KARAMAN BÖLGESİ, KARAMANOĞULLARI VE KIRŞEHİR.

 “Bir dönem Kayseri, Çorum, Kastamonu hattının doğusunda kalan ve Sivas’ın merkez olduğu geniş bir saha, Danişmendiye Vilayeti adını taşırken, Antalya, Alaiye (Alanya), Aksaray, Niğde, Akşehir ve Kırşehir gibi Konya’nın merkez olduğu bölge de “Yunan Vilayeti” adıyla tanınırken sonradan Karamanoğulları adı geçen bölgenin vilayetlerini ellerine geçirince “Yunan” adı yerine “Karaman” adı verilmiş, Yunan Vilayeti sözü batarak, onun yerine Karaman Vilayeti ifadesi kullanılır olmuştur.”

****

1277’de Mısır-Suriye Türk Memlüklüleri Hükümdarı Baybars, Moğol İstilacı yönetimi altında kukla duruma düşen ve Anadolu’nun mali sömürüsü için sadece araç olarak kullanılıp tutulan Selçuklu devletinin ileri gelenlerinin ve Türkmen Beylerinin davetiyle Anadolu’ya yürüyordu.[1]

Selçuk devlet adamları için bir yandan Moğol itilasının boyunduruğu bir yandan Anadolu’ya yürüyen Baybars arasında dengeler çok hassastı. Nihayet yolun sonuna yaklaşılıyor, 60 bin kişilik bir Memlük kıtası, Elbistan’a çıkageliyordu.

İşin aslı; cihanda mağlubiyet tanımayan Moğollar’ı yalnızca Kıpçak Türkleri’nin Mısır- Suriye’de kurdukları Memlük[2]İmparatorluğu ilk defa 1260’ta Ayn Câlût’te perişan etmiş, bu imparatorluğun başında bulunan Baybars, Haçlılar’a ve de putperest Moğollar’a karşı kazandığı zaferlerle,1243 yılındaki Kösedağ savaşıyla gelen  “Moğol istilası” altındaki Anadolu’yu Moğol zulmünden kurtulmak isteyenlerin umudu haline gelmişti…

Bunu bilen Moğollar, işgal altında tuttuğu Anadolu’da zor dayatarak daha 1264’te Selçuk yöneticileriyle Memlüklüler’e karşı olmayı da içeren bir ittifak da sağlamışlardı.

Öte yandan, Başta Karamanoğulları ve Eşrefoğulları olmak üzere Anadolu’da birçok beylik, Baybars’la doğrudan ilişki kurmuşlardı.

Baybars’ı başından sonuna kadar destekleyen ve Moğollar’a karşı sürekli isyan halinde olan beyliklerin başında Karamanoğulları[3] geliyordu.

1277 Nisan’ında Kahire’den hareket eden Baybars, Halep ordusunu toparlayıp Anadolu’ya gelirken, tam da bu sırada Ermeniler, Memlük ordusunun ilerlemekte olduğunu Kırşehir kışlağında bulunan Toko ve Tutavun Noyanlarına bildiriyordu.[4] Bahsi geçen Kırşehir kışlağı“Malya Ovası” olup, bu kışlakta 30 bin Moğol askerinin mevcudiyetinden bahsedilmektedir.[5]

CACABEY; BAYBARS’LASAVAŞMAK İÇİN  ELBİSTAN’A GİDİYOR

Kırşehir kışlağında bulunan bu Moğol komutanları, kendilerine ulaşan haber üzerine Kırşehir’den Elbistan’a hareket etmişlerdir.

Kırşehir kışlağındaki Moğol askerleriyle birlikte Selçuklu veziri Pervane’nin başında bulunduğu Selçuklu kuvvetleri de harekete geçmiş, o sırada Moğolların Kırşehir Beyi bulunan Nurettin Caca Bey de Tacik Aşiretleri’nden birleşik bir kuvvetle bu orduya katılarak, Baybars’la savaşmak üzere Elbistan’a gitmiştir.

Moğollar, bizzat Pervane’nin Baybars’la öncesinde gizlice  mektuplaştıklarını bildiklerinden Pervane’nin ordusunu geriye alarak Gürcü ve Ermeni kuvvetleri, ileri uçta mevzilendirmiştir.

Moğollar, bu savaşta 6700 civarında ölü ve birçok esir bırakarak dağlara kaçmışlar, bu savaşta çarpışmayan Selçukluların birçoğu Baybars’ın ordusuna katılmış bir çoğu da gönüllü olarak esir olmuştur.

CACABEY BAYBARS’A ESİR..

 Moğol kuvvetleri, Selçuk kuvvetleriyle birlikte Baybars’a karşı yürümüş Moğollar Selçuk kuvvetlerine itimat etmediklerinden, yalnız başına harbe karar vermiş Nisan 1277’de Moğollar tam anlamıyla bozgun yaşamış birçok kumandanları da dahil öldürülürken, bu esnada Selçuk kuvvetlerinin bir kısmı kaçarken bir kısmı da Baybars’a esir düşmüştür.[6]Bu esirlerin arasında Kırşehir Beyi bulunan Nurettin Caca ve kardeşi de vardır.

Bu savaş, Moğollar için ezici bir yenilgi ile sonuçlanmış. Vezir Pervane’nin subaylarının büyük bir bölümü, oğulları da dâhil Baybars tarafından tutsak alınmıştır.[7]

BAYBARS:

“BEN YAĞMAYA DEĞİL, SELÇUK SULTANINI TATARLARIN ESARETİNDEN KURTARMAYA GELDİM.”

Nihayet Kayseri’de Selçuklu tahtına oturan Sultan Baybars burada fakîhleri, sofuları ve beyleri huzura çağırmış, tebrik edilip tahtı öpülmüş. Kendi adına para basılmıştır. Bu para Memluk askerlerinin giyim, kuşam, yiyecek ve hayvan  yemi ihtiyaçlarında kullanılmış, Baybars Kayseri’de “Ben yağmaya değil Selçuk Sultanını Tatarların esaretinden kurtarmaya geldim.” demiş. Pervane’ de elçi göndererek Baybars’a tebriklerini sunarken Karamanoğulları da itaatini arz etmişlerdir.[8]

 KARAMANOĞLU MEHMET BEY; AYNI YIL İÇİNDE KONYA’YI BASIYOR 

Karamanoğlu Mehmet Bey, Baybars’ın Anadolu’ya gelişini fırsat bilerek aynı yıl içinde 1277’de Konya üzerine yürüyordu.[9]

Karamanoğulları; Eşrefoğulları ve Menteşe’den yardım görerek Konya’ya saldırdıklarında Memluk Sultanı Baybars’la doğrudan ilişki kurmuşlardı.[10]

Moğollar’ın Kayseri’den Erzurum’a kadar olan bölgede 200 bini aşan insan katliamı, Karamanoğlu Mehmet Bey’in harekete geçmesine neden olmuş, “Siyavuş” adında bir şehzadeyi Hükümdar atayarak zapt ettiği Konya’nın tahtına oturtmuştur.[11]

Selçuknameler “Bu şehzadeyi II. İzzettin Keykavus’un oğlu değil” diyerek kabul etmemiş, bu yüzden de adını “Cimri” koymuşlardır.[12]

Selçuknamelerin “Cimri Hadisesi” adını verdiği bu olay, kısa sürede büyümüş III. Gıyaseddin ile Fahrettin Ali, Moğollar’la işbirliği yaparak Karamanoğlu Mehmet Bey’i ve kardeşini öldürmüşler. Sonradan Germiyan Türkmenleri’nin yanına kaçan “Cimri” yi ayağına giydiği kırmızı çizmeden Hükümdar olduğunu anlayarak diri diri yüzmüşler, derisine de saman doldurmuşlardır (Haziran 1279).[13]

KARAMANOĞLU MEHMET BEY,  MUT OVASI’NDA MOĞOLLAR’IN ŞİDDETLİ OK YAĞMURLARI ALTINDA ÖLDÜRÜLÜYOR

Moğollar’ın Konya üzerine geldiğini duyan Karamanoğlu Mehmet Bey, önce Konya’dan ayrılarak askeri hazırlıklara başlamış, sonra yeniden Konya üzerine yönelerek Mut Ovası’nda Moğollar’ın şiddetli ok yağmurları altında kardeşi ile birlikte öldürülmüştür.[14]

Karamanoğlu isyanının bastırılmasından sonra başta Konya ve çevre bölge olmak üzere Moğol-Selçuklu ittifakı, Karamanoğulları’na ve Karamanoğluları’yla işbirliği yapan Türkmenler’e karşı acımasız bir yıldırma hareketine girişmiştir.

“Cimri” olayında Konya halkının Karamanoğlu Mehmet Bey’e karşı bir direniş içinde olmadığı görülürken Konya valisinin Karamanlar’a karşı şehrin savunmasında Ahiler’e güvenmediğini yine   Claude’den öğreniyoruz.[15]Mustafa Akdağ, İbn Bibi’ye dayanarak aktardığı bilgilerde Ahiler’in Karamanoğulları’nın Konya’yı basması olayı karşısında takındığı tutum biraz daha aydınlanmaktadır.

SELÇUKLULAR’IN TARİHİNDE İLK KEZ TÜRKÇE’Yİ KULLANAN BİR DİVAN KÂTİPLİĞİ

Karamanoğlu Mehmet Bey, Konya’yı bastığında halka hitaben yayınladığı ilk fermanda  “Bundan sonra divanda, dergahta ve bârgâhta (saray ve resmi daireler), mecliste, meydanda Türkçe’den başka dil kullanılmayacaktır.”[16] demiştir.

Esasen Türkçe’nin bir “yönetim dili” olarak, 1277’de Konya’da hüküm süren Karamanoğlu Mehmet Bey’in girişimiyle oluşu dikkate değer bir yeniliktir.[17]

Karamanoğlu Mehmet Bey’in fermanı, Türkçe’nin Anadolu’da “yönetim dili” olması yönüyle bir ilktir.

Nitekim İslam tarihi uzmanlarından Claude Cahen bile bu konuda şaşkınlığını saklamamakta ve şöyle demektedir; “Bütün bunların arasında en çok şaşılacak şey ise, Türkmenler’in Arapça’yı ve hatta Farsça’yı bilmemeleri nedeniyle Rum’daki Selçuklular’ın tarihinde ilk kez Türkçe’yi kullanan bir divan kâtipliği kurmuş olmalarıdır.”[18]

İbn-i Bibi’nin “El Evamirü’l Alâ’iye Fi’l-Umuri’l-Alâ’iye” adlı eserinde bu olay şöyle anlatılmaktadır:

“Cimriyi şehre getirdiler. Devlethanede sultanların makamına oturttular… Ertesi gün Cimri’yi büyük bir ihtişam ve debdebe içinde çok sayıda serheng, sayısız çevgândâr, süslü candâr, silahdâr ve camedârla birlikte ata bindirip, şehrin etrafında gezmeye çıktılar. Dönünce divan kurdular. Her tarafa makam sahibi kimseleri ve taraftarlarını çağırmak için ferman çıkardılar. Bu günden sonra hiç kimse divanda, dergâhta, bârgâhta, mecliste ve meydanda Türkçeden başka dil konuşmayacak diye karar aldılar. Birkaç gün işleri yolunda gitti. Vezirlik Karamanoğlu Mehmet Bey’e verildi…”

“TÜRKÇE’NİN RESMİ DİL İLAN EDİLMESİNE GİDEN SÜRECİN YEGÂNE DİNAMİĞİ BABA İLYAS’IN KURDUĞU VE FİLİZLENDİRDİĞİ OCAKTIR.”

Esasen Türçe’nin resmi dil olarak ilan edilişi olayı doğrudan doğruya Karamanoğlu Mehmet Bey’le de sınırlı değildir.

Karamanoğulları’nın atası Nuri Sufi aynı zamanda bir Babai şeyhi olup, Aşıkpaşa’nın dedesi bulunan Baba İlyas’ın halifesidir. Dilleri saf Türkçe’dir. Baba İlyas’ın oğlu Aşıkpaşa’nın babası Baba Muhlis, bu hadiselerde etkin bir rol oynamıştır. Türkçe’nin dönemin resmi yönetimine karşı ayaklananlar tarafından resmi dil ilan edilmesine giden sürecin yegâne dinamiği Baba İlyas’ın kurduğu ve filizlendirdiği ocaktır. Bu yüzdendir ki, Kırşehirli araştırmacı Cevat Hakkı Tarım, “Meşhur Cimri vakasında Konya’yı zaptettikten sonra 1277 yılında çıkarttığı bir fermanla Türkçe’nin resmi dil olarak ilan edilişinin en büyük şeref payı Muhlis Paşa’ya ve Babailer’in karargahı olan Kırşehir’e düşer” der.

Karamanoğlu Mehmet Bey’in; Kuran dili olduğu için medreseler vasıtasıyla vücut bulan Arapça’ya ve işlenmiş bir edebiyat dili olan Farsça’ya karşı tutumu Türkçe’nin vücut bulması doğrultusunda ilk siyasi çıkıştır. Zira söz konusu dönemde Arap, Fars ve Türk kültürleri arasındaki rekabet; Türkçe adlar yerine eski İran isimleri almaya başlayan, Şehnâmeler yazdıran, Farsça ve Arapça ünvanlar alan “Selçuk Sarayı”na karşı, kendi kültürlerine inatla sahip çıkan geniş Türkmen kesimleri arasındadır.[19]

KARAMANOĞLU MEHMET BEY’İN BU FERMANI, TÜRK KÜLTÜR TARİHİ BAKIMINDAN MÜHİM BİR HADİSEDİR.

Nitekim Sarı Saltuk menkibesi ayrıca Baba İlyas, Hacı Bektaş, Seyyid Mahmut Hayrani, Hacı İbrahim Sultan, Hacim Sultan, Ahi Evren, Seyyid Harun gibi şahsiyetler hakkında yazılan menâkip-nameler halk tarafından büyük ilgiyle okunurken, Fars edebiyatı Selçuk Sultanlarının destek ve himayelerinde büyütülmüştür.[20]

Karamanoğlu Mehmet Bey’in bu fermanı, Türk kültür tarihi bakımından mühim bir hadisedir ve konuşulması istenmeyen dilin Farsça olduğu muhakkaktır. Bu karar, herhalde yalnız Karamanoğlu Mehmet Beyin değil, o zaman sayısı epeyce fazlalaşmış bulunan aydın Türkler’in duygusunu ifade etse gerektir. Zira bu esnada Klasik Türk Edebiyatı da ilk mahsüllerini vermeye başlamıştır.[21]

XIII. yüzyılın sonu ile XIV. yüzyılın başlarında Anadolu Türk Edebiyatı açılıp serpilişe tanık olur. Küçük Asya’da Selçuk Devleti’nin yıkıntıları üzerinde Türk Beyliklerinin ortaya çıkışı, Türkleşmiş bir jeopolitik bütünlükle kültür ve düşünce etkinliklerinin gelişmesine de uygun şartlar doğurmuştur.[22]

İlhanlılar’ın çöküşünden sonra Anadolu’da mevcut Türkmen Beylikleri arasında Karamanlılar, etkin olduğu coğrafi saha ve tarihi rolü dolayısıyla Selçuklular’ın varisi gibi görünse de tarih Osmanoğulları’nı öne çıkartır.

Moğollar’a karşı mücadelenin başlıca temsilcileri olan Karamanlılar üççeyrek asırlık bir mücadele içinde korkunç zararlara uğramış, sık sık ezilmiştir. Ne var ki, etrafı diğer başkaca beyliklerle çevrili olduğundan genişleme şanslarını yitirmişlerdir. Bu duruma karşılık Marmara sahillerini fetheden ve hızla Balkanlar’a ayak basan Osmanlı Beyliği’nin zaferleri Anadolu’nun dört bir yanından gelen gaziler, âlimler, şeyhler, babalar ve dervişlerle desteklenmiştir. Başlangıçta Osman Gazi’nin Bizans’a ilerleyerek zaferler kazanması, Anadolu’da Gazi ruhunu canlandırmış, Moğol istilası altında ezilen geniş bir kesim Osmanlılar’a koşmuştur. Böyle olunca da Türkistan’dan başlayan Selçuklular ve Danişmentliler ile Anadolu’da gelişen cihat ruhu Bursa’da tekerrür etmiş, Osmanlılar bir Gazi devlet olup çıkmıştır.[23]

Tam da bu noktada bir Bizans Müverrihi Nicephorus Grigoras’ın “Moğollar’ın bu ülkeyi istilası onlara (Anadolu Türklerine) büyük bahtiyarlık getirdi” sözleri oldukça ilginç bir tespittir. Ord. Prof. Dr. A. Zeki Velidî Togan’ın aktardığı şekliyle bu Bizans Müverrihi şöyle demektedir:

“Türkler  (Selçuklular) Skitler (Moğollar) tarafından takim olunurken, kendileri de Rumlar’ı kovarak takip ettiler. Onlar (Türkler) Moğollar’ın önünden kadın gibi kaçtıkları halde Rumlar’a karşı kendilerini o nisbette erkek gösterdiler. Böylece Moğollar’ın bu ülkeyi istilası, bir felaketin, talihsizliğin sebebi olmadı, bilakis bu istila, onlara (Anadolu Türklerine) büyük bir bahtiyarlık getirdi. Böylece onlar büyük kütleler halinde Paphlegonya ve Pamphilya’ya döküldüler ve Rumlar’ın ülkelerini yağma ettiler, çevrelerine toplanan erbaş ile birlikte yağmaya ve Bizans sınır köy ve kasabalarını tazyike başladılar.”[24]

Moğol işgali altında Selçuk Sultanlığına bir kukla durumuna düşmesi karşısında Moğollar’a dayanan Kılıç Arslan ve Muineddin Pervane’ye karşı sürekli isyan halinde bulunan  Karamanoğulları, birçokları tarafından masum sayılmıştır.

Selçuklu–İlhanlı iktidarını tutan ve mevcut nizamı meşru sayan devrin Vekayinâmecileri ve de Mevlevi kaynaklarının Karamanlılar aleyhinde kullandıkları aleyhtar ve tezyif edici ifadeleri çok mübalağalı bulmak lazımdır.[25]

Kaldı ki, Moğollar’ın Konya kuşatmasında Moğollar’a “sizi Allah gönderdi[26] diyen Mevlana’nın Moğollar’a karşı mütemadiyen iyan halinde olan Karamanoğlu Türkmenleri’nin övmesi de beklenemez.

Nitekim Mevlevi Ulu Arif Çelebi açıkca Moğol taraftarlığı yapmıştır. Bu gelişmeler üzerine Karaman Beyi, Arif Çelebi’ye, “Komşu ve dost olduğun halde bizi değil yabancı olan Tatarlar’ı tutuyorsun” dediğinde Arif Çelebi’nin yanıtı, “Biz derviş kimseleriz ve Allah’ın iradesiyle devlet kime tefhiz edilmiş ise ona bakar ve iktidarının yanında yer alırız” olmuştur. Ulu Arfi Çelebi’ye göre, “Allah memleketi Selçuklular’dan Cengiz Hanlılar’a ısmarlamıştır.”[27]

Kırşehir ve yöresinde dolayısıyla eski Yunan vilayetlerinde etkin olan bir aile Karamanoğulları, Konya’da  kukla Selçuk Sultanlığı’na karşı isyan şampiyonu olmuş, Moğollar’a karşı Memlük Sultanlığı’na yakın siyaset izlemiş Selçuk Sultanlığı tasfiye edilmeden önce Moğollar’ın kanlı tehditlerine rağmen, itaate gelmeyerek sürekli isyanlarda kalmış ve nihayet Konya’yı zapt etmiş giderek Kırşehir ve Niğde’yi de “Karaman toprakları” içine katmıştır.[28]

Anadolu Selçuklu Sultanları, Türk  boylarıyla Anadolu’da ilk Türk Devletini kurmalarına karşın, İslamiyetin etkisiyle Arapça’ya, İran kültürünün etkisiyle Farsça’ya resmi dil gözüyle bakmışlar, kendi kavimlerinin dilini savsaklar duruma düşmüşlerdir. Karamanoğlu Mehmet Bey’in fermanı, bu duruma karşı Anadolu’da ilk eylemliktir.

“YUNAN” ADI YERİNE “KARAMAN” ADI…

Bir dönem Kayseri, Çorum, Kastamonu hattının doğusunda kalan ve Sivas’ın merkez olduğu geniş bir saha, Danişmendiye[29] Vilayeti adını taşırken, Antalya, Alaiye (Alanya), Aksaray, Niğde, Akşehir ve Kırşehir gibi Konya’nın merkez olduğu bölge de “Yunan Vilayeti” adıyla tanınırken sonradan Karamanoğulları adı geçen bölgenin vilayetlerini ellerine geçirince “Yunan” adı yerine “Karaman” adı verilmiş, Yunan Vilayeti sözü batarak, onun yerine Karaman Vilayeti ifadesi kullanılır olmuştur.[30]

“KARAMAN BÖLGESİ AKSARAY’I” İLE, “İSTANBUL AKSARAY’I”

Burada Karaman bölgesi Aksaray ile İstanbul-Aksaray’ının adlarının, tesadüf bir benzeme olmadığını, İstanbul’un Aksaray’ının adının Karaman Bölgesi Aksaray’ından taşındığını da Aşıkpaşaoğlu Tarihinden öğreniyoruz.

İç Anadolu’da, Osmanlı-Karamanoğulları çatışmasının yağma ve talana varan ürpertici boyutunu sergilemek açısından Aşıkpaşaoğlu’nun (Aşık Paşazade) aktardığı hadiseler oldukça ilginçtir.

Aşıkpaşaoğlu, konuya ilişkin aktardığı bilgilere göre Sultan Mehmet Han’ın veziri Rum Mehmet’e  “Var git Karamanoğlunu, o memleketten sür” diyerek yanına kapı kullarından hayli asker vermiş, mescidleri, medreseleri yakıp yıkmış, her tarafı Babasının evi gibi harap etmiş, şehrin kadınlarını ve oğlanlarını soydurup çıplak etmiş. Ereyli’ye geçerek köyleri harap etmiş. Sultan bu olaydan sonra Karaman üzerine yeniden asker gönderip, İshak Paşa’ya Karamanoğlu’nun memleketinden çıkarılmasını emretmiş, o da Aksaray’a gelerek padişah buyruğunca halkın önemli bir kısmını İstanbul’a getirmiştir ki, İshak Paşa’nın sürüp getirdiği halk, İstanbul’da bir mahalleye yerleştirilmiş. Bu mahallenin adı da “Aksaraylı” olmuştur.[31] Bu “Aksaraylı” bugün İstanbul’un göbeğindeki hala adını koruyan “Aksaray”dan başka bir yer değildir.

Gerek Anadolu Selçukluları, gerekse Kösedağ Savaşı’nın hemen ardından Anadolu’nun Moğollar’ca işgale uğramasının yıkıntıları üzerinde aynı ya da yakın zaman dilimlerinde buluşan Baba İlyas’lar, Baba İshak’lar, Âşık Paşa’lar, Hacı Bektaş-ı Veli’ler, Ahi Evran’lar, Taptuk ve Yunus Emre’ler Anadolu’yu bizim yapanlardır. Bizi el kapılarına muhtaç etmeden bir orman gibi kardeşçe bir arada koyun koyuna yaşamayı öğretenlerdir.

Kaynağını Türkler’in ilk dini olan Şamanlık’tan alan Babailer ile bu kaynaktan doğan Türkmenler, gerek Anadolu Selçukluları döneminde gerekse Moğol istilası sırasında ulusal özümüzü kollayan ve ayakta tutan yegâne dayanaklar olmuştur.

Kırşehirli araştırmacı Mehmet Göktürk’ün “Kırşehir Selçuklu Mezar Taşları”na ilişkin bir makalesi, Anadolu’ya Arap-Acem’in aksine Orta Asya’dan taşınan kültürün izlerini görmek açısından oldukça ilginçtir ki, bu makalede “İvaz Mezar Taşı” olarak nitelendirilen bir esere ilişkin çalışma, Anadolu Selçukluları döneminde Türk kültürünün mezar taşlarına yansıyan tipik bir izdüşümüdür.[32]

Adnan YILMAZ

 

DİPNOT:

—————————————

 [1] Oğuzlar (Türkmenler) Prof. Dr. Faruk Sümer, Ank. Ünv. Basımevi, 1967 s.158

[2] Memlüklüler: XIII. yüzyıl Ortadoğu’sunda kurulmuş büyük Türk devletlerinden birisidir. Memlük tutsak, köle ve ücretli asker anlamındadır.

[3] Karamanoğlu Türkmenleri Ermenak yöresinde yurt tutmuşlardır. Onların Moğol istilası üzerine Errârdan ilk önce Sivas tarafına gelmeleri ve orada Babai ayaklanmasına katıldıktan sonra Ermenak çevresine göç etmiş olmaları mümkündür. Karamanoğlu ailesinin Avşar boyundan olması mümkün, hatta muhtemeldir. (Oğuzlar – Türkmenler – Prof. Dr. Faruk Sümer, Ank. Ünv. Basımevi, 1967 s.158-159)

Fuat Köprülü, Aşık Paşa ailesinin tarihinin de XIII. yüzyıl da Anadolu’daki meşhur Babailer isyanı hadisesiyle ve Karaman Beyliği’nin başlangıcı meselesiyle, sıkı sıkıya bağlı olduğunu belirtir. Fuat Köprülü’nün bu düşüncelerine İslam tarihi yazarı Claude Cahen’de katılarak özetle; Karaman’ın Babasının Nuri Sufî adında bir kimse olduğu Azerbaycan’da kaldığı, birkaç yıl Sivas’ta yaşadığı belirtilmekte, Horasanlı bir sufîden, Baba İlyas’tan söz edilmekte, bu kimseyle hem Karaman’ın Babası Nuri Sufî, hem de Baba İlyas’ın ilişki içinde oldukları Türkmenler’e önderlik eden bu kimselerin dinsel alanda da birer önder oldukları  bahsedilmektedir (Osmanlılar’dan Önce Anadolu Türkleri, Claude Cahen, E Yayınları, 1979 İst. s.274-275). Yine aynı noktada Paul Wittek Türkmenler arasında patlak veren Babai hareketinin Karaman Beyliği’nin kurulmasında rol oynadığından sözetmektedir (Osmanlı İmparatorluğunun Doğuşu, Paul Wittek, Pencere Yayınları, İst. 1. Baskı s.52).

[4] Selçuklular Zamanında Türkiye, Prof. Dr. Osman Turan, 5. Baskı 1998 İst. s.545

[5] Malya Ovası’nın bulunduğu alanda bugün Kürt aşiretleri içinde kendilerini “Tatar” diye nitelendiren ve de böyle bilinen aileler vardır ki, bunlar bölgeye sonradan yerleşen ve Kürt aşiretleri içinde uzun yıllar kalmaları sonucu kaynaşan kesimlerdir. Bu Kürt aşireti köyleri içinde “Üçkuyu” köyü hala eski Tatar köyü olarak bilinir. Üçkuyu köyü ile Çiğdeli köyü arasında yer alan ve resmen tescil edilen, yüzey kazılarında  M.Ö. 3-2 Ve 1.Bin ile Osmanlı dönemine ait yerleşim gördüğü kesinleşen 187 m Çapında 13m. Yüksekliğinde bir höyük’e yöre de ‘Tatar Höyük’ü ‘ denilir ki bu yerleşim bölgesin de Tatar varlığını doğrulayan  bir başka boyuttur.   Sonradan Kürt aşiretleriyle kız alıp vererek kaynaşmışlardır. Malya Ovası’nın Kırşehir kesitinde en verimli sulu taban arazileri bölgesine 1700-1800 yılları arasında yerleşen Kürt aşiretleri içinde yaygın bir Tatar varlığı mevcuttur. Yine Kırşehir merkezinde Cacabey Medresesi’nin hemen yakınlarında bir mahallenin hala bugüne kadar gelen eski bir adı “Tatarlar Mahallesi”dir.Yalnız bu mahallenin Tatarlar adı Osmanlı – Rus Savaşı ile Ruslar Kırım’ı zaptettikten sonra Tuna Nehri’ni aşarak Dobruca’ya oradan da İstanbul’a göçeden 1899’larda da Kırşehir’e yerleşen Kırım Tatarları’nın oluşturduğu bir mahalleden gelmektedir.Yine Kaman’da adını şimdiki ‘yeni köy’ün eski adından alan Nogaykızık, Darıözü, Değirmenözü, ve Göğüşme adları aynı zamanda hala bölge halkı arasında tatar aşiretleri çeşitlemeleri olarak anılırlar.’Nogaykızık Tatarları, Darıözü Tatarları, Değirmenözü Tatarları, Göğüşme Tatarları vb…’

[6] Büyük Osmanlı Tarihi, Prof. Dr. İsmail Hakkı Uzunçarşılı, c.2 s.16

[7] Osmanlılardan Önce Anadolu Türkleri, Claude Cahen, E Yayınları, 1979 İst. s.282

[8] Selçuklular Zamanında Türkiye, Prof. Dr. Osman Turan, 5. Baskı 1998 İst. s.547-548

[9] Oğuzlar (Türkmenler), Prof. Dr. Faruk Sümer, Ank. Ünv. Basımevi, 1967 s.159

[10] Osmanlılardan Önce Anadolu Türkleri, Claude Cahen, E Yayınları, 1979 İst. s.281

[11] Büyük Osmanlı Tarihi, Prof. Dr. İsmail Hakkı Uzunçarşılı, c.1 s.16

[12] Büyük Osmanlı Tarihi, Prof. Dr. İsmail Hakkı Uzunçarşılı, c.1 s.16

[13] Büyük Osmanlı Tarihi, Prof. Dr. İsmail Hakkı Uzunçarşılı, c.1 s.17

[14] Selçuklular Zamanında Türkiye, Prof. Dr. Osman Turan, 5. Baskı 1998 İst. s.562

[15] Osmanlılardan Önce Anadolu Türkleri, Claude Cahen, E Yayınları, 1979 İst. s.282

[16] Selçuklular Zamanında Türkiye, Prof. Dr. Osman Turan, 5. Baskı 1998 İst. s.562

[17]  Osmanlı İmparatorluğu Tarihi, Robert Mantran, Cem Yayınevi, 1995 İst. c.2 s.381

[18] Osmanlılardan Önce Anadolu Türkleri, Claude Cahen, E Yayınları, 1979 İst. s.283

[19] Selçuklu Tarihi,  İbrahim Kafesoğlu,  1992 İst.  s.118

[20] Selçuklu Tarihi,  İbrahim Kafesoğlu,  1992 İst.  s.117-119

[21] Oğuzlar (Türkmenler), Prof. Dr. Faruk Sümer, Ank. Ünv. Basımevi, 1967 s.159

[22] Osmanlı İmparatorluğu Tarihi, Robert Mantran, Cem Yayınevi, 1995 İst. c.2 s.383

[23] Selçulular Zamanında Türkiye, Osman Turan, 1998 İst. S. 651, 652, 653

[24] Umumî Türk Tarihine Giriş, Ord. Prof. Dr. A. Zeki Velidî Togan, İst. Ünv. Ed. Fak. Yayınları, 3. Baskı 1981 İst. s.259

[25] Selçuklular Zamanında Türkiye, Prof. Dr. Osman Turan, 5. Baskı 1998 İst. s.520-521

[26] Anadolu Aleviliğinde Yol Ayrımı, Nejat Birdoğan, 1995 İst. S. 161

[27] Selçuklular Zamanında Türkiye, Osman Turan, 5. Baskı, 1998 İst. S. 639-640

[28] Türkiyenin İktisadi ve İçtimai Tarihi, Prof. Dr. Mustafa Akdağ, Cem Yayınevi, İst. 1995 c.1 s.192-193

[29] Cevat Hakkı Tarım Danişmentliler’le ilgili olarak; Alparslan’ın Anadolu’da işgal ettiği toprakların bir kısmını mahiyetindeki komutanlara paylaştırdığını, Malatya’nın fethinde büyük yararlılıkları dokunan Danişment Ahmet Gazi’ye de bu arada Malatya’yı vermekle kalmayıp, bundan gayri zaptedeceği Bizans topraklarının emirliğini ve hilafet menşurunu vereceğini vaad ettiğini, Danişment Ahmet Gazi’nin Samsun, Kastamonu, Tokat, Sivas ve Kayseri’yi içine alan bir bölgede Ankara kapılarına kadar uzandığını belirterek “Kırşehir’in Danişmentliler’in eline geçtiğinden şüphe yok” der ve şöyle devam eder:

                “Uzun süre Haçlılarla çarpışmak, Selçuklularla bozuşmak, kardeş kardeşle boğazlaşmak yüzünden Danişmentliler zayıfladılar ve sarsıldılar. Bu durumdan faydalanan Selçuklular, Danişmentliler’in hakimiyetlerine son verdiler. 1177’de diğer toprakları arasında Kırşehir’i de ülkelerine kattılar.” (Kırşehir Tarihi, Cevat Hakkı Tarım, Kırşehir İl Basımevi,, 1947, s.32)

[30] Türkiyenin İktisadi ve İçtimai Tarihi, Prof. Dr. Mustafa Akdağ, Cem Yayınevi, İst. 1995 c.1 s.78

[31] Aşık Paşaoğlu Tarihi, Atsız, M.E.B 1992 Ank. s.146-147

[32] Türk Arkeoloji Dergisi’nin 1997 yılı XXXI. sayısında yayınlanan bu makalede “İvaz Mezar Taşı”nı inceleyen Mehmet Göktürk, özetle şöyle der:

          “Anadolu Selçuklu figürleri ve özellikle insan figürlerinde Orta Asya etkisinin bilinenden daha çok olduğunu göstermektedir. Selçuklu dönemine ait mezar taşında kadeh motifinin Kırşehir’de ortaya çıkması ise daha anlamlıdır. İslam öncesi Türkler’de bir dönem Orta Asya’da içkinin fazla içilmesi nedeniyle, insan figürleriyle birlikte kadeh motifine yer verildiği bilinmektedir. Kadeh motifi Orta Asya Türk sanatının sık sık rastlanan önemli bir unsurudur. Kırşehir’de bulunan ‘İvaz Mezar Taşı’ figürünün kadeh taşıması karşılaştırma açısından oldukça önemlidir. Kırşehir mezar taşlarında tarikatların etkileri olan şir-u hurşit ve haşhaş dalı gibi motiflerin yanında, kadeh gibi tümüyle Orta Asya yaşayış ve inançlarına bağlı bir motif olarak kadehin ortaya çıkması son derece doğaldır. İvaz figürünü Orta Asya Türk sanatının Anadolu’muza uzanmış çok belirgin bir çizgisi olarak nitelendiriyoruz. İvaz Mezar Taşı’nın Kırşehir’’n Selçuklular’dan beri kullanılan Aşıkpaşa Mezarlığı’ndan getirildiği anlaşılmaktadır. İvaz figürümüzün çok önemli yanı elinde taşıdığı kadeh motifi nedeniyle Türk kültürü açısındandır. Türk dönemi figürlerini taramamıza karşın bu anlamda mezar taşlarında kadeh motifine rastlamadık. Konunun önemini şu şekilde açabiliriz ki Orta Asya ve Ötüken bölgesi balballarında yeralan insan figürlerinin pek çoğunun elinde kadeh motifine rastlanmaktadır.” (Kültür Bakanlığı Anıtlar ve Müzeler Genel Müdürlüğü. Türk Arkeoloji Dergisi s.XXXI. Ayrı Basım,  Mehmet GökTürk “Elinde kadeh taşıyan genç erkek figürlü Kırşehir Selçuklu Mezar Taşı”  Ank. 1997 s.333-334-335)

 

 

You may also like...

2 Responses

  1. Berktay Eriç dedi ki:

    Nereye bakarsan orayı görürsün demişler.Sizin yaptığınız tamda bu aslına bakarsanız modern Halk Tarihinin bir metodu bu.
    Tarih hakim üst erklerin kendine göre biçimlendirdiği bir serüven olmasa gerek.
    Bu arada hemen belirteyim İstanbul’un Aksaray semtinin adının kaynakçası çok şaşırttı beni.Hem de dönemin osmanlı sarayının gözünden tarih not alan Aşıkpaşazadenin bir anlamda itirafından yakalanmış.
    Karayazgılı Anadolu insanı….

  2. HÜSEYİN DOĞAN dedi ki:

    7 yıl önce sayin hemserilerim ben son 12 senedir ingilterede yasayan ve ebeviyenleri hala kirsehirde olan yaslica bir hemserinizm bbda yasayan bir kirsehirli hemserimizn gonderdogi anadolu abdallari”adli eseriniz simdi bitirdim sizi tebrik ederim. itiraf ediyorum bu konuda ilk kez bu kadar bilgil edindim. yakında kutsal topraklarda olacagim insallah sizi bizzat gormek istiyorum. lutfen bana mail adresenizi verirmisiniz. hepinize selam ve saygilar sunarim
    Huseyin DOGAN

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir