Kırşehirli akademisyenlerin de yer aldığı araştırma, BMJ Group tarafından yayımlanan uluslararası Medical Humanities dergisinde yayınlandı.
Osmanlı Devleti’nin Tanzimat döneminde çocuklara yönelik cinsel istismar vakaları ve bu suçlara uygulanan cezalar, ilk kez kapsamlı biçimde arşiv belgeleri üzerinden incelenen bir araştırmayla akademik literatüre taşındı.
İkisi Kırşehir bağlantılı üç araştırmacının imzasını taşıyan çalışma, BMJ Group tarafından yayımlanan uluslararası Medical Humanities dergisinde “Original research” olarak yayımlandı.
“Cases of Child Sexual Abuse (Fi‘l-i Şenî‘) and Punishments During the Tanzimat Era in the Ottoman Empire” başlıklı makalenin yazarları; Ahi Evran Üniversitesi Tıp Fakültesi Üroloji Anabilim Dalı’ndan Doç.Dr. Mümtaz Dadalı, Ahi Evran Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıp Tarihi ve Etik Anabilim Dalı’ndan Dr. Arif Hüdai Köken ile Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıp Tarihi ve Etik Anabilim Dalı’ndan Prof. Dr. Nüket Örnek Büken.
Makalede Dr. Mümtaz Dadalı’nın Ahi Evran Üniversitesi Tıp Fakültesi Üroloji Anabilim Dalı’ndaki görevinin yanı sıra Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıp Tarihi ve Etik alanındaki doktora çalışması da belirtiliyor. Dr. Arif Hüdai Köken ise Ahi Evran Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıp Tarihi ve Etik Anabilim Dalı’nda görev yapıyor. Prof. Dr. Nüket Örnek Büken de Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıp Tarihi ve Etik Anabilim Dalı’nda araştırmaya katkı sunuyor.
1839-1876 ARASINDAKİ 29 VAKA İNCELENDİ
Araştırmanın merkezinde, Tanzimat dönemine ait Osmanlı arşiv belgeleri bulunuyor.
Araştırmacılar, T.C. Cumhurbaşkanlığı Devlet Arşivleri Başkanlığı Osmanlı Arşivi veri tabanında “fiil-i şeni” anahtar kelimesiyle yaptıkları taramada 163 belge başlığına ulaştı. Bu belgeler arasından 29 vaka belirlenerek ayrıntılı biçimde incelendi. Belgeler Osmanlı Türkçesinden Latin harflerine aktarıldı ve elde edilen veriler sistematik biçimde değerlendirildi.
Çalışmanın sonuçlarına göre, 1839-1876 yılları arasındaki Tanzimat döneminde 29 fi‘l-i şenî‘ vakası tespit edildi.
Bu vakaların 4’ü 1858 Ceza Kanunnamesi öncesine, 25’i ise 1858 Ceza Kanunnamesi sonrasına ait. 1858 sonrasında davaların önemli bölümünde Kanunnamenin 197, 198, 199 ve 200. maddeleri esas alınarak hüküm verildi.
“Fİ‘L-İ ŞENΑ” OSMANLI HUKUKUNDA CİNSEL SALDIRI VAKALARINI İFADE EDİYORDU
Araştırmanın dikkat çekici yönlerinden biri de Osmanlı arşivlerinde kullanılan hukukî terminoloji.
Makalede “fi‘l-i şenî‘” kavramının, Osmanlı hukuk pratiğinde cinsel saldırı ve benzeri fiilleri ifade etmek için kullanıldığı; bunun yanında “hetk-i ırz” ve “izale-i bikr” gibi kavramların da kayıtlarda yer aldığı belirtiliyor. Araştırmada çocuk kavramı ise 0-18 yaş aralığıyla sınırlandırılmış.
1858 CEZA KANUNNAMESİ ÖNEMLİ BİR DÖNÜM NOKTASI
Araştırmanın ortaya koyduğu en önemli sonuçlardan biri, 1858 Ceza Kanunnamesi ile Osmanlı ceza hukukunda cinsel suçların daha sistematik biçimde tanımlanmaya başlaması.
1810 tarihli Fransız Ceza Kanunu’nun tercüme edilmesiyle hazırlanan 1858 Osmanlı Ceza Kanunnamesi, cinsel bütünlüğe yönelik suçlar açısından önemli bir dönüm noktası oluşturdu.
Kanunnamenin 197. maddesi, 11 yaşından küçük çocuklara yönelik fi‘l-i şenî‘ eylemlerini düzenlerken; 198. madde cebren gerçekleştirilen cinsel saldırılara kürek cezası öngörüyordu. 199. madde, suçun veli, vasi, mürebbi veya hizmetkâr gibi mağdurun yakın çevresindeki kişiler tarafından işlenmesi durumunda daha ağır cezalar getiriyor; 200. madde ise bazı durumlarda cezaya ek olarak tazminat öngörüyordu.
1858 ÖNCESİNDE “PRANGA”, SONRASINDA SİSTEMATİK CEZALAR
Araştırmada, 1858 öncesindeki dört vakadan üçünde pranga cezasının uygulandığı tespit edildi.
Pranga; hükümlünün ayaklarının zincirlenmesi ve ağır işlerde çalıştırılması esasına dayanıyordu. Araştırmacılar bu uygulamanın yalnızca cezalandırıcı değil, aynı zamanda caydırıcı ve toplumsal düzeni koruyucu bir işlev taşıdığını değerlendiriyor.
1858 sonrasında ise çocuklara yönelik cinsel suçlarda hapis ve kürek cezalarının daha belirgin hukukî maddelere bağlandığı görülüyor. Araştırmada, 197. madde kapsamında uygulamada 1 ila 3 yıl arasında hapis cezalarına, bazı ağır vakalarda ise 198. madde kapsamında 5 yıla kadar kürek cezasına hükmedildiği belirtiliyor.
BAZI VAKALARDA TEŞHİR VE SÜRGÜN DE UYGULANDI
Araştırmanın ortaya koyduğu bir başka dikkat çekici uygulama ise kamuya açık teşhir.
Bazı hükümlüler, kararın özetinin göğüslerine asılması ve şehir meydanı veya işlek bir caddede halkın önünde teşhir edilmesinin ardından ayaklarına pranga vurularak cezanın infaz edileceği yerlere gönderiliyordu.
Kürek cezası verilen hükümlülerin Kıbrıs, Vidin, Sinop, Edirne, Akka, Midilli, İzmir ve Trabzon gibi uzak bölgelere gönderildiği; Tersane-i Âmire ve Ergani Maden-i Hümayunu gibi merkezlerin de ağır cezaların infaz edildiği yerler arasında bulunduğu aktarılıyor.
ARAŞTIRMADA İDAMLA SONUÇLANAN BİR VAKA DA VAR
Makalede yer alan 29 vaka arasında idam cezasıyla sonuçlanan bir olay da bulunuyor.
1861 yılında Tulca Sancağı’nda 26 aylık bir kız çocuğunun cinsel saldırıya uğradıktan sonra öldürülmesi üzerine Pavli isimli fail hakkında idam kararı verildi. Araştırmaya göre karar, tanık ifadeleri ve failin kendi itirafı doğrultusunda uygulanmıştı.
ARAŞTIRMA YALNIZCA SUÇ VE CEZAYI DEĞİL, HUKUK ANLAYIŞINDAKİ DÖNÜŞÜMÜ DE GÖSTERİYOR
Çalışmanın sonuç bölümü, Tanzimat dönemindeki değişimin yalnızca ceza miktarlarıyla sınırlı olmadığını ortaya koyuyor.
Araştırmacılara göre 1858 Ceza Kanunnamesi ile birlikte cinsel suçlar daha açık biçimde tanımlanmış; suçun niteliği, mağdurun yaşı ve fail ile mağdur arasındaki ilişki dikkate alınarak farklılaştırılmış cezalar uygulanmaya başlanmıştı.
Bu durum, Osmanlı ceza hukukunda modern ceza hukuku anlayışına doğru bir dönüşümün izlerini taşıyor ve bireysel mağduriyetin giderek daha fazla dikkate alınmaya başladığını gösteriyor.
Ancak araştırma, hukukî düzenlemelerin uygulamada her zaman aynı ölçüde karşılık bulmadığına da dikkat çekiyor. Bazı vakalarda suçun ağırlığına kıyasla cezaların yetersiz kaldığı, dolayısıyla Tanzimat döneminin ceza adalet sisteminin uygulama düzeyinde geleneksel anlayışlardan bütünüyle kopmadığı sonucuna ulaşılıyor.
KIRŞEHİR AÇISINDAN AKADEMİK BİR BAŞARI
Üç araştırmacının imzasını taşıyan çalışma, yalnızca Osmanlı hukuk tarihi açısından değil, Kırşehir’in akademik birikiminin uluslararası bilim dünyasına taşınması açısından da dikkat çekici bir yayın niteliği taşıyor.
Makalenin yayımlandığı Medical Humanities, tıp, beşeri bilimler, etik ve tarih kesişiminde çalışmalar yayımlayan uluslararası bir akademik dergi. Çalışma, derginin 2026 yılı 52. cildinde 369-372. sayfalarda yayımlandı. Makalenin DOI numarası ise 10.1136/medhum-2025-013448. Makale 25 Haziran 2025’te dergiye gönderildi, 15 Eylül 2025’te kabul edildi ve 30 Ekim 2025’te çevrim içi olarak yayımlandı.
Araştırmanın yazar katkı beyanına göre Dr. Mümtaz Dadalı çalışmayı tasarlayan, arşiv verilerini toplayıp analiz eden ve makalenin ilk taslağını hazırlayan isim olurken; Dr. Arif Hüdai Köken tarihsel analiz, yorum ve eleştirel değerlendirmeye, Prof. Dr. Nüket Örnek Büken ise makalenin eleştirel değerlendirme sürecine katkı sundu.
Çalışma, Tanzimat döneminin yalnızca siyasî ve idarî dönüşümlerle değil, suç, ceza, çocukların korunması ve adalet anlayışındaki değişimlerle de okunabileceğini ortaya koyarken; Osmanlı arşivlerinin çocuk haklarının ve ceza hukukunun tarihsel gelişimini anlamak açısından taşıdığı zenginliği de bir kez daha gözler önüne seriyor.

