Bu makele Adnan Yılmaz‘ın Barış Kitapevi’nden 2024 yılında yayınlanan ” ‘İSTİKLAL’VE ‘İHTİLAL’İN BOZKIR SERÜVENİ (Kır-Şehri)” Adlı eserinden bir kesittir.Kaynak gösterilmeden kullanılamaz
Hoca Müftü ’nün Kardeşi, Ayat’ın (Kurutluoğlu) Odasına Dalıp “Üç Gün İçinde Şehri Terk Etmezsen Vuracağım” Dediği ve Kırşehri Terk Etmek Zorunda Kalan;
KIRŞEHİR VALİSİ LEON EFENDİ
24 Aralık 1919’da Mustafa Kemal’in Kırşehir’e gelmeden bir yıl kadar önce, Ermeni Leon Efendi’nin, Kırşehir MutasarrıfI olduğu, gerek mektupçu[1] Rüştü Yurdakul’un hatıratında gerekse o dönemin Osmanlı resmi kayıtlarında kesin görünmektedir.
Dönemi yaşayanların anı yazımlarında, Mustafa Kemal’in 24 Aralık 1919’da Kırşehir’e geldiği zamanda, Muhasebeci Ali Hikmet Bey’in “Mutasarrıf Vekili” olarak bulunduğu, değişik kaynaklarda “Rum, Ermeni” kökenli olarak, “Leon Efendi’nin 1918 yılı içinde mutasarrıf olarak atandığı Kırşehir’de 1918 yılı sonu ile 1919’un hemen başına kadar kısa bir süre görev yaptığı görülür. “
Dönemi bizzat yaşayanlardan Rüştü Yurdakul hatıratında; “Leon Efendi’nin bir ermeni kökenli olduğunu Mutasarrıflığının da çok kısa sürdüğünü” yazar.
BAZI MUTASARRIFLIKLARA VE KAYMAKAMLIKLARA İNGİLİZLERİN DAYATMASIYLA, “AZINLIK MENSUPLARI”NIN ATANDIĞI BİR DÖNEMDE…
Bu Leon Efendi’nin Kırşehir’e mutasarrıf olarak atanması Osmanlının dümenine geçen ve İmparatorluğu I. Dünya Savaşı’na sokan, sonra da savaşın kaybedilmesiyle ülkeyi terk eden Talat Cemal ve Enver Paşaların İttihatçı kadrosunun devre dışı kalmasının ardından, yaşanmış “tehcir” üzerinden, İstanbul’u işgal eden galip devletlerin zorlamalarıyla bazı mutasarrıflıklara ve kaymakamlıklara İngilizlerin dayatmasıyla, “azınlık mensupları”nım atandığı bir döneme rastlar.

Tevfik Paşa Hükümeti’nin iş başında bulunduğu dönemde hadiseleri incelemek adına değişik yörelere heyetler gönderilmekle kalınmamış, 4 mutasarrıf ve 15 kaymakamlık için yapılacak atamalarda “azınlık mensubu kimselerin başvuru yapması” için çağrı yapılmış, bu başvurular sonucu Timo Leon Efendi’nin kendi başvurusuyla “Dâhiliye Vekâleti Memurin Müdüriyeti”ne atanması sağlanmıştır. İtilaf Devletleri’nin hükümetten talep ettiği ve beklediği en önemli işlerden olan, savaş zamanında Ermeniler başta olmak üzere “azınlıklara kötü muamele yapıldığı” iddiasıyla suçluların cezalandırılması olmuştur. Bu talebin sonucu olarak hükümet, 14 Aralık’ta Divan-ı Harpler oluşturulmasına karar vermiş ilk Divan-ı Harp 16 Aralık 1918‘de kurulmuştur.[2]
Bu yıllarda Türk Kurtuluş Savaşı’na omuz veren milliciler için; “Kût’ül-Amâre’da Türklere tutsak düşen İngiliz askerlerine, savaş tutsakları olarak kötü davranmak”, “Ermeni kırımı” ve “Mütarekeyi çiğnemek” başlıca uydurulmuş üç suç çeşidi olmuştu.[3]
İstanbul’da toplar silahlar İngilizlere teslim edilirken, hükümet kurduğu askeri mahkemeler üzerinden önde gelen milliyetperver kimselere “ittihatçı, yağmacı” ve hatta “hırsızlar” yaftası takarak yoğun takip başlatıyor, milli kalkışma yönüyle daha tehlikeli görülenler İngiliz askeri polislerince yakalanarak Arapyan Hanı’nda tevkif ediliyor kafileler halinde Malta Adası’na sürülüyordu. İngilizler tarafından tevkif edilecekleri belli iken kaçmayarak beceriksizlik gösterip Malta’yı boylayanlar olduğu gibi, İngilizlerin eline düşmemek için en ücra köşelere kendini atıp milli kalkışma için tek başına ya da guruplar teşkil ederek mücadele edenlerde vardır.
Bu süreçte İstanbul gazetelerinin bile dili değişmiş “milliyetçilik ve İttihatçı” düşmanlığı salgın bir moda haline gelmiştir. Her şeye rağmen böylesi bir bozguncu zihniyet yaygınlığına karşın gerek İstanbul Meclisi üyeleri içinde gerekse yıllarca harp meydanlarında kahramanca savaşmış askerler içinde gizli ve açık propaganda ile milletin ruhundaki cevheri yeniden açığa çıkarmakla meşgul milliciler vardır.
Esasen büyük başları yurt dışına kaçmış, kendi kendini kendilerini dağıtmış olmakla birlikte İttihatçılar, en örgütlü siyasal güç ve dönemin milliyetçileri olarak hep hedefte olmuştur.
Kendi dayattıkları öldürücü barış koşullarına karşı İttihatçı örgütten direniş gelebileceğini hesaplayan İngilizler, İttihatçılara ağır bir yumruk indirmeyi bunu da esaret altında tuttukları Osmanlı sarayına ve hükümetine yaptırıp, İttihatçılardan geçmişin hesabını sormaya başlamışlardır.
ÇÖKTÜKLERİ OSMANLI YÖNETİMİ ÜZERİNDEN MİLLİYETÇİLERDEN ÖÇ ALMA.
1.Dünya Savaşı’nın ilk yıllarında öncelikle sömürge askerlerini ateşe süren İngilizlerin elinde,uzayan savaş yüzünden sömürge askerleri de azalınca, kendi çocuklarını kolay kolay kırdırmayan İngilizler savaşın son yıllarında kendi çocuklarını cepheye sürmek zorunda kalmışlar, “Türkler yüzünden bu savaşın iki yıl fazla uzadığını, bu iki yıl boyunca su gibi İngiliz kanı döküldüğünü” dillendirir olmuşlardı. Şimdi ellerine fırsat geçmiş çöktükleri Osmanlı yönetimi üzerinden bunun öcünü milliyetçilerden alma zamanının geldiğinin kiniyle saldırmışlardır. İngilizler için dahası vardır; uzak sömürgelerin de başlayan iç kaynaşmalarda, çok zaman, “Türk parmağı”, “İttihatçı entrikası” arar olmuşlar, Osmanlı sarayı ve çevresini de kullanarak, İttihatçıları, av hayvanları gibi kovalayıp, sorgusuz cezaevlerine tıkmış, Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey‘i bu dönemde asmışlardır. Ne var ki İngiliz’in sömürgeci silahı, geri tepmiş, sürgün politikası Türk Kurtuluş Hareketi’ni söndürmek şöyle dursun, tersine daha da alevlendirmiştir. Her şeye rağmen, kovalanan İttihatçılar, Anadolu’daki Kurtuluş Hareketi’nin ilk çekirdeğini oluşturmuştur. İlk zamanlarda İttihatçılıkla Kemalistlik arasında bir ayrım yapılmazken sonradan Mustafa Kemal Paşa’nın Anadolu’da başlattığı Ulusal Kurtuluş Hareketi’nin İttihatçılık olmadığı açıklıkla anlaşıldıktan sonra da Kemalistlere karşı aynı düşmanlık savaş sürdürülmüştür..[4]
Burada Mustafa Kemal Paşa’nın Millî Mücadele hareketinin doğrudan “İttihatçı damgası” yememesine özen gösterdiği açık olmakla birlikte bile İttihatçı ruh ve geleneğin bu hareketin içerisinde bulunduğu ve hatta eski İttihatçı kadroların bu hareket içinde aktif rol aldığı inkâr edilemez. Tam da böyle bir manzara içinde 1918’de,”Kırşehir’e Mutasarrıf olarak atanan Ermeni asıllı Leon Efendi” atanır.
ERMENİLERE KÖTÜ MUAMELE YAPTIKLARI İDDİASIYLA BİR KISIM KIRŞEHİRLİ VALİ LEON’UN EMRİYLE TOPLATILARAK, JANDARMA REFAKATİNDE İSTANBUL’A SEVK EDİLİYOR.
Leon Efendi ile ilgili olarak Kırşehir Gençler Derneği kurucularından Garipoğlularından Reşat Özdeş, Sırrı Kardeş’e verdiği ve yayınlanan anılarda özetle;
“Mondros mütarekesiyle ordulardaki askerlerin terhis edilmesiyle kendisinin de İstanbul’da terhis olduktan sonra Hacı Bey’le (Sıtkı Doğu)birlikte memleketi Kırşehir’e döndüğünü, bu sırada Kırşehir’de Rum ve Ermeni halkın çarşıda, pazarda kahvelerde küstahça hareketlerde bulunup, milli vatani hisleri şımarıkça incittiklerini, harp senelerinde güya kendilerine zulüm yapıldığını söyleyip zulüm yapanlar hakkında ceza tatbik edilmesi için İstanbul hükümetine başvurduklarını”[5] belirmektedir. Reşat Özdeş devamla “Bu şikâyetler İstanbul Hükümeti’nce göz önüne alınmış olmalı ki salahiyetli makam sayılan memleketin mutasarrıflığına – bugün adını hatırlayamadığım- bir Rum gönderilmişti. Şikâyet edilenler, herhalde telakki olunan emirler üzerine, bu mutasarrıf tarafından toplatılarak, Jandarma refakatinde İstanbul’a sevk edildiğinin işitildiğini[6] belirmektedir.
Bu Garipoğlu Reşat’ın (Özdeş) hatıratında “memleketin mutasarrıflığına – bugün adını hatırlayamadığım bir Rum gönderilmişti.” deyip adını hatırlayamadığı Kırşehir Mutasarrıfı Ermeni Leon Efendi’dir.
LEON’SAYESİNDE İNGİLİZLER KAMAN’DA AMBARLARDAN ZORLA BUĞDAY GÖTÜRDÜLER
Nitekim Cevat Hakkı Tarım, neden sonra Kırşehir Vilayet Gazetesi’nde 1959 yılında yazdığı hatıratlarında[7] özetle; “Millî Mücadele’nin ilk yıllarında Kırşehir’e Leon adında bir Ermeni mutasarrıf tayin edildiğini Buna sırtını dayayan bazı çıkarcıların birçok namuslu insani bu tehcirle ilgilidir diyerek ihbar etmesiyle bu insanların tutuklanarak İstanbul Divan-ı Harbine gönderildiğini” doğrular. Dahası “Leon Efendi’den cesaret alıp taşkınlık yapan Ermenilerin, küstahça davrananlarına, devlet memurları da başta olmak üzere kimsenin ses çıkaramadığını, hatta İngilizlerin Kaman’a gelerek ambarlardan buğdayı götürmelerine dahi kimselerin engel olamadığını” yazar.
ERMENİ LEON EFENDİ KIRŞEHİR’DE ZOR KULLANILARAK DEFEDİLİYOR
Alman Faşist Nazi yönetiminden kaçarak Türkiye’ye gelen ve Kırşehir’de zorunlu ikametgâha tabi tutulduğu 1944 yılı ve sonrasında, Kırşehir genel tarihine ilişkin ciddi bir eser bırakan Alman Bilim adamı Prof. Dr. Walter Ruben’in[8]; Bu Ermeni Leon Efendi ile ilgili olarak dönemi yaşayan idarecilerden ve hakkında yazılan gazete haberinden aktardığı bilgiler son derece çarpıcıdır.
Walter Ruben, Ermeni Leon Efendi’nin Kırşehir vilayeti valisi bulunduğu sırada “Düşman kuvvetlerinin İstanbul’u işgal etiğinde, Osmanlı Sultan’ının düşmanın eline düştüğünü, İngiltere’nin Ermenistan’ı kurmak için yeniden çalışma yürüttüğünü. İngilizler ’in, Kırşehir-Kaman’da Karadeniz’e buğday taşımacılığı yaptırdığını” hatırlatarak Leon Efendi’nin Kırşehir Valiliğinden 1918 yılı sonunda zor kullanılarak şehirden defedilmesi hadisesini aktararak şöyle der:
“…Sonunda genç bir adam, bir elinde tabanca, diğer elinde kama, bir haydut gibi odasına dalıyor ve üç gün içinde şehri terk etmezse onu vuracağını söylüyor. Ermeni leon Efendi ortalıkta kayboluyor. Bu genç adam Hoca Müftü’ nün genç kardeşi, şair Ayat Kurutluoğlu’dur.”[9]
Osmanlı Mebusan Meclisi’nde galip devletlerin ağır baskıları, Ermeni ve diğer azınlık mebuslarının girişimleriyle savaş zamanında azınlıklara yönelik olarak iddia ettikleri kötü muameleleri yapan ve yaptıranların cezalandırılması yönünde adımlar atılmış, Ermeni Mebusları kabul eden Vahdettin bu olup bitenlere üzüldüğünü bunları yapanlar ve yaptıran sorumlularla ilgili soruşturma başlatacağını belirtip. Ermeni tehciri ile ilgili hadiseleri inceletmek üzere 10 ayrı komisyonu 10 değişik bölgeye görevlendirmişti.[10]
Bu “Ermeni Meselesi”yle ilgili olarak Damat Ferit döneminde tehcir suçlarıyla ilgili yakalama ve cezalandırma işlemleri daha da artmıştır. Damat Ferit ve Padişah Vahdettin bir yandan siyasi muhalifleri ittihatçıları sindirmek diğer yanda da İngilizler başta olmak üzere Yabancılar hoş görünmek adına gerçekliği tartışılı şikâyetler üzerinden incelemeler başlatmıştır. 1919-1920 yılları arasında yaygın yargılamalar da idamdan başlayan cezalar verilmiş, Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey, batılı devletleri hoşnut etmek adına yalancı şahitlerin ifadeleriyle yargılanıp 10 Nisan 1919‘da idam edilmiştir.[11]
Yozgat’ta faaliyet gösteren Ermeniler, 1886’da kurulan “Hınçak Komitesi”nin direktifleri ile hareket eden Ermenilerin Yozgat’ta özelliklede Boğazlayan kazasında da yoğun bir faaliyet içinde olmuşlar, propagandalarına haklılık kazandırmak ve taraftar toplamak için Türkler aleyhine hayali tehcir davaları açarlarken bu faaliyetlerini, Ermeni asıllı Yozgat Mutasarrıfı olan Leon Efendi kanalıyla İngilizlere de aktararak İstanbul Hükümeti üzerinde baskı kurmaya çalışmışlardır. Bu Leon Efendi bir ara kısa dönem ve birbirine yakın tarihlerde Kırşehir’de de mutasarrıflık yapan 1918 sonu 1919 başında şehirden defedilen Leon Efendi’dir.
Mustafa Kemal’in Samsun’dan çıkıp Ankara’ya ulaşan yolculuğu sırasında daha Kırşehir’e gelmeden 9 gün önce 15 Aralık 1919’da İrade-i Milliye (Sivas) Gazetesi’nde; “Yozgat’ta Rum milletine mensup olup‘Samoil Çetesi’ne mensup olduğu bildirilen beş kişinin Kayseri’ye kadar bir bölgede çetecilik yaptıkları sırada yakalandıkları, kendilerinde “Tezkere-i Osmaniye ve seyahat varakası” bulunmamasına rağmen üzerlerinde Yozgat Mutasarrıfı (Leon) imzasıyla 6 Mayıs, 35 tarihinde verilmiş bir vesika ile mektup bulunduğu” haberi yayınlanmıştır.[12] Neden sonra, Ankara’da Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti, 8 Mayıs 1920′de yayınladığı bir kararname ile bu suçlardan tutukluların serbest bırakılmasını, 11 Ağustos’ta da “Divan-ı Harplerin lağvedildiğini” ilan etmiştir.[13]
Ermeni komitacıları, I. Dünya Savaşı’ndan yenik çıkan Osmanlı Devleti’nin zayıf durumundan yararlanarak toprak talep etmenin ötesinde, bir yandan İtilaf Devletleri’ne jurnalcilik yaparken diğer yanda çetecilik faaliyetleriyle kendileri işgallere başlamışlardı. Bu faaliyetlerini İtilaf Devletleri nezdinde toprak taleplerini meşrulaştırmak için yapan, bu yolda akla gelmedik propaganda ve kışkırtma yöntemleri kullanan Ermenilerin çabaları, topyekûn Millî Mücadele’ye kalkışmasının içinde boğulmuştur.
Nitekim Arapları, Osmanlı Devleti aleyhine kışkırtması ile ünlenen Ünlü İngiliz casuslarından Albay Lawrence, 3 Kasım 1919’da Amerikan temsilcisi ile yaptığı görüşmede “Anadolu’da bir Ermenistan Devleti” kurulmasının bütün diğer kesimleri kızdıracağı gibi böyle bir devleti yaşatmak için 100 bin askere ihtiyaç olduğunu” raporlayacaktır.[14] Bu durum, Anadolu coğrafyasında Türklerle iyi komşuluk ilişkileri içinde yaşayan Ermeni yurttaşları, başta İngilizler olmak üzere silahlandırarak kışkırtan ve organize eden İtilaf Devletleri’nin, ayağa kalkan millî uyanışın kuvveti karşısında bu politikalarında zorunlu bir çark edişinin de fotoğrafıdır.
ADNAN YILMAZ
TELİF EDİLEN ESERLER VE NOTLAR
[1] Bugün “postacıları” ifade etmekte kullanılan “mektupçuluk”; Osmanlı döneminde resmi bir kurumun evrak işlerini yürüten makamlı kimseler için kullanılan, bir anlam da yazı işleri görevini yürüten, yüksek görevli kişiler için kullanılan bir resmi makam adıdır. Osmanlı’nın taşra teşkilatlanmasında 1864 Vilâyet Nizamnamesiyle yürürlüğe giren Mektupçuluk, 10 Haziran 1949’da 5442 sayılı İl İdaresi Kanunu’ ile sonlandırılmış olup, 85 yıl devam etmiştir.
[2] Sina Akşin, İstanbul Hükümetleri ve Milli Mücadele 1 (Mutlakıyete Dönüş 1918-1919), Türkiye İş Bankası Yayınları, Ankara, 1998, s.140-141.
[3] Şimşir, Malta Sürgünleri, s. 409.
[4] Şimşir, Malta Sürgünleri, s. 405-407.
[5] Kardeş, Heyeti-i Temsiliye ve Mustafa Kemal Kırşehir’de, s. 40-41.
[6] Kardeş, Heyeti-i Temsiliye ve Mustafa Kemal Kırşehir’de, s. 40-41.
[7] Cevat Hakkı Tarım, “Kırşehir’in O Günlerdeki Hali”, Kırşehir Vilayet Gazetesi, 8 Temmuz 1959, s. 3.
[8]Walter Ruben (1899–1982) Hamburg’luydu. Henüz lisede Yunanca, Latince ve Sanskritçe öğrenmiş, Hamburg’da (Sten Konow), Bonn’da (Hermann Jacobi) ve Berlin’de (Heinrich Lüders) Hindoloji öğrenimi görmüş,1924’te Bonn’da “Nyaya Sutra’lardaki Algı Öğretisi” adlı tezle doktorasını yapmış, 1927’de yine Bonn’da Nyaya Sutra’lar üzerine daha ayrıntılı bir incelemeyle profesör olmuştu. Frankfurt am Main’da dört yıl öğretim görevlisi olarak çalıştıktan sonra 1933 sonbaharında da Odenwald’deki Nieder-Mummbach’a taşınmıştı. Birinci Dünya Savaşı süresince ve sonrasında yaşanan olaylar sonucunda sola yakınlık duyan Walter Ruben, başından beri faşizme şiddetle karşı çıkmış. 1935’de Ankara’da kurulmakta olan üniversiteden bir çağrı aldığında daveti hiç tereddüt etmeden kabul eder ve yasal yollardan ailece Türkiye’ye yerleşir. Walter Ruben Ankara’daki üniversitede Hindoloji Kürsüsü’ nü kurar ve ilk başlarda epey zorlansa da, derslerini Türkçe olarak verir 1936/1937’de altı aylığına Hindistan’a gider Almanya’da Hitler’in Nazi İmparatorluğu’nu kurması ve özgür düşünce üzerinde baskı kurmasıyla buna bir de “Yahudi soykırımı” eklenince. Kendilerini artık Almanya’da ifade etme olanağı bulamayacağını anlayan sol düşünceli aydınlar da yeni yurtlar aramaya başladıklarında bir değerli bilim adamının, Walter Ruben’in yolu da Kırşehir’e düşer. Ağustos 1944’de Türkiye ile Almanya arasındaki siyasi ilişki kesilince pek çok Almanla birlikte Walter Ruben ailesi de de gözaltına alınıp kendi nitelemesiyle ”İç Anadolu’da Bir Vahayı Andıran Kırşehir” de zorunlu ikametgâha tabi tutulur. Kırşehir de Kayabaşı mahallesinde de ikametgâh eden Bir değerli bilim adamının Kırşehir kültür tarihine ciddi katkılar sunan Walter Ruben’in “Ortalama bir Anadolu şehrinin( Kırşehir’in) feodalizmden kapitalizme geçişinin devlet eliyle gerçekleştirildiğinin belgesidir.” Diyerek yazdığı eser, “İç Anadolu’da Eski Bir Şehir: Kırşehir” adını taşıyor.(bkz. https://www.adnanyilmaz.com.tr/2019/11/21/o-kitabin-oykusu-ic-anadoluda-kucuk-bir-eskicag-sehri-kirsehir/, Erişim:13.07.2024)
[9] Walter Ruben, İç Anadolu’da Küçük Bir Eski Çağ Şehri: Kırşehir, Çev. Cemal Sakallı,.Kırşehir Belediyesi Kültür-Tarih Yayınları, Kırşehir, 2014, s. 66.
[10] M. Tayyib Gökbilgin, Milli Mücadele Başlarken 1 (Mondros Mütarekesinden Sivas Kongresine), İş Bankası Yayayınları, Ankara, 1959, s. 15-16.
[11] Selahattin Tansel, Mondros’tan Mudanya’ya Kadar, C. 1, MEB Yayınları, İstanbul, 1991, s. 119-120.
[12] Bakınız;15 Aralık 1919 Tarihli İrade-i Milliye (Sivas) Gazetesi Sayfa 3 “Bir Vesika-i Hıyanet”başlığı ile verilen gazete arşiv vesikasında haberin tercümesi şu şekildedir: “Yedlerinde Tezkere-i Osmaniye ve seyahat varakası bulunmayan ve Akdağ Madeni’ ne gideceklerini ve Rum milletinden olduğunu ifade eden beş şahıs dört gün akdem Adana’dan Kayseri’ye gelmiş ve polisçe hüviyetleri tahkik olunarak Ermeni milletinden ve Kayseri havalisinde şekavet eden Samoil Çetesi’ne mensub oldukları anlaşılmış ve üzerlerinde Yozgat Mutasarrıfı (Leon) imzasıyla 6 Mayıs, 35 tarihinde verilmiş bir vesika ile tercümesi atide münderiç mektup zuhur etmiştir. Bu eşhasdan birkaçının sene-i haliya Martında Bünyan kazasının Karaveran karyesine hücum ile gasb ve garata cür’et eden yirmi altı kişi meyanında olduğu da anlaşılmıştır.” İrade-i Milliye, 15.12.1919.
[13] Gotthard Jaeschke, Kurtuluş Savaşı Kronolojisi 1 (Mondros’tan Mudanya’ya Kadar), Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara, 1989, s. 102.
[14] Ali Karakaya, Millî Mücadele’de Manda Sorunu Harbord ve King-Crane Heyetleri, Ankara, 2001, s. 147.
