yaptıklarını, kendi kayınbabasın da aynı süreçte Askerlik Şube Reisliği yaptığını, tam da bu sıralarda esir alınan Yunan Başkumandanı Trikopis’un Kırşehir’e gönderildiğini” belirtir.[11]
Rüştü Yurdakul esir Yunan Generali ve subaylarının “Büyük Hükümet Konağı”nda tutulduklarına dair kısa bilgiler verdiği hatıratında; “Yunan ordusu perişan edilmiş, Başkumandanı bütün maiyet esir alınmış ve Kırşehir’e gönderilmişlerdi. 400’ü geçkin esir yunan subaylarının barınmasına ancak hükümet konağı yetebilirdi. Bu büyük hükümet konağı düşman subaylarına verildi. Hükümet daireleri de buldukları yerlere yerleştiler. Mutasarrıflık makamı ile kendine yakın ilgili daire memurları da şimdiki buğday pazarında ki sonradan yanan büyük bir hana yerleşmişti” der[12].

Bu konak 1903 (1309) yılında Kırşehir’de Mutasarrıf olarak görev yapan Asaf Paşa[13] tarafından yaptırılmıştır. Yine Hükümet Konağının yapıldığı yıllarda Kırşehir Belediye Reisi bulunan Hacı Ahmed Efendi, Kırşehir Hükümet Konağı’nın inşa edilmesinde göstermiş olduğu çabalar ve ahalinin yardımda bulunmasını sağlayan tutumu nedeniyle 1905 yılında dördüncü dereceden “Mecidi nişanı” ile ödüllendirilmiştir.[14]
ADNAN YILMAZ

TELİF EDİLEN ESERLER VE KAYNAKLAR VE NOTLAR
[1] Burçak, Çayağzı (Cemele) Tarihi ve Kültürü, s. 47.
[2] Celal Bayar, Atatürk’ün Metodolojisi ve Günümüz, Kervan Yayınları, İstanbul, 1978, s. 22-23.
[3] Nilüfer Erdem, Yunan Tarihçiliği Gözüyle Anadolu Harekâtı 1919-1923, Derlem Yayınları, İstanbul, 2017, s. 480.
[4] Trikupis, Hatıralarım, s. 103-104.
[5] Trikupis, Hatıralarım, s. 103-104.
[6] Özalp, Milli Mücadele 1919-1922, s. 236.
[7] Trikupis, Hatıralarım, s. 104.
[8] Trikupis, Hatıralarım, s. 104.
[9] https://www.sozcu.com.tr/trikupisin-esaret-fotografi-wp5307149, (Erişim 20.03.2024)
[10] Ünlü “Tekâlif-i Milliye”; Kurtuluş Savaşı’nda, Sakarya Meydan Muharebesinin hemen öncesinde ordunun ihtiyaçlarını karşılamak ve Sakarya Savaşı’na hazırlık yapmak amacıyla Başkomutan Mustafa Kemal Paşa tarafından yasama yetkisi kullanılarak 7 Ağustos 1921 yayımlanan, bir ulusun yok ya da varoluş sınırındaki ölümüne savaşımı için son derece önem taşıyan 10 maddelik “Ulusal Yükümlülük” emirleridir.
1.Her ilçede bir tane Tekâlif-i Milliye Komisyonu kurulacak.
2.Halk, elindeki silah ve cephaneyi 3 gün içinde orduya teslim edecek.
3.Her aile bir askeri giydirecek.
4.Yiyecek ve giyecek maddelerinin %40’ına el konacak ve bunların karşılığı daha sonra geri ödenecek.
5.Ticaret adamlarının elindeki her türlü giyim eşyasının %40’ına el konacak ve bunların karşılığı daha sonra geri ödenecek.
- Her türlü makineli aracın %40’ına el konacak.
- Halkın elindeki binek hayvanlarının ve taşıt araçlarının %20’sine el konacak.
- Sahipsiz bütün mallara el konacak.
- Tüm demirci, dökümcü, nalbant, terzi ve marangoz gibi iş sahipleri ordunun emrinde çalışacak.
- Halkın elindeki araçlar bir defa olmak üzere 100 km’lik mesafeye ücretsiz askeri ulaşım sağlayacak.
[11] Yurdakul, Hayatımın Romanı ve Harp Hatıralarım, s. 59,60.
[12] Yurdakul, Hayatımın Romanı ve Harp Hatıralarım, s. 60.
[13] Bu Kırşehir Mutasarrıfı Asaf Paşa’ya iyi hizmetlerinden ötürü 1903 yılında ikinci dereceden Osmanî nişanı ile ödüllendirilmiştir ki Bu iyi hizmetlerinden birinin Kırşehir Hükümet Konağı Yapımı olmalıdır. BOA, İ.TAL. 314/6. Aktaran; Ahmet Nizamoğlu, Kırşehir Belediyesi Tarihi (1870-1945), Kırşehir Belediyesi Kültür Yayınları, Kırşehir, 2020, s. 61.
[14] BOA, DH.MKT. 1018/390. Aktaran; Nizamoğlu, Kırşehir Belediyesi Tarihi (1870-1945), s. 61.
