BÜYÜK TAARRUZ’UN ÖNCESİNDE BİR YUNAN GENERALİ
General Trikupis, Yunan ordu kademesi içinde önemli generallerden biriydi. Osmanlı-Yunan Savaşı (1897) ve Balkan Savaşları’na katılmış; Yunanlıların İzmir’e çıkarma yapmalarıyla başlayan Türk Kurtuluş Savaşı’nın ilk dönemlerinde 3. Tümen’i komuta etmişti. İnönü Muharebeleri’nde görev alan Trikupis; 1921’de Türk taarruzu öncesinde Eskişehir‘i ele geçirmekle görevli Yunan Kuzey Grubu’nu komuta etmiş, temmuz ayında Afyonkarahisar‘daki Güney Grubuna atanarak 2. Kolordu komutanlığına ve aralık ayında da 1. Kolordu Komutanlığına getirilmişti. 1922’deki Büyük Taarruz’da esir alındığında emrinde 5 tümen bulunuyordu.
Mustafa Kemal’in, ulusal egemenliğin cisimleştiği Millet Meclisi’nden aldığı yetkiyle bizzat komuta ettiği Kuvayı Millîye’si ve kısa sürede oluşturulan Ulusal Düzenli Ordu’su; Büyük Taarruz ile düşmanı önüne katıp Akdeniz’e dökerek bu millî kalkışmaya “cinnet” diyenlerin başını önüne eğdirecekti.
“Büyük Taarruz” ve bu taarruzu taçlandıran “Başkomutanlık Meydan Muharebesi”, “Türk Kurtuluş Savaşı”nın son safhasını ve zirvesini teşkil etti. Mustafa Kemal Paşa, 3 yıl 4 aylık süreçte Türk milletini ve ordusunu adım adım hedefe taşıdı. Türk ordusu bu muharebede, 15 günde 450 kilometre mesafe kat ederek 9 Eylül 1922 sabahı İzmir‘e girdi.
2 EYLÜL’DE ESİR DÜŞTÜ, 4 EYLÜL’DE BAŞKOMUTANLIĞA ATANDI

General Nikolaos Trikupis ve kurmayları ile beş bini aşkın asker, 2 Eylül’de Türk birliklerine esir düşer… Bu amansız mücadelede Türk Ordusu tarafından 2 Eylül 1922’de esir alınan General Trikupis’in durumundan haberi olmayan Yunan Hükümeti, 4 Eylül 1922’de kendisini Hacı Anesti’nin yerine başkomutan olarak atar. Yunan kaynakları, Yunan Hükümetinin kendi generalinin Türklere esir düştüğünden habersiz bu atamayı yaptığına dikkat çeker. Nitekim Yunan Hükümeti, 2 Eylül’de esir alınan Trikupis’in esaretini 5 Eylül 1922’de öğrenir ve onun yerine General Polimenakos’u başkomutan olarak atar.
YUNAN KAMUOYUNDAN SAKLANAMAYAN ESARET
Esasen Trikupis’in Türk askerince esir alındığı yönündeki haberler Yunanistan’da şok etkisi yaratır. Yunan gazeteleri “Trikupis’in ordunun durumu ile ilgili hükümete bir rapor verdiği” şeklinde haberler servis ederek bu esaret durumunu görmezden gelmeye çalışsa da olay Yunan kamuoyundan uzun süre saklanamaz. Sonuçta Trikupis’in esir alındığı açıklanmak zorunda kalınarak “Yunan Orduları Başkomutanı Trikupis’in yerine General Polymenekos’un Yunan Orduları Başkomutanı olarak atandığı” yönünde haberler yapılır.
Trikupis, kaleme aldığı hatıratında kendisinin başkomutanlığa atanması süreciyle ilgili olarak Türk ordusunda telsiz bulunduğunu ve taarruz esnasında dışarıdan haber aldıklarını vurgular. 23 Ağustos 1922 tarihli Atina gazetelerinin “Tuğgeneral Trikupis Küçük Asya Orduları Komutanlığına tayin edilmiştir. Kendisi harp sahalarındaki cesaretinden dolayı Tümgeneralliğe terfi ettirilmiştir.” şeklinde haber yaptığını; 22 Ağustos 1922 tarihli Yunan Resmî Gazetesi’nde ise atanma emrinin yayımlandığını belirterek resmî gazetede şu ifadelere yer verildiğini nakleder:
“Hâlihazır yılın 22 Ağustos günü Kraliyet iradesi ve Millî Savunma Bakanı’nın tasvibiyle, bakanlık emrine alınan Tümgeneral Hacianesti’nin yerine Tuğgeneral Nikolaos Trikupis Küçük Asya Orduları Komutanlığına getirilmiştir.”
MUSTAFA KEMAL’İN HUZURUNDA: “SİZ BURADA ESİR DEĞİL, MİSAFİRSİNİZ”
Esir alınan Yunan generali, hatıratında yakalanıp Mustafa Kemal Paşa’nın huzuruna çıkarılışını şöyle anlatır:
“Uşak dışında esir olup o zamanki Türk ordusu komutanı İsmet Paşa’nın (bilahare Türkiye Cumhurbaşkanı olmuştur) dairesine götürüldüm; o da beni Mustafa Kemal’e götürdü. Mustafa Kemal’in odasına girdiğim zaman o, ayağa kalkarak dostane bir şekilde beni karşıladı ve Fransızca hitap ederek şunları söyledi: – Unutmayın ki, Koca Napoleon da esir olmuştu. – Siz vazifenizi tam olarak ve sonuna kadar yaptınız. Biz de sizi takdir ediyor ve size hürmet duyuyoruz. – Siz burada esir değil, misafirsiniz. Sonra bana sordu: – Küçük Asya Orduları Komutanlığına tayin edildiğinizi biliyor musunuz? Ben cevap verdim: – Hayır. Malum olduğu üzere Türk ordusunda telsiz vardı ve taarruz esnasında dışarıdan haber alıyordu. Ne olursa olsun, 23 Ağustos 1922 tarihli Atina gazeteleri şu haberi veriyordu: ‘Tuğgeneral Trikupis Küçük Asya Orduları Komutanlığına tayin edilmiştir. Kendisi harp sahalarındaki cesaretinden dolayı tümgeneralliğe terfi ettirilmiştir.’ 22 Ağustos 1922’de de Resmî Gazete’de benim Küçük Asya Orduları Komutanlığına tayin emrim yayımlanmıştı ve bunda şöyle deniyordu: ‘Hâlihazır yılın 22 Ağustos günü Kraliyet iradesi ve Millî Savunma Bakanı’nın tasvibiyle, bakanlık emrine alınan Tümgeneral Hacianesti’nin yerine Tuğgeneral Nikolaos Trikupis Küçük Asya Orduları Komutanlığına getirilmiştir.'”

KAZIM ÖZALP’İN ANISINDA TRİKUPİS

Millî Müdafaa Vekili Kazım Özalp anılarında; esir olarak gelen General Trikupis ile diğer Yunan subaylarını halkın olası bir tepkisinden korumak için treni Ankara İstasyonu dışında durdurarak şehir dışındaki yollardan Sarıkışla’ya gönderdiğini ifade eder. İki gün sonra Sarıkışla’ya giderek Trikupis ile görüştüğünü, Trikupis’in kendisini tanıyamadığını, bir isteği olup olmadığını sorup taleplerinin yerine getirilmesi için derhal emir vereceğini söylediğinde Trikupis’in kendisinin kim olduğunu sorduğunu belirtir. Millî Müdafaa Vekili olduğunu öğrenince toparlanıp asker selamı verdiğini ve Türk komutanlarının değerinden bahsettiğini aktarır.
KIRŞEHİR’DE DÖRT AYLIK ESARET
General Trikupis, Türkiye’deki bir yıla yakın esaret hayatının dört aylık dönemini Kırşehir’de, sekiz aya yakın dönemini ise Kayseri’deki Talas Üsera Garnizonunda geçirmiştir.
Trikupis, Kırşehir’deki dört aylık esaret sürecine ilişkin detaylı bilgi vermemekle birlikte anılarında kısaca şöyle bahseder:
“Uşak’tan Ankara’ya ve oradan da Ankara’nın kuzeydoğusunda, Küçük Asya’nın ortasında bulunan Kırşehir’e götürüldüm; buraya diğer generaller (Diyenis, Dimaras ve Kladas) ile birçok subay da getirilmişti. Orada, aslen Tesalya’nın Larisa şehrinden olan ve Yunanca bilen bir Türk albayının sıkı nezareti altında idik.”
CAFER TAYYAR PAŞA İÇİN GÜNDEME GELEN ESİR TAKASI

General Dimaras ve yüze yakın yüksek rütbeli Yunan subayı ile birlikte esir düşen Trikupis, anılarında Kırşehir’deki esaret günlerine dair bir detayı daha paylaşır. Kendisine nezaret eden Yunanca bilen Türk subayının bir gün “Birkaç güne kadar bizden ayrılacaksınız” dediğini, ancak birkaç gün sonra aynı subayın gelerek: “Türk hükümetinin, Yunan hükümetinden Trakya’da esir olan General Cafer Tayyar’ın iadesini istediğini; Yunan hükümetinin bunun karşılığında Trikupis’i talep ettiğini, fakat Türk hükümetinin General Cafer Tayyar’a karşılık Trikupis hariç herhangi bir Yunan generalini vermeye razı olduğunu” bildirdiğini yazar. Sonuç olarak General Kladas’ın takasla kurtulduğunu, kendisinin esaretinin ise bir yıl sürdüğünü belirtir.
Esaret günlerinde Türklerden iyi muamele gördüğünü ifade eden Trikupis, Lozan’da imzalanan esir değişimi anlaşması çerçevesinde Eylül 1923’te ülkesine gönderilmiştir. Trikupis’in Kırşehir’de esir bulunduğu dönemde kendisine yaver olarak Muhtar Davaz görevlendirilmiştir.

MUHTAR DAVAZ’IN TORUNUNDAN GELEN HATIRA
Başkomutanlık Meydan Muharebesi’nde Yunan Orduları Başkomutanı olan Nikolaos Trikupis’in Kırşehir esir kampında çekilen fotoğrafını yayımlayan Gazeteci-Yazar Emin Çölaşan, Trikupis’e doktor yaver olarak atanan Muhtar Davaz’ın torunu Haldun Ersanlı’dan aldığı bir e-postayı okurlarıyla paylaşmıştır. Çölaşan’ın aktardığı mesaj şu şekildedir:
“Selamlar Emin Bey, ben Haldun Ersanlı. Dostunuz rahmetli (Büyükelçi) Özcan Davaz’ın yeğeniyim. Dedem, annemin babası Tümgeneral Cerrah Muhtar Davaz genç mezun bir tabip olarak Çanakkale Savaşı’na katılıyor. İstiklal Savaşımızda Aydın cephesinde bulunuyor. Trikupis teslim alındığında dedemi doktor yaver olarak kendisine veriyorlar ve tutsak olduğu dönemde kendisine hizmet ediyor. Savaş sonrasında dedem Roma’ya, ihtisasını yapmak üzere amcası Büyükelçi Suat Davaz’ın yanına gidiyor. Dedem ve Trikupis Roma’da sık sık görüşüyorlar. Ailede anlatılanlara göre Trikupis dedeme tahsili sırasında maddi destek veriyor. Uzun yıllar mektuplaştılar. Annem, dedemin 1980’de vefatından sonra kitapları ve o mektupları Numune Hastanesine bağışlamış. İlginizi çekeceğini ümit ederek Kırşehir’de esir kampında çekilen fotoğrafı gönderiyor, saygı ve sevgilerimi sunuyorum.”

Bu fotoğraf; Atlas Tarih Dergisi’nin “Büyük Taarruz Özel Sayısı”nda (Ağustos-Eylül 2022, 76. sayı, s. 84) “Yunan subayları Kırşehir’de esir kampında 1922” notuyla, Feza Kürkçüoğlu tarafından kaleme alınan yazı içerisinde “Atilla Oral Arşivi” kaynak gösterilerek yayımlanmıştır.
KIRŞEHİR’DEN KAYSERİ TALAS’A
Bir yıla yakın süre diğer savaş esirleriyle birlikte Kayseri Talas’taki kampta kalan, Kırşehir’de bulunduğu dönemde kendisine yaver olarak Doktor Muhtar Davaz verilen Trikupis, 1923 yılında esir takasıyla Yunanistan’a dönmüştür.
RÜŞTÜ YURDAKUL’UN HATIRATINDA KIRŞEHİR
Mektupçu Rüştü Yurdakul hatıratında; Kırşehir’de Daimi Encümen Başkâtibi olarak görev yaptığı sırada esir Yunan generali ve maiyetinin şehre getirilişini özetle şöyle anlatır:
“Adliyede çalışırken yeni idari teşkilata göre Daimi Encümen Başkâtipliği sınavı açıldığı sırada Mutasarrıflığa başvurarak bu göreve atanmamı istedim ve 1 Ocak 1337’de (1921) göreve başladım. Mutasarrıf Ekrem Bey’in ayrılması üzerine yerine gelen yeni Mutasarrıf Sait Bey’le çalışmaya başladığımızda savaş tüm hızıyla devam ediyordu. Mutasarrıf Sait Bey ‘Tekâlif-i Millîye’ işlerini tümüyle bana yüklediğinden bu önemli görevleri kendisiyle birlikte yürüttük. Kayınpederim de aynı süreçte Askerlik Şube Reisliği yapıyordu. Tam bu sıralarda esir alınan Yunan Başkomutanı Trikupis Kırşehir’e gönderildi.”
Rüştü Yurdakul, esir Yunan generali ve subaylarının büyük hükümet konağında tutulduğunu belirttiği hatıratına şöyle devam eder:
“Yunan ordusu perişan edilmiş, Başkomutanı ve tüm maiyeti esir alınarak Kırşehir’e gönderilmişti. 400’ü aşkın esir Yunan subayının barınmasına ancak hükümet konağı yetebilirdi. Bu büyük hükümet konağı düşman subaylarına tahsis edildi. Hükümet daireleri ise buldukları yerlere yerleştiler. Mutasarrıflık makamı ile ilgili daire memurları, şimdiki Buğday Pazarı’nda bulunan ve sonradan yanan büyük bir hana taşındı.”
ESKİ HÜKÜMET KONAĞININ DA KENDİ TARİHİ VARDI
Bu konak, 1903 (1309) yılında Kırşehir’de Mutasarrıf olarak görev yapan Asaf Paşa tarafından yaptırılmıştır. Hükümet konağının inşa edildiği yıllarda Kırşehir Belediye Reisi olan Hacı Ahmed Efendi, binanın yapımındaki çabaları ve halkın yardım etmesini sağlayan tutumu nedeniyle 1905 yılında dördüncü dereceden Mecidi Nişanı ile ödüllendirilmiştir.

KIRŞEHİR’İN SESSİZ TARİHİ
Kırşehir’deki bu hikâye, yalnızca General Trikupis’in esaretini değil; Büyük Taarruz’un ardından savaşın insani ve idari boyutunu da gözler önüne sermektedir. Bir tarafta esir düşen Yunan Başkomutanı, diğer tarafta onu koruyan Türk askerleri ve komutanları; Kırşehir’de ise yüzlerce Yunan subayının ev sahipliğini yapan ve maalesef yıktırılan eski Hükümet Konağı…
Bu anlatının en dikkat çekici yönlerinden biri, Trikupis’in hatıratındaki bilgiler ile Kırşehir’deki yerel hafızanın birbirini tamamlamasıdır. Trikupis’in kendi aktarımları Kırşehir’deki dört aylık esaretin izlerini taşırken; Kazım Özalp’in anıları Ankara’daki karşılaşmayı, Rüştü Yurdakul’un hatıratı ise Kırşehir’deki esirlerin ve hükümet konağının durumunu belgelemektedir. Muhtar Davaz’ın torunundan aktarılan aile hatırası da savaş sonrasına uzanan sıra dışı bir insani bağın izini sürmektedir.
Kırşehir’in Millî Mücadele tarihini kavramak için yalnızca cepheleri ve büyük komutanları değil; bu tür hatıraları, fotoğrafları, kamu binalarını ve şehirde yaşayan insanların tanıklıklarını da birlikte okumak gerekir.
Tüm bu bilgiler ve ve ilgili kaynakcaları Adnan Yılmaz’ın “İstiklal ve İhtilal’in Bozkır Serüveni (Kır-Şehri)” adlı eserinde mevcuttur.
