Anadolu toprakları, sözünü sakınmayan, eğilip bükülmeyen, haksızlığın karşısında birer dağ gibi dikilen abide şahsiyetlerle mayalanmıştır. Bu köklü coğrafyanın, bozkırın ortasından haykıran en gür, en onurlu seslerinden biri de hiç şüphesiz hukukçu, şair ve yazar “Celal Tekiner”dir. O, sadece hece ölçüsüyle mısralar dizen bir edebiyatçı değil; ömrünü adalet, Türklük şuuru ve “Atatürk” ilkelerine adamış bir dert sahibidir.

Bozkırda Doğan Bir Ömür ve Hukuk Mücadelesi
“Celal Tekiner”, 1911 yılında “Kırşehir”’in köklü yerleşimlerinden “Kaya Şeyhi” mahallesinde dünyaya gözlerini açar. İlk tahsilini doğduğu topraklar olan “Kırşehir”’de tamamladıktan sonra, orta ve lise öğrenimi için gurbete çıkmak zorunda kalır; eğitim hayatını sırasıyla “Kayseri”, “Sivas” ve “Trabzon”’da sürdürür. Ardından “İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi”’ni bitirerek cübbesini kuşanır.
Genç bir cumhuriyet savcısı olarak “Develi” ve “Saimbeyli”’de görev yapsa da, hürriyetine ve haksızlıklara karşı tavizsiz karakteri onu bir süre sonra bu resmi görevinden istifa etmeye zorlar. Savcılıktan ayrılıp avukatlığa adım atan “Tekiner”, mesleğini “Çukurova” ve memleketi “Kırşehir”’de icra eder. Bir dönem, mesleki saygınlığının bir nişanesi olarak “Adana Barosu” Başkanlığı görevini de üstlenir. Dört çocuk babası olan bu çilekeş ve onurlu aydın, 26 Şubat 2002 tarihinde, 91 yıllık şerefli bir ömrün ardından doğduğu topraklarda, “Kırşehir”’de Hakka yürür.
Mısralardaki Memleket Hasreti ve Atatürk Sevdası
Daha okul sıralarındayken yüreğine düşen şiir ateşi, “Celal Tekiner”’in tüm hayatını şekillendirir. Şiirlerinde, genç yaşta memleketinden ayrı düşmenin verdiği o yakıcı sıla hasreti derinden hissedilir. Ancak onun kalemi sadece içsel bir özlemle sınırlı kalmamıştır; Türk milliyetçiliğine olan sarsılmaz inancı ve “Atatürk” devrimlerine olan ödünsüz bağlılığı, mısralarının en güçlü omurgasını oluşturur.
Menfaat düşkünlüğünü, rüşvete dayalı bürokrasiyi ve kültürel yozlaşmayı korkusuzca tokatlayan manzumeleri, toplumun kanayan yaralarına basılan birer tuz gibidir. Bu sert ve dik duruşun yanında, kalbindeki duru tabiat ve doğa sevgisi de şiirlerinin estetik yönünü beslemiştir. Genellikle 8’li ve 11’li hece ölçüsünü ustalıkla kullanan, söz sanatlarına son derece hâkim olan şair, zaman zaman mensur şiirler de kaleme almış ve bazı eserlerinde “Celal” mahlasını tercih etmiştir.
Fikirlerin Kitaplaşan Feryadı
Onun edebiyat yolculuğunun ilk yazılı abidesi, 1932 yılında “İstanbul”’da yayımlanan “Ateş Damlası” adlı kitabıdır. Bu ilk eserde, “Kırşehir”’e duyduğu o derin sevgiyi ve vatan hasretini adeta ruhundan üfleyerek dillendirir. Memleket sevdası ilerleyen yıllarda “Kırşehir’de İlkbahar” ve “Anne Vatan” adlı çalışmalarıyla perçinlenir.
Millî konulardaki hassasiyeti, vatan sevgisi ve “Atatürk” aşkı, onun adeta yaşam pınarıdır. Bu köklü bağlılığı, 1962 yılında neşrettiği “İhtilal” ve 1984 tarihli “Millî Marş” isimli eserlerinde topladığı şiirlerle haykırır. Toplumsal çarpıklıkların üzerine gitmekten asla çekinmeyen “Tekiner”; “Beşinci Kitap”, “Yeni Din” ve “Yeni Mevlit” adlı kitaplarında, din bezirgânlarını ve dinin istismar edilmesini en sert, en tavizsiz şekilde eleştirir. Eski Türk geleneklerini, töresini ve Türklüğün özünü anlatarak toplumu kökleriyle buluşturmayı şiar edinen aydın ahlakı, “Gök Tanrı” adlı eserinde eski Türk inanış yapısını işleyen şiirleriyle taçlanır.
1954 Zulmüne Karşı Yükselen Bayrak:
“Haksızlığa İsyan”
“Celal Tekiner” ismini tarihe altın harflerle kazıyan en büyük kırılma noktası, 1954 yılında “Kırşehir”’in siyasi hırslarla il iken ilçe yapılması hadisesidir. Dönemin tek başına iktidarının bu uygulamasına karşı, sesini en yüksek çıkaran, korkusuzca kafa tutan entelektüellerin başında o gelir. Bu tarihi haksızlığa karşı yükselttiği gür sesini, 1956 yılında yayımladığı “Haksızlığa İsyan” adlı kitabında toplar. Ancak bu cesur kitap, aynı yıl siyasi gerekçelerle toplatılmaktan kurtulamaz; hatta “Tekiner” bu dik duruşu sebebiyle cezaevine bile girer.
Onun bu dönem kaleme aldığı “Kırşehir’e Açık Mektup” adlı yazısı, bir şehrin onur mücadelesinin manifestosu niteliğindedir. O, vatanından ve doğduğu topraktan hiçbir zaman kopmamıştır. “Adana”’dayken “Çukurova’dan”, memlekete döndükten sonra ise “Toprağımdan” başlığı altında yazdığı metinler, bir adamın toprağına duyduğu sadakatin en canlı vesikalarıdır.
Gazete Sütunları ve Gösterişsiz Bir Vefa
Hayatının son dönemlerinde, “Kırşehir”’in kadirşinas iş insanlarından “Galip Coşkuntuna”, sahibi olduğu “Kervansaray Otel”’de ona huzurlu bir barınma imkanı sunar. Bu dönemde başta “Kırşehir Çiğdem Gazetesi”’nin kurucusu “Şevket Güner” olmak üzere, edebiyatçı ve hukukçu “Adil Vahapoğlu”, şehrin duayen gazetecisi “Dursun Yastıman” ve araştırmacı-gazeteci-yazar “Adnan Yılmaz” gibi kıymetli bir yazar kadrosu ona büyük bir hürmet göstererek onure ederlerdi.

Atatürkçü Düşünce Derneği Kırşehir Şubesi’nin Kurucu Başkanı, hukukçu-avukat, şair Adil Vahapoğlu ile olan dostluğundan dolayı Atatürkçü Düşünce Derneği’nin de müdavimleri arasında olduğu gibi Vahapoğlu’nun pek az kişiye verdiği dernek anahtarlarından biri de onda olmuştur.
İlerleyen yaşına rağmen gösterişten uzak, sade ama her daim pırıl pırıl ve şık giyinen bu çınar, kendi el yazısıyla özenle yazıp getirdiği şiir ve yazılarını yıllarca gazete sütunlarında hemşerileriyle paylaştı.
“Şevket Güner” ’in Kaleminden:
“KIRŞEHİR AŞIĞI CELAL TEKİNER”
“Celal Tekiner”’in hakka yürümesinin ardından, sağlığında gazetesinin sayfalarını ona açarak ve samimi, sahiplenici bir dostluk kurarak büyük bir vefa gösteren “Şevket Güner”, 31 Mayıs 2021 tarihli “Kırşehir Çiğdem Gazetesi”’nde onun aziz hatırasını şu satırlarla tarihe not düşmüştür:
“KIRŞEHİR AŞIĞI CELÂL TEKİNER”
Gazetemiz “Kırşehir Çiğdem” 15 yıldan fazla bir süre tarihi nitelikte “Kırşehir Yazıları” köşesinde “Kırşehir”’e olan bitmez tükenmez sevgisini dile getiren hukukçu, şair, yazar “Celal Tekiner” ağabeyimiz 26 Şubat 2002 tarihinde aramızdan ayrılmıştı.
92 yıllık yaşamında “Kırşehir” ve demokrasi mücadelesi veren, çileler çeken, “Kırşehir”’in yetiştirdiği gerçek bir Türkçü ve “Kırşehir” aşığıydı “Celâl Tekiner”…
“Celâl Tekiner”’i yakından tanıyanlar çok iyi bilirler ki o gözünü budaktan esirgemez, doğru bildiğinden asla şaşmazdı.
Özellikle “Atatürk”’e olan bağlılığı ve onun kurduğu Cumhuriyet ve rejim düşmanlarının karşısında tek başına mücadele veren “Kırşehirli” onurlu bir şahsiyetti.
1950’li yıllarda dönemin tek başına iktidarı olan ve “Dediğim dedik” diyen “Demokrat Parti”’nin “Kırşehir”’i ilçe yapması nedeniyle “Celâl Tekiner”’in verdiği büyük mücadeleyi o günkü “Kırşehirliler” çok yakından bilirler.
“Celâl Tekiner” 1954’te “Kırşehir” ’in kaza haline getirilmesi nedeniyle devrin iktidarına kafa tutmuş ve korkusuzca bu uğurda yılmadan mücadele vermiştir.
Hatta o yıllarda “Haksızlığa İsyan” kitabıyla bu tepkisini ortaya koyan “Celâl Tekiner” bu nedenle “Adana” ’da cezaevinde bile yatmıştır.
“Celâl” ağabeyin o yıllarını yaşamamış birisi olarak ben onu 1965 yılında, bugün yıkılarak yeni baştan bir proje ile hayata geçirilen eski Belediye binası yani eski “Müstean İş Hanı”’nın üçüncü katında bulunan bürosunda tanıdım.
O yıllarda “Kırşehir” ’de avukatlık yapan “Celâl Tekiner”’i çalıştığım “Yeni Kırşehir” gazetesindeki “Toprağımdan” köşesinde çıkan yazılarıyla biliyordum.
Son 15 yıldan fazla gazetemiz “Kırşehir Çiğdem”’de “Kırşehir Yazıları” köşesinde yazılar kaleme alan “Celâl Tekiner” sık sök gazeteye gelir, yazısında zaman zaman istenmeden çıkan hataları şiddetle eleştirir, kızardı bize.
“Celâl Tekiner”’in yazılarını yayınladığımız için zaman zaman “Atatürk” ve rejim düşmanları tarafından eleştirilmedik de değil.
Ama biz “Celâl Tekiner’i çok iyi tanıyorduk, o büyük “Atatürk’e ve kurduğu Cumhuriyet’e ölümüne bağlı, idealist birisiydi.
Tabii ki her yazar ve düşünür gibi “Celâl Tekiner” de eleştirilecekti.
“Celâl Tekiner” bu eleştirilerden hiç etkilenmez, alınmaz, gocunmaz, aksine daha fazla yüreğini ortaya koyardı.
“Celâl Tekiner”’in bir özelliği de ülkemizde yaşanan adaletsizliklere, yanlış söylem ve çıkışlara tepki koymakta gecikmez, hemen “PTT”’ye gider, nüfus kâğıdını ilgili memura verir, daha önce yazdığı telgrafları ilgili kişilere gönderirdi.
Hatta bu gönderdiği telgraflar nedeniyle hakkında pek çok defa davalar açıldı, hepsine de bizzat kendisi girerek savunmasını yaptı ve beraat etti.
“Celâl Tekiner” “Kırşehir” ve “Kırşehirlileri” ölümüne severdi. Onlara hiç söz söyletmez, söyleyenlere de öyle cevaplar verirdi ki çapsız, ufuksuz, basit adamlar kaçacak delik arardı.
“Celâl Tekiner” öldükten sonra “Kırşehir” ‘in “Obruk Dağı” ’ndaki mağaraya gömülmeyi çok isterdi.
Hatta bir keresinde “Alpaslan Türkeş” hayattayken telgraf çekerek “Partine bağlı Kırşehir Belediye Başkanı Sayın Metin Çobanoğlu’na emir ver, Belediye Meclisi’nde karar alsın, ben ölünce mezarımı Obruk Dağı’nın mağarasının içine koysun” demişti.
“Celâl Tekiner” “Kırşehir”’in kim bilir kaç kere gezip dolaştığı dağında, taşında, ırmağında, ağacında ilham almış ve bunları yazılarına dökmüştü.
Geçtiğimiz yıllarda bir defasında “Beni Kırşehir’in fabrikalarına, tesislerine götürün. Oraları hangi hemşehrilerim işletiyor, neler üretiyor görmek istiyorum” demişti de kendisini oralara götürüp gezdirmiştik.
O gezimizde yanımızda bugün aramızda olmayan eski Belediye Başkanımız ve gazetemiz yazarı “Orhan Baycan”, “Ahi Baba” “Mustafa Karagüllü”, İş İnsanı “Hacı Mehmet Gülten” ile halen “İzmir”’de yaşayan gazeteci “Dursun Yastıman” ve diğer bazı dostlarımızla buraları gezip gördüklerini yine bir bir kaleme almıştı “Celâl Tekiner”…
“Kırşehir”’de örnek bir insan olarak yaşayan “Celâl Tekiner” gösterişten uzak, sade yaşamayı ve ilerlemiş yaşına rağmen pırıl pırıl ve şık giyinirdi.
“Celâl Tekiner”’i zaman zaman ben ve eşim kaldığı otelde ziyaretine gider, kendisinin sevdiği “Kırşehir”’in ev yemeklerini götürür, birlikte sohbet eder, kendisini dinlerdik.
“Kırşehir”’deki bazı dostları “Celâl Tekiner”’e “Celâl ağbi, bu yazılar senin için birer serum oluyor” dediklerinde güler, bunu kabul eder ve “Yazılarım ben ölünce de yayınlanacak olan ‘Kırşehir Çiğdem’e emanet ediyorum. Yalnız dizgi hatası olmasın. Öbür dünyada size tel çeker, protesto ederim. Haberiniz olsun” derdi.
Şu büyük Allah’ın işine bakınız ki, “Osman Bölükbaşı” ile zaman zaman ters düşse de onun partisinin “Adana” İl Başkanlığı’nı yapan “Celâl Tekiner” de aynı yaşta ve aynı anda bu dünyadan göçüp gitti.
“Osman Bölükbaşı” gibi “Celâl Tekiner” de günahıyla, sevabıyla “Kırşehir”’e mal olmuş gerçek bir Türkçü, “Atatürkçü” ve “Cumhuriyetçi”’ydi.
Onlar için ne söylesek, ne yazsak azdır.
“Kırşehir”’in aşığı, büyük “Atatürkçü” “Celâl Tekiner” artık aramızda yok, ancak yazılarını yine aynı sütunda zaman zaman yayınlamaya devam ediyoruz.
19 yıl önce 26 Şubat 2002 tarihinde aramızdan ayrılan “Celâl Tekiner”, bugün “Aşıkpaşa Mezarlığı”’nda ebedi istirahatgâhında yatıyor.
İşte yukarıdaki fotoğrafta görüldüğü gibi uzun yıllar otelinde misafir olarak yaşayan, iş insanı “Adnan Coşkuntuna” geçtiğimiz günlerde “Celâl” Ağbi’nin mezarını yaptırmış. Kendisi her ne kadar isminin yazılmasını istemese de ben onun ahde vefasına, büyüklüğüne saygı duyuyor; kendisine teşekkür ediyorum ve yayınlıyorum.
Şevket Güner
31.05.2021 “Kırşehir Çiğdem”



