DULKADİR BEYLİĞİ VE KIRŞEHİR

  • Daha xvı. yy. başlarında Dulkadir eline mensup oymakların Ankara bölgesine kadar geçtikleri görülmekle birlikte Kayseri ve Kırşehir bölgesi de bu elin yerleşme sahaları arasında yer almıştı. Nitekim Kırşehir’de bu ele mensup “Dulkadir” adını taşıyan köyler mevcut olup “Dulkadir Aşireti” olarak anılmakta ve bu aşirete mensup insanlarca bu “Dulkadir” adı benimsenmekte, birçoklarının soyadı “Dulkadir” olanları bile yaygın bir mevcudiyet göstermektedir.
  • Kırşehir ve çevresinde bir dönem bunca entrikalar, yağmalar, cinayetler ve savaşlar ortasındaki bu manzara içinde bölgeye göç eden Türkmenler üzerinde hükümranlık hakkı doğduğu iddiasıyla hüküm süren Dulkadir Beyliği Şahsuvar oğlu Ali Bey’in Kanuni Sultan Süleyman devrinin ilk yıllarında (1522)   hile ile öldürülmesiyle son buluyordu.
  • Esasen,İran seferiyle görevlendirilen Ferhat Paşa, Ali Bey’i Şah İsmail’e karşı bir sefer yapacağız diye hileyle çağırıyor, güzel bir ziyafetin ortasında Ali Bey’i, oğullarını ve maiyetini öldürtüyor, Ali Bey’in kesik başı Rodos seferine çıkmış olan Kanuni Sultan Süleyman‘a Cide’de sunuluyor ve artık Anadolu’da bu olaydan sonra ‘Osmanlı yiğit basandır’ sözü de yayılıyordu.

*****

Anadolu’da Moğolların egemen olduğu yıllarda irili ufaklı Türk beylikleri oluşmuş, Moğollar arasında ortaya çıkan iç mücadele bu Türkmen beyliklerini hayli rahatlatırken bir beylikte 1337’de Elbistan’da Dulkadir Beyliği adı altında kurulmuştur..[1]

Osmanlı sultanları Çukurova’nın doğusundaki Maraş-Elbistan yöresi göçebe Türkmenlere hükmeden Dulkadir Beyliği nüfuzunu Mısır Memlüklülerinden gelecek tehditlere karşı kullanmış, buna karşılık Dulkadir Beyliği Osmanlı-Memlük dengesini kendi beyliklerinin devamında kollayan bir yaklaşım içinde olmuştur.

Dulkadir Beyliği Akkoyunlu Beyliği’nin yıkıntıları üzerinde kurulan Safevi devletiyle Osmanlılar arasındaki kızgın rekabette de çoğu zaman kilit rol oynamıştır.

Maraş bölgesi Türk aşiretlerinin büyük kısmı ve Bozok Türkmenleri Orta Anadolu illerinin, özellikle Yozgat ve çevresine gelince Dulkadir beyleri Kırşehir-Çorum-Sivas arası bölgeye de ilgi duymuşlar, buralara gelen Türkmenler üzerinde aşiret beyliği haklarının devam etmesi gerektiğini düşünüp bunu uygun bir siyaset izlerken tam da bu noktada Karamanlılar da rekabet içinde olmuşlardır.[2]

Bu anlamda Kırşehir bölgesinde Dulkadir Beyliği egemenliği bu yöreye Elbistan ve civarından göç eden Türkmenler üzerinde Dulkadirlilerin hükümranlık iddialarıyla ilgilidir.

Sözü geçen bu tarihsel süreçte Kırşehir Osmanlı sultanlığı Dulkadir ve Karaman beylikleri arasındaki egemenlik kavgasının önemli alanlarından biri olmuştur.

1337-1522 yılları arasında hüküm süren Dulkadir Beyliği Anadolu beyliklerinin sonuncusudur.

Sınırları XVI. yy. başlarında Harput’tan Bozok’a, Sivas’ın güneyinde Gemerek’e, Gürün’den Antakya’ya, Hassa’ya kadar genişlemiş, Maraş başta olmak üzere Antep, Adıyaman, Malatya, Kayseri, Kırşehir ve Kars şehirlerine de içinde almıştır.

Burada lokal olarak Dulkadir Beyliği ve Kırşehir konusu ele alındığından konuyu dağıtmamaya çalışmakla birlikte Kırşehir’de cereyan eden olayların daha açık kavranabilmesi için zaman zaman bu beylikle ilişkili olaylar genel perspektif içinde ele alınmıştır.

ŞAHŞUVAR ÖLDÜRÜLÜYOR.

Dulkadirlilerden Şahsuvar Fatih’in yardımıyla Dulkadir tahtını ele geçirmiş, Memlük sultanı Hoşkadem Dulkadir tahtı için amcası Rüstem’i teşvik etmiş[3], bu yüzden Memlük sultanı ile sık sık çatışmış, sonuçta Memlük kumandanı Yaşbek’e teslim olmuş[4], Memlüklüler onun yerine Şahbudak’ı ikinci kez Dulkadir tahtına oturtmuş[5], Şahsuvar kardeşleri ve akrabalarıyla birlikte çırılçıplak soyundurulup develer üzerinde gezdirilip maiyetiyle birlikte kılıçla iki parçaya ayrılarak öldürülmüştür.[6]

ALAÜDDEVLE BEY; KIZI AYŞE HATUN’U ŞEHZADE BEYAZIT’A VERİYOR

Dulkadir Beyliği tahtına Şahbudak’ın çıkmasından sonra kardeşi Şahsuvar’ın böylece iğrenç bir şekilde öldürülmesine üzülen Alaüddevle Bey Dulkadirli cemaati ile ülkelerini terk ederek Amasya’da bulunan Şehzade Beyazıt’ın yanına sığınmış, sonradan geleceğin padişahı olacak Yavuz Sultan Selim’in annesi olan kızı Ayşe Hatun’u Şehzade Beyazıt’a vermiştir.[7]

Bu evlilikten 1467 yılında Yavuz doğmuştur. Alaüddevle Bey’in kız kardeşi Sitti’de Fatih Sultan Mehmet’in eşidir.

Damadı Şehzade Beyazıt’ın yanında bir süre kalan Alaüddevle Bey Dulkadir ülkesine yeniden dönmüş, etrafına topladığı Türkmenlerle Sivas’ı yağmalamış, burada bulunan sancak beyi ile çatışmış, sonuçta Osmanlı’nın bu hareketinden dolayı kendisini cezalandıracağını düşünerek İstanbul’a gidip eniştesi Fatih’ten af dilemiştir.[8]

Osmanlı sarayına sığınan Alaüddevle Bey’e Fatih Sultan Mehmet Cirmen Sancak Beyliği’ni vererek Dulkadir ülkesini Osmanlı nüfus hakimiyeti içine almayı hedefleyerek Dulkadir ülkesinin Osmanlılara terkini istemiştir.

ALAÜDDEVLE BEY’E, KIRŞEHİR SANCAĞI TIMAR OLARAK VERİLİYOR.

Alaüddevle Bey’i himayesine alarak Dulkadir ülkesine müdahele eden Fatih Dulkadir Beyliği için uğraşan kavgalı iki kardeş arasındaki çelişkileri ustaca kullanmış, Alaüddevle Bey’i kardeşi Şahbudak’ın yerine Dulkadir tahtına geçmesi için teşvik etmiş, Mengli Giray’ı Kırım Hanlığı’na tayin ettiği gün 1480 yılında Alaüddevle Bey’e de Kırşehir sancağını tımar olarak vermiştir.[9]

Fatih tarafından Dulkadirli tahtına oturtulan ve Kırşehir sancağı tımar olarak verilen Alaüddevle Bey Kırşehir’in Budaközü nahiyesine tabi Bey Kışlası mezraasında kalmıştır.

Kırşehir sancağı başta olmak üzere Alaüddevle Bey’e dirlik olarak verilen yerler şunlardır:

Kızılcaköy, Bucur, Salanda, Ortaköy, Koçaç.Hüseyin Abad nahiyesine tabi Perçen, Yatan Kavağı, Sofılar, Kavurgalu, Sarı Hoca köyleri, Budaközü nahiyesine tabi Öyük, Üç Karaağaç köyleri ve Bey Kışlası, Yassıviran, Topan, Kavukağaç, Ebeguli?,Lodran, Çarık, Üç Orgun, Tahir Kara Tanı, Kovaağaç, Kirmide, Gölhisar, Seracak, Horka, Hatip mezraları ile Cisr-i Sahib, Kızılöz, Akşener, Malya, SemiryaAlpi?, Öşürlü Yüzü, Evren Deresi, Kompak, Araklu, Gömlen, Yaylacık, Bekinli?, Daruözü, Gümüşcek, Agoyuk nahiyelerine muhtelif araziler, kışlak ve yaylaklar ile Varsak aşiretleri olmak üzere 25 bin akçelik tımardır.

Prof. Dr. Refet Yinanç “Dulkadir Beyliği” eserinin 78-79. sayfalarında aktardığı kaynakta (İbni Kemal,  s.391,  Vilayet-i Rum İcmal Defteri,  BA. Nr. 15, s217-218) belirtilen sancağın adının yazılmadığını, ancak bunun Kırşehir olduğunun tespit edildiğini yazar. Ayrıca defterin bu kaydında kendilerini haberdar eden Doç. Dr. İlhan Şahin’e de teşekkür eder ki İlhan Şahin Kırşehirli olup Hasanlar köyündendir.

DULKADİR BEYİ ALAÜDDEVLE BEY’İN KIRŞEHİR’DE YAPTIRDIĞI ESERLER

Kendisine Kırşehir sancağı verilen ve de Dulkadirli’nin başına getirilen Alaüddevle Bey yine Osmanlılardan aldığı yardımla ve oluşturduğu kuvvetle kardeşi Şahbudak üzerine yürüyerek çarpışmış, ilk çarpışmada Türkmenlerin Şahbudak yanında yer alması sonucu bozguna uğramış, bu mağlübiyet üzerine Şehzade Beyazıt’ın kapıcıbaşısı komutasındaki Osmanlı kuvvetleri Kozan’a sığınmış, şehrin Memlük Valisi da onları öldürerek başlarını kesip Kayıtbay’a göndermiş, bu eksik başlarla Kahire cirit meydanında oynatan Memlük sultanının bu hareketine kızan Fatih Alaüddevle Bey’i kuvvetli bir orduyla yeniden Dulkadir ülkesine göndermiş, bu çarpışmada kardeşine yenilen Şahbudak Mısır’a kaçarken Alaüddevle Bey de Dulkadir tahtını ele geçirmiştir.[10]

Dulkadir Beyi Alaüddevle Bey’in Kırşehir’de yaptırdığı eserler Kırşehir tahrir defterlerinin incelenmesi sonucunda ortaya çıkartılmıştır. O zamanki adlarıyla bu eserler[11] şunlardır.

 

  • Karayusuf İni Köyü Camii: Alaüddevle Bey yaptırmış ve köyün malikanesini camiye vakfetmiştir.
  • İğdecik Köyü Camii: Alaüddevle Bey yaptırmış, bu köye bağlı Yanık Bey ve Gökçe Öyük mezralarını camiye vakfetmiştir. İğdecik köyü Süleymanlu kazasının Çiçek Dağı nahiyesine bağlı olup vakıf mezraları Sarı (Sarım) Beyli Cemaati ziraat ediyordu.
  • Hacı Köyü Camii: Alaüddevle Bey yaptırmış ve köyün gelirini camiye vakfetmiştir.
  • Halifelü (AğceMeşhed) Köyü Camii: Alaüddevle Bey yaptırmış, Boyalı Viran ve Evencik mezraları camiye vakfedilmiştir.

Tüm bu değerli bilgilerle birlikte yine Kırşehir’de bulunan Ahievran Türbesi’nin kapısı üzerinde mermer taşa işlenmiş kitabeden burasının Murat Han oğlu Sultan Mehmet Han devrinde Dulkadirliler’den Süleyman Beyoğlu Alaüddevle tarafından 886 yılında yaptırıldığı da bilinmektedir.[12]

Yine Caca Bey mütevellilerine ait H. 1211 ve 1218 tarihli iki beratta “Kırşehir nahiyesine bağlı Vakf-ı Cami-i Alaüddevle Bey” diye yazıldığını Cevat Hakkı Tarım duyurmaktadır.[13]

“OSMANLI- MEMLÜKLÜLER” ÇEKİŞMESİNDE “DULKADİRLİLER.

Fatih’in 1481 Mayıs’ında Gebze’de ansızın ölümünün ardından kardeşi Şahbudak’ı kollayan ve Memlüklülerden gelecek tehditlerden endişelenen Alaüddevle Bey bu dönem Memlüklüler’le de ilişkilerini yumuşatma yoluna gitmiştir.

Alaüddevle Bey Memlüklüler’e Mısır’da bulunan kardeşi Şahbudak’tan daha itaatkar olduğunu belirterek gerginliği yumuşatmış, Mısır’da Memlüklüler’e sığınmış olan kardeşi Şahbudak’ın da Şam kalesine hapsedilmesini sağlamış, bu arada Osmanlı dengesini de gözeterek yeni padişah II. Beyazıt’la da ilişkiye geçmiş, dahası II. Beyazıt’a karşı taht iddiasında bulunan kardeşi Cem’e yönelik tutumda II. Beyazıt’ın yanında yer almıştır. Cem’i takibe koyulan Alaüddevle Bey Şehzade Cem’in de kardeşi Şahbudak gibi Mısır’a kaçışını sağlamıştır.[14]

Kardeşi Cem’in Mısır’a kaçışından sonra Sultan Beyazıt’ın oğlu Şehzade Abdullah’ı Karaman Valiliği’ne tayin ettiği dönemde Alaüddevle Bey ile Karaman’dan alınacak vergilerin toplanmasında ciddi anlaşmazlıklar çıkmış, Alaüddevle Bey’in tahsildarları Karaman Valisi’ne ödenecek vergilere ve cizyelere el koymuşlar[15] ve sonuçta Sultan Beyazıt oğlunun dergah-ı ali’ye şikayette bulunduğunu Alaüddevle Bey’e bizzat ileterek bu anlaşmazlığı çözmeye çalışmıştır.

ALAÜDDEVLEBEY’İN,  MEMLÜKLÜLERİN   HEDEFİ HALİNE GELMESİ.

Alaüddevle Bey Şehzade Cem’in Mısır’ın da desteğini alarak ve de Karamanoğlu Kasım Bey’le de birleşerek taht için yeniden mücadeleye girdiği bir zamanda 1483 Temmuz’unda Memlüklüler’in elinde bulunan Malatya’yı kuşatmış, 1484 Şubat’ında Memlüklüler’i Elbistan’da yenilgiye uğratmış, böylece Alaüddevle Bey Memlüklülerin ciddi bir hedefi haline gelirken Sultan Beyazıt tarafından da desteklenmiştir.[16]

Alaüddevle Bey’in başında bulunduğu Dulkadir Beyliği Osmanlı-Memlük mücadelesinde her iki tarafı da kollamaya çalışmış, Memlüklüler’in bölgedeki ağırlığını görünce kızını Memlük ordusu komutanı Özbey’in oğluna vererek Memlüklüler’le de yeni dostluk kapıları aralarken II. Beyazıt’ın da sabrı taşmıştır.

Kızını Memlük ordusu komutanının oğluna vermekle Alaüddevle Bey II. Beyazıt’ın gözünde artık “daire-i itaadden uzaklaşmış”[17] olurken II. Beyazıt bu sefer Alaüddevle Bey’in yerine Dulkadirli tahtına Alaüddevle’nin kardeşi Şahbudak’ı geçirmeye karar vermiştir.

Osmanlılar bu zaman diliminde Memlüklüler’in safına geçen Alaüddevle Bey’e karşı kardeşi Şahbudak’ı desteklediler.[18]

Osmanlı desteğini kardeşine karşı kendi yanına alan Şahbudak Dulkadirli tahtını ele geçirmek için Alaüddevle Bey’in üzerine yürüyor, 1489 Mart’ında hemen hiçbir direnişle karşılaşmadan Dulkadir topraklarına giriyor. Bu sırada Kırşehir’de bulunan kardeşi Alaüddevle Bey’in oğlu, dolayısiyle yeğeni olan Şahruh’u yakalatıp Kırşehir’de gözlerine mil çektiriyor. Beş yıl öncesinde de Alaüddevle Bey kardeşi Şahbudak’ın oğlu Şahkubat (Feyyaz)’ın gözlerini kör etmişti.[19]

Şahbudak’ın gözlerine mil çektirdiği yeğeni ve Alaüddevle Bey’in oğlu Şahruh Kırşehir sancak beyliği de yapmıştır.[20]

1500 yılında Karaman Eyaleti’nde yapılan vergi değişiklikleri mükellefler arasında hoşnutsuzluk yaratmış, II.Beyazıt’ın Mora seferine çıkmasını fırsat bilen sipahiler İran’da bulunan Karamanoğlu Mustafa’yı getirip Konya tahtına çıkarmışlar, bu esnada Alaüddevle Bey Kırşehir sancak beyi bulunan oğlu Şahruh’u Osmanlı şehzadelerine yardım etmesi amacıyla Karamanoğulları üzerine göndermiş, kış mevsimi yaklaşınca Şahruh yeniden sancak beyliği yaptığı Kırşehir’e dönmüştür.[21]

Osmanlılar’la Memlükler arasındaki çekişme Dulkadir tahtında kimin bulunacağı noktasında her iki taraf için de önem taşımıştır.

Bu durumun sadece Dulkadiroğulları açısından değil, Osmanlılar açısından da benzer şekillerde değerlendirildiğini, Osmanlı sultanı Mehmet Çelebi zamanında da Karaman ve Dulkadiroğlu hanedanlarının aile kavgalarından faydalanıldığını, Tarsus, Larende, Niğde ve Kayseri Karamanlılar’dan, Maraş, Elbistan ve Besni’yi Dulkadiroğulları’ndan alınarak Memlük nüfuzunun İç Anadolu’ya kadar yayıldığını Mustafa Akdağ Hammer’den aktarmaktadır.[22]

Esasen Memlüklüler Güney Anadolu ve Çukurova ile Osmanlılar’dan daha önce ilişki kurmuşlar, bu yüzden de Karaman beyleri Osmanlılar’a karşı zor durumda kaldıkça Memlük dengesini arkasına almak istemişler, Osmanlı-Karaman siyasi çekişme süresince Kırşehir’i de içine alan Bursa-Ankara-Konya üçgeni çevresinde halk geniş çapta soygun, yağma, tahrip ve felaketlere uğramıştır.[23]

Osmanlı-Memlük barışının yapıldığı 1491 yılından sonra Alaüddevle Bey Osmanlı padişahı II. Beyazıt’la yeniden dostça ilişkiler kurmuştur.

Osmanlı Memlük barışından bir yıl önce 1490 yılında Memlüklüler Alaüddevle Bey’in desteğiyle Kayseriyi kuşatıp Karaman’ı yakmışlardır.[24]

Bu Alaüddevle Bey Şah İsmail’in 1500 yılında Anadolu’ya gelip Kızılbaş Türkmenleri’ni etrafına topladığı bir zamanda Şah İsmail Alaüddevle Bey’in kızı Benli Hatun’u istemiş, başlangıçta vermeyi vaat eden Ayaüddevle Bey sonradan şiiliğini bahane ederek vazgeçmiş, onuru kırılan Şah İsmail bu olaydan sonra Anadolu Türkmenlerinin İran’a gitmelerini de engellediğini düşündüğü Alaüddevle Bey’e karşı diş bilemeye başlamıştır.[25]

Esasen çökmekte olan Akkoyunlu Devleti’nin toprakları üzerinde kurulan Şah İsmail’in başında bulunduğu Safevi Devleti hem Osmanlı, hem de Dulkadir Beyliği için bir tehdit oluşturmuştur.[26]

Kızı Benli Hatun’u söz verdiği halde Şah İsmail’e vermeyen Alaüddevle Bey Şah İsmail’e rakip bulunan Akkoyunlu şehzadesi Murat’a vermiştir[27], 1504’te Şah İsmail bir sefer için Irak’ı terkettiğinde damadına yardım ederek Bağdat’ı ele geçirmesini de sağlamıştır.

ÇALDIRAN’DA ŞAH İSMAİL MAĞLUP..

Şah İsmail 1507’de Osmanlı padişahı II. Beyazıt’tan izin kopararak Dulkadir ülkesine Sarız yolundan girmiş, çarpışmalardan sonra Alaüddevle Bey Turna Dağı’na (Nurhak) kaçarak bir türlü dağdan inmemiş, Şah İsmail bunun üzerine dağdan inmeyen Alaüddevle Bey’e “Ala Geyik” adını vererek dönerken[28] Elbistan ve Maraş şehirlerini de yakıp yıkarak teslim almıştır.

Neden sonra Yavuz Sultan Selim Şah İsmail’le hesaplaşmaya karar vermiş, ünlü Çaldıran Savaşı’na giderken Alaüddevle Bey’den gelecek olası bir saldırıya karşı da Kayseri ve Sivas arasında 40 bin kişilik bir ihtiyat kuvveti bırakmıştır.[29]

Nitekim Alaüddevle Bey Çaldıran seferine katılmadığı gibi Osmanlı’nın yiyecek kollarına baskın yaparak orduyu yiyecek sıkıntısına sokmuştur.[30]

DULKADİROĞLU ALİ BEY; KIRŞEHİR VE ÇEVRESİNDE DE CİDDİ ROLLER ÜSTLENDİ.

Çaldıran’da Şah İsmail’i mağlup eden (1514) Yavuz Sultan Selim bu defasında Alaüddevle Bey’le hesaplaşmak için Şahsuvar oğlu Ali Bey’e Dulkadir sınırında bulunan Kayseri sancak beyliğini vermiştir.[31]

Bu Ali Bey Kırşehir ve çevresinde de ciddi roller üstlenmiştir.

Dulkadirliller’den Ali Bey Çaldıran savaşında Şah İsmail’e karşı üstün başarılar göstermiştir.

1519’da Bektaşilik’te ikinci pir olarak tanınan Balum Sultan[32] (1462-1516)’un Hacı Bektaş’taki türbesi bu Ali Bey tarafından 1519 tarihinde yaptırılmıştır ki bu durum Ali Bey’in bu dönemde Kırşehir ve civarında ciddi bir hükümranlık da sürdürdüğünü göstermektedir.

1519 yılında yapılan Balum Sultan türbesinin kapısı üzerinde bulunan yazıtta “Veliler kutbu, Abdallar hülasası Horasanlı Hacı Bektaş Veli (Allah uyuduğu yeri nur etsin)’nin oğlu Resül Bali’nin oğlu Hızır Bali’nin şerefli kubbesini büyük kumandan ŞahsuvarBey oğlu Ali Bey 925 yılında yaptırdı” denmektedir.[33]

ALİ BEY; AMCASI ALAÜDDEVLE BEY’İN OĞLU OLAN SÜLEYMAN’I ÖLDÜREREK BAŞINI KESİP YAVUZ SULTAN SELİM’E GÖNDERDİ

Yavuz Sultan Selim Bozok sancağının idaresinde bulunan Alaüddevle Bey’in üstüne Ali Bey’i göndermiş, Bozok üzerine yürüyen Ali Bey amcası Alaüddevle Bey’in oğlu olan Süleyman’ı öldürerek başını kesip Yavuz Sultan Selim’e göndermiştir.[34]

Ali Bey Çaldıran savaşında Osmanlı ordusunun öncü kuvvetlerinde komutanlık yapmış, Çaldıran yengisinden sonra Safevi kuvvetlerini kovalamış, sefer dönüşü kendisine amcası Alaüddevle’den alınacak toprakların verileceği vadedilmiş, Osmanlı desteğinde amcası Alaüddevle Bey’in üstüne yürümüş, amcası Alaüddevle Bey’in savaş meydanında öldürülmesinden sonra Yavuz Sultan Selim tarafından Dulkadir Beyliği’nin başına getirilmiştir.

Ali Bey’in hükümranlığına karşı çıkan Alaüddevle Bey’in oğlu Şahruh ve Ahmet’in sığındıkları Zamantı kalesinde Ali Bey tarafından yakalanarak öldürülmeleriyle Ali Bey, beylik tahtına daha da rahat oturmuştur.[35]

ALAÜDDEVLE BEY’İN KESİLEN BAŞI; ÖNCE SİNAN PAŞA’YA, SONRA DA YAVUZ SULTAN SELİM’E SUNULUYOR.

Bu Ali Bey’in Kırşehir’i de içine alan bölgede egemenliği bu süreçten sonra başlamıştır. Osmanlı padişahı Yavuz Sultan Selim Dulkadir ülkesinin fethine giriştiğinde 1515 Haziranında Rumeli Beylerbeyi Sinan Paşa’yı 30 bin kişilik bir orduyla Elbistan’a sevketmiş, bu esnada olası Memlük saldırılarına karşı Osmanlı donanmasını Akdeniz’e yollamış, Yavuz’un uzlaşma taleplerine karşılık “Benim Osmanlıdan ne bakim var?” diyen Alaüddevle Bey’le savaşmaya karar vermiş, bu sırada Ali Bey babası Şahsuvar’ın Türkmenler üzerindeki nüfuzunu kullanarak Türkmenlerin çoğunluğunu kendi sınıfına çekmiş, Haziran 1515’teki bu kanlı muharebede öldürülen Alaüddevle Bey’in kesilen başı önce Sinan Paşa’ya, sonra da Göksun’da bulunan padişah Yavuz Sultan Selim’e sunulmuş[36], sonradan da Mısır Memlük sultanına gönderilmiştir.[37]

CELALİ İSYANLARINA ADINI VEREN BOZOK TÜRKMEN’LERİNDEN CELAL;ALİ BEY TARAFINDAN YAKALANIP ÖLDÜRTÜLÜYOR.

Ali Bey Çaldıran savaşındaki yararlılıklarından dolayı padişah tarafından hazineye alınmış, kendisine bir altın kılıç hediye edilmiştir.[38]

Esasen bu dönem Osmanlı padişahı tarafından himaye edilen ve onun desteği ile Dulkadir Beyliği’nin başına geçirilen Ali Bey[39] Celali isyanlarına adını veren Bozok Türkmenlerinden Celal’in de üzerine yollanmış, Celal Şah İsmail tarafına kaçarken Ali Bey tarafından Erzincan taraflarında yakalanıp öldürtülmüştür.[40]

Kanuni Sultan Süleyman sınırları Mısır’a kadar uzanan bir imparatorluğunun ortasında yarı bağımsız, ya da bağımsız bir beyliğin ortadan kaldırılmasına karar verdiğinde bir dönem Osmanlı’ya yararlılıklar gösteren Şahsuvar oğlu bu Ali Bey de ortadan kaldırılıyordu.[41]

ALİ BEY’İN HİLE İLE ÖLDÜRÜLMESİ VE DULKADİR BEYLİĞİ’NİN SONU.

İran seferiyle görevlendirilen Ferhat Paşa Ali Bey’i Şah İsmail’e karşı bir sefer yapacağız diye hileyle çağırıyor[42], güzel bir ziyafetin ortasında Ali Bey’i, oğullarını ve  maiyetini öldürtüyor, Ali Bey’in kesik başı Rodos seferine çıkmış olan Kanuni Sultan Süleyman’a Cide’de sunuluyor ve artık Anadolu’da bu olaydan sonra ‘Osmanlı yiğit basandır’ sözü de yayılıyordu.[43]

Kırşehir ve çevresinde bir dönem bunca entrikalar, yağmalar, cinayetler ve savaşlar ortasındaki bu manzara içinde bölgeye göç eden Türkmenler üzerinde hükümranlık hakkı doğduğu iddiasıyla hüküm süren Dulkadi Beyliği Şahsuvar oğlu Ali Bey’in Kanuni Sultan Süleyman devrinin ilk yıllarında (1522) böylece hile ile öldürülmesiyle son buluyordu.[44]

Daha XVI. yy’ın başlarında Dulkadir eline mensup oymakların Ankara bölgesine kadar geçtikleri görülmekle birlikte Kayseri ve Kırşehir bölgesi de bu elin yerleşme sahaları arasında yer almıştı. Nitekim Kırşehir’de bu ele mensup Dulkadir adını taşıyan köyler mevcut olup “Dulkadir aşireti” olarak anılmakta ve bu aşirete mensup insanlarca bu “Dulkadir” adı benimsenmekte, bir çoklarının soyadı “Dulkadir” olanları bile yaygın bir mevcudiyet göstermektedir.

Adnan  YILMAZ

 

 

————————-

DİPNOT

[1] Oğuzlar (Türkmenler), Prof. Dr. Faruk Sümer,  Ank. Ünv. Basımevi, 1967,  s.165

[2] Türkiye’nin İktisadi ve İçtimai Tarihi,  Cem Yayınevi, İst. 1995,  c.2  s.106

[3]Dulkadir Beyliği,  Prof. Dr. Refet Yinanç,  TTK Basımevi, Ank. 1989,  s.63

[4] A. g. e.  s.74

[5] A. g. e.  s.75

[6] A. g. e.  s.76

[7] A. g. e.  s.77

[8] A. g. e.  s.78

[9] A. g. e.  s.79

[10]Dulkadir Beyliği,  Prof. Dr. Refet Yinanç,  TTK Basımevi, 1989, Ank. s.78-79

[11] A. g. e. s.127

[12] Kırşehir Tarihi, Cevat Hakkı Tarım, Kırşehir Basımevi, 1947, s.91-92

[13] A. g. e. s.16

[14]Dulkadir Beyliği,  Prof. Dr. Refet Yinanç,  TTK Basımevi, 1989, Ank. s.80

[15] A. g. e. s.81

[16] A. g. e. s.81

[17] A. g. e. s.85

[18] Osmanlı İmparatorluğu Tarihi, Robert Mantran, Cem Yayınevi, 1995, İst. c.1 s.136

[19]Dulkadir Beyliği,  Prof. Dr. Refet Yinanç,  TTK Basımevi, 1989, s.85

[20] A. g. e. s.89

[21]Dulkadir Beyliği,  Prof. Dr. Refet Yinanç,  TTK Basımevi, 1989, Ank. s.89

[22] Türkiye’nin İktisadi ve İştimai Tarihi,  Prof. Dr. Mustafa Akdağ,  Cem Yayınevi,  1995, İst.  c.2,  s.96

[23] A. g. e.  s.98

[24] Osmanlı İmparatorluğu Tarihi, Robert Mantran, Cem Yayınevi, 1995, İst. c.1 s.136

[25]Dulkadir Beyliği,  Prof. Dr. Refet Yinanç,  TTK Basımevi, 1989, Ank. s.90

[26] A. g. e.  s.90

[27] A. g. e.  s.91

[28] A. g. e.  s.93

[29] A. g. e.  s.96

[30] Türkiye Tarihi,  Prof. Dr. Ali Sevim – Prof. Dr. Yaşar Yücel, TTK Basımevi, 1991, Ank.  c.2,  s.238

[31]Dulkadir Beyliği,  Prof. Dr. Refet Yinanç,  TTK Basımevi, 1989, Ank. s.97

[32] “Balım Sultan düzensizlik durumuna düşen tarikatı yeniden örgütlemişti. Silsile ve ayin yöntemini geliştirdi. Bu yeniden yapılanma Sultan II.Beyazıd’ın isteğiyle gerçekleşti. Başlangıçta, esas olarak Türkmen ve halktan gelen tarikatın başına neden Trakyalı bir Hristiyan anneden doğan bir derviş tayin edildi? Bunun sebebi doğudan gelen dış akımları dengelemek ve uysallaştırmak olabilir. Çünkü bu kural dışı akımlar Safevi propagandası ve Şah Kulu isyanlarından geliyorlardı. Safeviler kısmen Türkmen soyuna mensup olduklarından dolayı, etkili olabiliyorlar ve bir tehlike oluştuyorlardı. Bu tehlikeyi bertaraf etmek için Sultan II.Beyazıd Trakya ve Anadolu Bektaşileri arasında sıkı bağlar kurulmasını istiyordu. Ancak Kızılbaşların etkileri giderek yoğunlaşıyor ve artıyordu. Türkmenlerin soyundan gelen Trakya’daki Bektaşiler ile Anadolu’da kalan toplulukların arasında bir bölünme oldu. Anadolu’da kalan halk zümrelerine doğudan gelen akımların etkisi oldu. Bu topluluklara çok daha sonra ‘Alevi’ denilecekti.” (Bakınız Yol, Bilim Kültür Araştırma Dergisi Mart – Nisan 2000, 4 IreneMelikof “Bektaşiler ve İlk Osmanlılar” s.4)

[33] Aleviliğin Toplumsal Boyutları,  Prof. Dr. Fuat Bozkurt, Yön Yayınları, 1. Baskı, Mayıs 1990,  s.48

[34]Dulkadir Beyliği,  Prof. Dr. Refet Yinanç,  TTK Basımevi, 1989, Ank. s.97

[35] A. g. e. s.99-100

[36] A. g. e. s.98

[37] Türkiye Tarihi,  Prof. Dr. Ali Sevim – Prof. Dr. Yaşar Yücel, TTK Basımevi, 1991, Ank.  c.2,  s.242

[38] Büyük Osmanlı Tarihi, Prof. Dr. İsmail Hakkı Uzunçarşılı, 6. Baskı, TTK Yayınevi, c.2, s.272

[39]Dulkadir Beyliği,  Prof. Dr. Refet Yinanç,  TTK Basımevi, 1989, Ank. s.100

[40] Büyük Osmanlı Tarihi, Prof. Dr. İsmail Hakkı Uzunçarşılı, 6. Baskı, TTK Yayınevi, c.2, s.297

[41]Dulkadir Beyliği,  Prof. Dr. Refet Yinanç,  TTK Basımevi, 1989, Ank. s.105

[42] Büyük Osmanlı Tarihi, Prof. Dr. İsmail Hakkı Uzunçarşılı, 6. Baskı, TTK Yayınevi, c.2, s.309

[43]Dulkadir Beyliği,  Prof. Dr. Refet Yinanç,  TTK Basımevi, 1989, Ank. s.105

[44] Oğuzlar (Türkmenler), Prof. Dr. Faruk Sümer,  Ank. Ünv. Basımevi, 1967,  s.170

You may also like...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir