13 Haziran 2021

Çorak Yerde Açmış, “Gül-i Sad-berk” ;AHİ BABA MUSTAFA KARAGÜLLÜ (1928-2018)

 

 

O, bir Kırşehir sevdalısı.

O, esnaf, zanaatkâr dostu.

O, güzel Türkçe konuşma erbabı.

O, kitapla, bilimle yoğrulmuş bir bilge.

O, Yunus’un, Ahi Evran’ın, Hacıbektaş-ı Veli’nin çağdaş temsilcisi.

O, Kırşehir’in AHİ Baba’sı…

O, MUSTAFA KARAGÜLLÜ…

Kırşehir’in Yenice Mahalle eşrafından Sıddık Karagüllü’yle Sâriye Hanımın 6 çocuğunun en küçüğü olarak 1 Kasım 1928’de dünyaya gelen Ahi Baba Karagüllü, ilkokul ve ortaokulu bitirdikten sonra girdiği Sanat Okulu’ndan mezun olmadan yarıda bıraktı.

Askerlik görevinin ardından 1950 yılında Zülfi Hanımla evlendi. Kızı Saliha, oğulları Rasim ve Metin’den 6 torun sahibi olan Karagüllü, eşini 1982 yılında kaybetti. 1984’te İsmet Hanımla yaşamını birleştirerek 34 yıl sürecek mutlu birlikteliğin temelini attı.

1952 yılında Kırşehir Esnaf ve Sanatkârlar Odası ve Kırşehir Esnaf ve Sanatkârlar Kredi ve Kefalet Kooperatifi’ni kurarak her iki kurumun da başkanlığını üstlendi.

Esnaf Odaları Başkanlığını 46 yıl yürüttü. Kooperatifte ise son nefesini verinceye kadar tam 66 yıl başkanlık yaparak belki dünyada eşine rastlanamayacak bir rekorun sahibi oldu. Her fırsatta esnafları ziyaret etti, gördüğü eksiklikleri en kibar üslupla iletti. Hiç kimseye layık olmadığı övgüde bulunmamaya özen gösterdi. Çünkü ‘’Layık olmayana yapılan övgü, layık olana haksızlıktır’’ derdi hep.

Son derece kibar, inanılmaz nazik, zarif, saygılı ve ölçülüdür Ahi Baba… O denli kibar ve saygılıdır ki; hangi ortamda olursa olsun ağzından çıkacak sözcükleri özenle seçer, imlaya en uygun biçimde kullanır. Eski Türkçe’yi de yeni Türkçe’yi de kurallara ve aslına uygun kullanmakta ustaydı O.

Hayatta ağzından bir küfür, bir insana hakaret, kem söz duyan olmamıştır. En nefret ettiği kavramlar, kavga, kaos, arbede, savaş sözcükleridir. Doğaya, çiçeklere, böceklere, hayvanlara hayrandır, hele ‘’insan’’ denince O’nun için akan sular durur, söylenecek söz kalmaz.

Cacabey Camii’nin arkasında, Kapucu Camii karşısındaki şimdiki Çubuk İş Merkezi’nin olduğu adanın tamamı babası vefat edince Ahi Baba ve kardeşlerine kaldı. Tam 43 dükkânın bulunduğu kıymetli serveti seve seve Kırşehir için harcamış olmaktan duyduğu mutluluğu her zaman gururla anlatırdı… ‘’Benim hayatım boyunca hiç müsrifliğim, fuzuli harcamam olmadı. Ailemden kalanları ve kazandıklarımı hep Ahilik ve Kırşehir için harcadım. Yıllar boyunca Kırşehir’in menfaati için şehrimize hangi heyet gelmişse, hangi yetkili ziyaret etmişse, onları en güzel biçimde ağırlayıp, bir yatırım yaptırabilmek için gözümü kırpmadan her şeyimi seferber ettim. Kırşehir’in sorunları için hangi makama müracaat edilmesi gerekiyorsa, bedelini, masrafını hiç hesap etmedim. Allah bana ne kadar servet verse, yine Ahilik ve Kırşehir için severek harcarım’’ derdi hep… İşte onu yakından tanıyıp hayran olan Kıbrıslı Ferit Fedai, takdirini şu dizelerle belirtir:

Kırşehir kentinde yüce bir erktir O
Ahi töresince pirliğe denktir O
‘’Kara’’ soyadına bakarak aldanma
Çorak yerde açmış gül-i sâd-berg’tir O…

Ahi Baba, 8 yıl Bölükbaşı’nın Millet Partisi’nde merkez ilçe başkanlığını yürüttü; parti yönetti, partici olmadı… 1973’te bağımsız milletvekili adayı oldu, bazı sandık başkanlarının ‘’mühürsüz’’ pusula dağıtması sonucu yüzlerce oyu geçersiz sayılmasına karşın 150 oyla kaybetti; politikaya girdi, politikacı olmadı…

Onun ‘’Ahi dürümü’’nü yemeyen cumhurbaşkanı, başbakan, bakan, politikacı, bürokrat kalmamıştır bugüne kadar… Dürüm sadece yurt içine değil, Amerika’ya Avrupa’nın bir çok ülkesine Kırşehir simgesi olarak gitmiştir. Keza “Ahi helvası, Ahi pilavı” da Ahi Baba’nın sayesinde tanınmış, yaygınlaşmıştır.

Kırşehir’le ilgili bir sorun, bir yatırım söz konusu olduğunda Ankara’daki tüm ilgili kurumların kapısını usanmadan aşındırır. Sabah saat 5’te çantasına sıraladığı Ahi dürümleriyle Ankara’nın yolunu tutar. O gün planda hangi bakanlık, hangi kurum varsa mesai saati başlar başlamaz orada olur. Kurum yöneticilerine kahvaltı sunar gibi Ahi dürümlerini bir bir ikram eder. Sonra Kırşehir’in gündemdeki sorunlarını ilgili makamlara belgelerle anlatır. İkna ettiğine emin olduktan ve yeterli sözü aldıktan sonra çıkıp tekrar Kırşehir’e döner. Öğleden sonra da esnaf ve sanatkârların talep ve sorunlarını çözmek için kooperatifteki odasında çalışmaya başlar. Bu Ankara ziyaretleri ayda en az 5-6 kez tekrarlanır.

Kusursuz Türkçe konuşur Ahi Baba. O denli mükemmel sözcükler seçip, kurgular ki; döneminde Türkçe dışında dil kullanılmasını yasaklayan Karamanoğlu Mehmet Beyin günümüz temsilcisi gibidir sanki… 10 bin beyitlik Türkçe Garipname’yi yazan Aşık Paşa Ahi Baba’nın dilimize saygısının kaynağıdır…

Sanat müziğinin aşığıdır. Sesi de güzel gider, Hacı Arif Beyden segah makamında ‘’Olmaz ilaç sine-i sad pâreme, Çare bulunmaz bilirim yâreme’’ şarkısına. Hele Muzaffer İlkar’ın ‘’Şarkılar seni söyler, dillerde nağme adın; Aşk gibi, sevda gibi, huysuz ve tatlı kadın’’  nihavend eserini ondan dinlemeyen sanat müziği dinledim demesin… Gönül Yazar, Gönül Akkor ve Kamuran Akkor’u pek sever de, söz Behiye Aksoy’dan açılınca biraz hüzünlenir…

İş yaşamında da sosyal faaliyetlerde de tüm özel yaşamında da en büyük desteği, eşi İsmet Hanımdır. Ahi Baba’nın ‘’Hem hayat arkadaşım, hem de tüm yaşantımı paylaştığım ve her alanda büyük destek gördüğüm mükemmel bir dostumdur’’ dediği eşi İsmet Hanım,  yıllardır Ahi dürümü hazırlamakta, tüm sülalenin doğum günlerini hatırlatmakta, randevuları düzenlemekte kendisine kusursuz katkı sağlar… Her sabah evden çıkarken arkasından su döker, o günkü toplantı ve ziyaretlerini unutmaması için de telefonla hatırlatma yapar…

Ayaklı kütüphanedir Ahi Baba… Tarihsel, toplumsal, edebi alandaki engin bilgileri bir yana, Ahiliğin geliştirilmesi ve yaygınlaştırılması konusundaki araştırma ve incelemeleriyle, sendikacılık ve sigortacılık sektörüne kaynak olacak büyük bir çığır açmıştır… Ahilik yolunda bir ömür ve bir servet harcayan Mustafa Karagüllü, yıllardır biriktirdiği 4 bin kitabını 2003 yılında Ahilik Araştırma Enstitüsü’ne bağışlamış, o günden sonra yine binlerce kitap biriktirerek zengin bir kitaplık oluşturmuştur. Bu kitaplar da vefatından sonra Neşet Ertaş Kültür Merkezi’ne bağışlanmıştır.

Her durum, her olay, her teklif karşısında dik duracak kadar dirayetli, onurlu ve kişiliklidir Ahi Baba. Dik durduğu gibi de dik yürür. Dik duruşu, dik yürüyüşü kadar da yufka yüreklidir. İnsanı sever, hayvanı sever, çiçekleri, ağaçları sever… Vara yoğa ağlamaz ama mesele Kırşehir olunca göz pınarları direnemez yürekten gelen sele… Kırşehir’in ilçe yapıldığını ne zaman anlatsa tutamaz kendini. Hayatının en zor ve acı günleri Kırşehir’in ilçe yapıldığı 1954 yılıdır. O fahiş hatadan dönülmesi için her kesimden, her meslekten, her partiden kişilerden oluşturduğu heyetlerle Ankara’da çalmadık kapı, gidilmedik makam bırakmazlar. Günlerce Meclis bahçesinde yatarlar. Demokrat Parti’den, CHP’den, Millet Partisi’nden tüm vekilleri tek tek ziyaret edip yardım isterler. Ta ki Kırşehir yeniden il yapılıncaya kadar bıkmadan, yılmadan konunun takipçisi olur. Karagüllü, o kara günleri şöyle anlatır:

‘’Kırşehir 30 Haziran 1954’te ilçe yapılmış, il merkezi 20 Temmuz 1954’te yeni il olan Nevşehir’e taşınmaya başlamıştı.

O günü anmadan geçmeye imkân yoktur. Sanki yeni bir ile nakil değil, harpte malup olmuş bir devletin yağması yapılıyordu.

Resmi kamyonlar, şimdi yerinde Kız Meslek Lisesi bulunan Hükümet Konağı, Polisevi’nin yerindeki Özel İdare Müdürlüğü, bugün şehir stadı olan yerdeki Beden Terbiyesi Bölge Müdürlüğü ve diğer yerlerdeki resmi binaların önlerine eşya ve evrak yüklemek üzere çekilmişti.

Polis koruması altında masalar, sandalyeler, evraklar kamyonlara yükleniyor, hatta yerdeki halı ve muşambalar dahi toplanıyordu. Sanki yeni il merkezine nakil değil, savaşta mağlup olmuş bir devletin yağması yapılıyordu. Bunu görüp de dayanabilmek çok zordu. Olup bitenlere bakamıyorduk bile. En iyisi Kırşehir’i terk etmekti. Biz de öyle yaptık, pek çok arkadaşımızla birlikte arabalara binerek şehri terk ettik. Ancak gece olduğunda Kırşehir’e döndük. Kırşehir’de büyük bir infial yaratan bu acı olay, unutulur gibi değildi.

İşte bu olaydan sonra Kırşehirliler ‘in Demokrat Parti ve onun devamı olan partilere ilgisi azaldı. Bence kuruluşundaki hatalar yanında, Demokrat Parti’nin Kırşehirlilere yaptığı bu haksızlık şuur altına yerleşerek nesilden nesile aktarıldığı için Demokrat Parti uzantılarına fazla oy çıkmıyordu.

2 Mayıs 1954 seçimlerini takip eden günlerde muhalefete oy veren Kırşehir ilinin, ilçe haline getirileceği söylentisi, amme vicdanı üzerinde bir kasırga gibi esti. Bu teşebbüsü kasıtlı tehdit olarak müşahede ettiğimizi milletimize ve siyasi tarihe duyurmayı vatan borcu sayıyoruz. Bu hazin hikâye, demokrasimize şeref vermeyecek, gelecek nesillerin ibretle, ızdırapla üzerinde duracakları bir intikamın hikâyesidir.

İlçeliğe indirilerek Kırşehir’e yapılan haksızlığı, her türlü meşru yollarla tüm Türkiye’ye ve Ankara’daki politikacılara anlatmayı başarmıştık.’’

Anadolu Selçuklulardan beri sancak ve il merkezi olan Kırşehir’i ilçe yapmakla cezalandıracağını sanan iktidar, Kırşehir halkının sert tepkisiyle karşılaşmıştı. Adalet Bakanı Osman Şevki Çiçekdağı’n da Kırşehirli olması nedeniyle tepki daha da derinleşmişti. Kırşehir halkının zamanın hükümetine çektiği bir telgraf, Karagüllü ve ilçe yapılmaya tepki gösteren heyeti şevklendirmişti. Telgrafta şöyle deniyordu:
‘’İlçe olmaktan korkmuyoruz, yılmıyoruz. İhtiraslarınızı tatmin etmek için Kırşehir’i köy yapsanız, Bölükbaşı’yı o köye muhtar seçer, yine size boyun eğmeyiz.
’’

12 Haziran 1957’de çıkartılan bir kanunla Kırşehir yeniden il yapılmıştı. Kırşehir’in tekrar il yapılması da Karagüllü ’nün derin yarasını iyileştirmez. Çünkü Hacıbektaş, Avanos ve Kozaklı ilçelerinin Nevşehir’de bırakılmasını hazmedemez. Bu ilçelerin de Kırşehir’e verilmesi için başlattığı mücadeleden hiçbir zaman vazgeçmedi. En büyük hayali Hacıbektaş ve Kozaklı’yı Kırşehir haritası içinde görmekti. Kamuoyu oluşturmak, siyasi destek sağlamak ve hukuk savaşı vermek için tüm kanalları kullandı. Kırşehir’in tekrar il yapılması sürecini de Karagüllü’nün yakın dostu rahmetli Hayri Çopuroğlu şöyle anlatır:

Hayri ÇOPUROĞLU

‘’CHP lideri İsmet İnönü, 1956-1957’lerde Demokrat Parti iktidarıyla “bahar havası” yaşıyordu.

İsmet İnönü tüm gazetelere intikal eden bir demecinde Kırşehir’in yeniden il yapılması konusunda düşüncelerini gündeme getirmiş, “Kırşehir yeniden il olmalı” demişti.

Bizim her vesileyle gösterdiğimiz il olma gayretlerimiz böylece semeresini vermişti.

Kırşehir’e yönelik olarak DP iktidarının siyasi tansiyonu yükselten tutumu nispeten kamuoyu baskısıyla az da olsa düşmeye başlamıştı.

Anlamsız kin ve öfke yavaş yavaş törpüleniyordu. Tabii tüm bu gelişmeler verdiğimiz memleket mücadelesine bağlı olarak gelişiyordu.

12 Haziran 1957 tarihinde çıkarılan 7001 sayılı kanunla Kırşehir’in yeniden il olması kararlaştırılmış, kanun 19 Haziran 1957 tarihli ve 6937 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanmıştı.

İki madde ve yedi geçici maddeden oluşan “Kırşehir Kanunu”nun ilk maddesi aynen şöyle idi:

“Nevşehir vilayetine bağlı Kırşehir kazası kaldırılarak merkezi Kırşehir olmak ve yine Nevşehir vilayetine bağlı Mucur kazası ile Yozgat vilayetine bağlı Çiçekdağı, Ankara vilayetine bağlı Kaman kazalarını ihtiva etmek üzere “Kırşehir adıyla yeniden bir vilayet kurulmuş ve eski Kırşehir kazasını ihtiva eden nahiye ve köyler Kırşehir vilayetinin merkez kazasına bağlanmıştır.”

Yeniden il olmuştuk. Ama ne var ki kolu kanadı kırık bir çocuk dünyaya gelmişti.

Avanos, Hacıbektaş, Kozaklı ilçelerimizi kaybetmiştik.

Avanos’u yeniden kazanmamız uzak bir ihtimaldi. Kırşehir ilçe yapılırken Nevşehir de il yapılmıştı ve Avanos’un bağlandığı yeni Nevşehir iline uzaklığı 10 kilometreydi.

Zor da olsa bu durumu içimize sindirdik. “Varsın onların kalbinde Kırşehir, Kırşehirliler ’in kalbinde Avanos kalsın” diyerek Kozaklı ve Hacıbektaş ilçelerimizi yeniden kazanmak için çalışmalarımıza hız verdik.

Kozaklı ve Hacıbektaş ilçelerini yeniden Kırşehir’e bağlamak için oluşturduğumuz heyetlerle yoğun bir çalışma içine girmiştik.

Kozaklı, Hacıbektaş ve köylerinde Kırşehir’e bağlanmak istedikleri yönünde dilekçeler hazırlanıyor, imza kampanyaları açılıyordu.

İtiraf edeyim ki bu uğurda çalışan hemşerilerimiz gerçek birer memleket severdiler. İşlerini güçlerini bırakmışlar, keselerinden masraf ederek bu ilçelerimizi köy köy dolaşıp imza toplamışlardı.

Kırşehir’e bağlanmak yolunda hazırlanmış toplu dilekçeleri ne Kozaklı ne de Hacıbektaş’ta ve köylerinde yaşayan hemşerilerimizden tek bir kişi dahi geri çevirmemiş ve imzalamışlardı.’’

Ahi Baba; “Kırşehir’in ilçe yapılması” süreciyle ilgili olarak henüz sağlığında “Kırşehir’in günışığı” dergisinde yayınlanan söyleşisinde şöyle diyordu:

“Kırşehir’in ilçe yapılmasından önceydi. Adnan Menderes’in Kırşehir’e geleceği duyurulmuştu. Osman Canatan, Millet Partisi Merkez İlçe Yönetim Kurulu’nda görevliydi. Kendisi çok başarılı bir hemşerimizdi. Oturduk, Millet Partisi olarak, Menderes’in gelişini değerlendirdik. Arkadaşlarımızla bu hususu müzakere ederken, söz sırası Osman Canatan’a geldi. Canatan dedi ki; ‘’Sayın Adnan Menderes, Kırşehir’e Başvekil sıfatıyla gelmiyor. Demokrat Parti Kırşehir Teşkilatı’nın kongresine Genel Başkan sıfatıyla geliyor. ‘’

            Nitekim Kırşehir’deki Demokrat Partililer, astıkları pankarta ‘’Hoş geldin Sayın Genel Başkanımız’’ yazdırmışlardı. Adnan Menderes, hakikaten Kırşehir’in bir takım meseleleri için değil, Genel Başkan sıfatıyla, partisinin kongresi için geliyordu. Arkadaşlarımızla müzakerelerde, Menderes’in Kırşehir’e gelişini bu şekilde telakki ettik. Millet Partililer olarak hiçbir taşkınlığa fırsat verilmemesi için gerekli çabaların gösterilmesi kararını aldık.

Ahi Baba Mustafa Karagüllü, Adnan Yılmaz, Mehmet Atılgan

USTALAR: ‘’PARA VERMEZSENİZ VERMEYİN. BİZ BÖLÜKBAŞI İÇİN ÇALACAĞIZ… ‘’           

Adnan Menderes’in Kırşehir’e geleceğini duyan Osman Bölükbaşı’da,   ‘’Misafirperverliğimize gölge düşürmeyelim ‘’ düşüncesiyle Kırşehir’de bulunmaya karar verdi.

            Kırşehir’de sayıları az olmasına rağmen, çok fanatik Demokrat Partililer vardı. Ayrıca para ve menfaat karşılığı tutulmuş adamlar, Kırşehir’e getirilmiş; kalabalığın içinde ‘’Üç buçuk adamlar’’ diyerek büyük tahrikler yapıyorlardı.

            Menderes Kırşehir’e gelmiş, davul- zurna ile karşılanmıştı. Tam o esnada Bölükbaşı da şimdiki Ahi Stadyumu’nun bulunduğu ‘’Millet Bahçesi’’ denilen yerdeki miting alanına girdi. Çok enteresandır, kalabalığın büyük bir kısmı, Menderes’in çevresini boşaltarak, Osman Bölükbaşı’ya  doğru yürümeye başladı.  Menderes’in yanında davul- zurna çalan ustalar da Bölükbaşı’ya doğru teveccüh eden kalabalığın önüne düştüler. Koyu bir Demokrat Partili olan Haydar’ın Osman, Menderes’in topluluğunu terk eden ustalara        ‘’ Ulan P….ler paranızı pulunuzu biz veriyoruz . Niye oraya gidiyorsunuz?’’ diye avazının çıktığı kadar bağırıyordu. Bizim ustalar da ‘’Para vermezseniz vermeyin. Biz Bölükbaşı’ya gidip ona davul çalacağız’’ dediler.

“MENDERES, BÖLÜKBAŞI’YA  ‘’KOMÜNİST’’ DEYİNCE ORTALIK DAHA DA KARIŞTI…”

Samimiyetle söylüyorum ki Bölükbaşı miting alanının arka tarafındaydı ve herkesi sükunete davet edecek kadar tarafsız ve saygılıydı.

            Hani ‘’bir deli kuyuya taş atarmış, bin akıllı çıkaramazmış’’ derler ya… ‘’Menderes Kırşehir’e geldiğinde Millet Partililer arabasına teneke bağladılar’’ şeklinde yanlış ve mesnetsiz laflar çıkarıldı. Bugün hayatta olan ve o günleri yaşayan hemşerilerimiz de bilirler ki böyle bir hadise cereyan etmemiştir.

            Adnan Menderes miting alanında çok kızgın konuşuyordu. Daha da ileriye giderek, Kırşehir’in neredeyse yüzde 80 desteğini almış Millet Partililere ve Bölükbaşı’ya dönerek  ‘’Üç buçuk adamlar topluluğu’’ deyiverdi. Ortalıkta buz gibi bir hava esti.  Bir Başbakan, nasıl olur da böyle bir sözü söylerdi?

            O anda bütün gözler Bölükbaşı’ya çevrildi. Bölükbaşı bütün metanetiyle, ‘’Durun sevgili hemşerilerim,  sakin olun. Konuşmaları ben de dinliyorum’’ diye seslendi Fakat Menderes bununla da kalmadı. Bölükbaşı’yı  komünistlikle itham etti.

“MENDERES; KARİKATÜRİSTLER SENİ KADINA BENZETİYORDU, ÇOK HAKLIYMIŞLAR…’’

Burada belirtmekte çok yarar görüyorum. Nedendir bilemiyorum, Bölükbaşı CHP’nin fikriyatına karşı çok katıydı. CHP’ye olduğu gibi, Komünizme karşı da korkunç bir reaksiyonu vardı.

            Menderes, kalabalığı sanki bilerek daha da tahrik ediyordu. Tepkiler büyüdü. Birçok Kırşehirli ‘’ Kimmiş bu Üç buçuk adamlar görsünler bakalım’’ diyerek alanı terk edip, Bölükbaşı’yı omuzlarına aldıkları gibi Kapıcı Camii’nin yanına getirdiler. Buradaki bir kahvehanede yüksek bir yere çıkıp, mikrofonu eline alan Bölükbaşı, Menderes’e şöyle hitap etti.

            ‘’Menderes, Menderes! Bu adamlığa yakışır mı? Böyle geldin böyle gidersin. Zaten bütün karikatüristler, seni kadın kıyafetinde çiziyor. Sen şimdi burada, karikatüristlerin çizdiği kadın tiplerine uyan sözler sarf ettin. Onları teyit eden konuşmalar yaptın. Bana, kendi memleketimde hakaret ettin. Ben, memleketime başvekil gelmiş diye, size ev sahipliği yapmaya gelmiştim. Ne olurdu ‘’Bölükbaşı da lütfettiler mitingimize geldiler. Buyursunlar, onlara da yer var’’ deseydiniz de, böyle küçülmez, karikatüristleri haklı çıkarmazdınız.’’

‘’VATAN CEPHESİ’’NİN MALZEMESİ, TÜMÜYLE İFTİRAYA DAYANIYORDU. GAYRİ SİYASİ, GAYRİ İNSANİYDİ.”

Menderes’in başında bulunduğu Demokrat Parti, her gün kan kaybediyordu. Menderes’in ruh hali çok kötüye gidiyordu. Memleketin her köşesinde hadiseler giderek artıyordu.

Bölükbaşı ‘’Bayar’ın arkasından gitme’’ diye Menderes’i Çok Uyarmıştı…

            Bir de Demokrat Parti İktidarının o meşhur ‘’Vatan Cephesi ‘’ saçmalığını hiç unutamam. Korkunç bir şeydi. Dünyanın hiçbir yerinde, en ilkel devletlerde bile böyle bir siyasi tefrik yapılmamıştı.

            Kırşehir’in falan köyündeki kediyi, filan kasabasındaki atı, eşeği, Vatan Cephesi’ne katıldı’’ diye radyolarda duyuruyorlardı. Devlet radyosunda her gün, ‘’Vatan Cephesi’’ne iltihak edenleri yayınlıyordu . Amaç,  kan kaybeden Demokrat Parti’yi bu tür çığırtkanlıklarla güçlü göstermekti.

‘’VATAN CEPHESİ’’NİN MALZEMESİ, TÜMÜYLE İFTİRAYA DAYANIYORDU. GAYRİ SİYASİ, GAYRİ İNSANİYDİ.”

Adnan Menderes, gerçekten büyük insandır fakat Celal Bayar’ın hakimiyetinden ve baskısından kendisini bir türlü kurtaramadı. ‘’Ben öldükten sonra, isterse tufan kopsun’’ diyen Celal Bayar’ın peşinden gitmemesi için Menderes’i sık sık uyaran Bölükbaşı, sıkıntıların hep Bayar’dan kaynaklandığını düşünüyordu.

            Millet Partisi, kadrolarıyla Türkiye çapında bir ekoldü. Kırşehir’deki Millet Partililer, çok itibarlı kişilerdi. Öyle ki; Kırşehir’e dışarıdan gelen Hakim ve Savcılar dahi onlardan etkilenirdi.

“DEMOKRAT PARTİ İKTİDARI, KORKUNÇ DERECEDE PARTİZANDI.”

            Millet Partisi’nin Kırşehir’de güçlenmesinde, Demokrat Parti İktidarının gayri ahlaki tutumu büyük faktör olmuştur. Demokrat Parti iktidarı, korkunç derecede partizanlık yapıyordu. Kendi mesleğimle ilgili olduğu için biliyorum. Kooperatif Birlik Kongreleri yapardık, bu Kongrelerimiz bile, hükümet komiserleri marifetiyle yukarıdan iptal ettirilirdi. Bir keresinde kızıp Ankara’ya gittik. Kongremizi neden iptal ettiniz? dedik, onlar da ’Bizim adamlarınız listenizde yok, onun için’ cevabını verdiler.

            Kırşehir’in sorunlarıyla ilgili olarak Demokrat Parti İktidarı döneminde de Ankara’ya giderdik. Karşılaştığımız bakan yada genel müdürler bizim Kırşehirli olduğumuzu öğrenince, ‘’Seçtiğiniz mebusa gidin’’ derlerdi. Oysa onlar bizleri ‘’Ne iyi ettiniz de geldiniz ‘’ diye karşılasalar, belki de bu denli sert muhalefet yapma gereğini duymayacaktık. Politikacılar, bunu bilmezler, hala da bilmiyorlar.

            Bölükbaşı, hiçbir zaman Kırşehir’in milletvekili olmadı. Olmak da istemedi. Ama Türkiye’de demokrasi bilincinin aşılanıp, yerleşmesinde büyük bir rol oynadı. O sadece Kırşehir’in değil, bütün Türkiye’nin sorunlarına yaklaşmak isterdi.

“BAKTIROĞLU EYÜP, 27 MAYIS SABAHI ‘’HÜKÜMET YIKILDI’’ DİYE BAĞIRINCA, ÇARŞI HALKI HÜKÜMET BİNASI YIKILDI SANMIŞTI…”

Bölükbaşı, mütemadiyen seçmenlere bir ‘’oy’’un önemini anlatırdı. ‘’Bir oy hükümet kurdurur, hükümet düşürür’’ derdi. Bizler ilk zamanlar ‘’Nasıl olur da bir oy hükümet kurar, hükümet düşürür diye merak ederdik. ‘’Bir oyunuzla kurulan hükümet, devletin kaderini tayin eder.Onun için oyunuz, izzetiniz, iffetinizdir’’ diye konuşan Bölükbaşı, daha da anlamayanlar çıkarsa, ‘’Açıkça söyleyeyim, oyunuz donunuzun uçkurudur’’ şeklinde izah ederdi.

            27 Mayıs 1960’ta ihtilal oldu. Baktıroğlu Eyüp, İhtilali radyodan duymuş. Tabii o zaman televizyon yoktu. Eyüp, ‘’Hükümet devrildi, Hükümet yıkıldı’’ diye bas bas bağırıyordu. Bizde çarşıdaydık.  Sandık ki, şimdi Kız Meslek Lisesi’nin bulunduğu yerdeki Hükümet Konağı uçtu, devrildi. Çünkü, o güne kadar, hükümetin nasıl düştüğünü bilmiyorduk.

 1960 İhtilali, Demokrat Parti İktidarına karşı yapılmıştı. Samimiyetle ifade edeyim ki;
Bölükbaşı, Demokrat Partililerden çok çekmesine rağmen, kat’i surette onlara karşı kin gütmedi. İhtilali takip eden günlerde, bana telefon ederek şöyle dedi:

‘’Sayın Karagüllü, suret’ikat’iyede taşkınlık göstermeyiniz. Fevri hareketleri engelleyiniz.’’

 

Ahiliğin tanınması ve yaygınlaştırılması için verdiği mücadele sonucu 21 ilde Ahilik kutlamaları yapılıyor. Yunus Emre’nin Kırşehir’de yaşadığını kanıtlama çalışmaları neticesinde Ulupınar kasabasına anıt mezar yapıldı. Devletin Kırşehir’e yatırım yapması için tüm devlet kapılarını aşındırdı, kente gelen yetkilileri tüm servetini feda ederek kendi imkânlarıyla ağırladı…

Büyük sevgi ve gönül insanı Yunus Emre’nin adının Kırşehir’le birlikte anılmasının baş mimarıdır KaragüllüYunus’un Kırşehir’de yaşayıp Ahi Evran ve Hacı Bektaş-ı Veli ile sık sık bir araya geldikleri bilgisinden yola çıkan  ve tarihsel bilgiler ışığında araştırmalarını derinleştiren Karagüllü, Mucurlu hemşerimiz Kamil Bozdağ ile birlikte Ulupınar kasabasındaki Ziyarettepe mevkiinde bulunan Yunus Emre’ye ait olduğu söylenen mezardaki kemikleri toparlayıp Ankara’da uzmanlara incelettirir. Verilen resmi raporda kemiklerin 700-750 yıl öncesine ait olduğu belirtilir. Aynı raporda ‘’Sürekli çıplak ayakla gezen ve çoğunlukla çömüdünde oturan birisine ait kemikler’’ ibaresini duyan Karagüllü, aradığını bulmuş ve sevinçten uçmuştur. Kemikleri tekrar mezara getirtip, anıt mezar yapılması için yetkilileri harekete geçirmiştir. Her yıl Yunus’u Anma Günleri de bu şekilde başlamış ve ‘’Yunus Emre’nin Türkiye’de 16 yerde mezarı var’’ ansiklopedik bilgilerine Kırşehir de eklenmiştir.

Ahi Baba, yaşamı boyunca Kırşehir’de görev yapan başta valiler, emniyet müdürleri, kaymakamlar olmak üzere tüm bürokrasiyle yakın ilişki ve dayanışma içerisinde olmuştur. İhtiyaç oldukça Kırşehirspor için yardıma koşup görev üstlenmiş, Ahi Üniversitesi’nin yasalaşması, Organize Sanayi Bölgesi’nin kurulması, Kırşehir’in Kalkınmada Öncelikli Yöreler kapsamına alınması, Petlas ve Şeker Fabrikası’nın faaliyete geçmesi sürecinde ne kadar girişim ve faaliyet olmuşsa en önde yer almıştır.

Kırşehir’e adanan bir ömür;
Ahiliğe adanmış bir hayat;
Esnaf ve sanatkâra hizmet için feda edilmiş bir yaşamdır Mustafa Karagüllü.

Onun için Kırşehir; O’na AHİ BABA unvanını verdi. Ahi Baba olmak zor iş. Ahi Baba kalmak daha da zor… Ahiliğin kutsallığı kadar, Ahi Baba olabilmenin sorumluluğu, yükü, özverisi var. İşte bu hizmet aşkı, çalışma azmi, fedakârlık, bu dürüstlük, bu hoşgörü, bu iyi niyet, O’na Ahi Baba olma ve son nefesine kadar Ahi Baba kalabilme onurunu vermiştir.

Kırşehir tarihinde derin izler bırakan, hoşgörü ve sevgi kültürünün kente egemen olmasına inatla ve ısrarla emek veren AHİ BABA; mekânın cennet olsun. Işıklarda uyu.

Mehmet-ATILGAN–Adnan YILMAZ

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Emeğe Saygı Lütfen.