23 Eylül 2026

AHİLİĞİN RUHUNU YAŞATMAK, SADECE TÖREN DÜZENLEMEK DEĞİLDİR

Ahilik Haftası bir kez daha geride kalırken, törenlerin, konuşmaların ve etkinliklerin ötesine geçip asıl meselemizi konuşmanın zamanı geldi.

Çünkü Ahilik, yılda bir hafta hatırlanacak kadar dar bir kavram değildir.

Kökleri 13. yüzyıl Anadolu’suna uzanan Ahilik; esnafın meslek örgütlenmesinden çok daha fazlasını ifade eder. Ahlakı, emeği, güveni, dayanışmayı, adaleti ve insanı merkeze alan bir toplum anlayışını temsil eder.

Dolayısıyla asıl mesele, Ahilik Haftası’nı ne kadar görkemli kutladığımız değil; Ahiliğin hangi değerlerini bugünün hayatına taşıyabildiğimizdir.

VALİLİĞİN SAHİPLENME FONKSİYONU

Tam da burada, bu yılki Ahilik Haftası vesilesiyle Kırşehir Valimiz Sayın Murat Sefa Demiryürek’e özel bir teşekkür borcumuz olduğunu düşünüyorum.

Çünkü Sayın Valimizin bu yıl ortaya koyduğu yaklaşım, yalnızca protokol gereği törenlere katılan bir mülki idare anlayışının ötesine geçti.

Esnafla aynı sofrada buluşan, 81 ilden Kırşehir’e gelen gazetecilerle ve genç Ahilerle bir araya gelen, kadın kooperatiflerinin üretimini Ahilik kültürünün dayanışma anlayışıyla buluşturan, meslek yarışmalarıyla gençlerin emeğini ve becerisini görünür kılan, İlin Ahisi’ne şed kuşatan ve Ahilik üzerine yürütülen akademik çalışmalara ev sahipliği yapan; geniş bir katılımı sağlamak adına deyim yerindeyse “uçan kuştan medet uman” bir Valilik tablosu ortaya çıktı.

Özellikle 81 ilden gençlerin Kırşehir’de buluşturulması, Ahiliğin gelecek kuşaklara aktarılması açısından dikkat çekici bir adımdı.

  1. Ahilik Haftası kapsamında gerçekleştirilen “Genç Ahiler Kırşehir’de Buluşuyor” programıyla gençlerin Ahiliğin dürüstlük, ahlak, kardeşlik ve dayanışma değerleriyle buluşturulması hedeflendi

Kadın kooperatiflerinin Kırşehir’de buluşturulması da aynı şekilde önemliydi.

Ahilik Haftası kapsamında Cacabey Meydanı’nda gerçekleştirilen fuara ülkenin farklı bölgelerinden 50’den fazla kadın kooperatifi katıldı.

Böylece üretim, dayanışma ve kooperatifçilik üzerinden Ahilik ile günümüz ekonomik hayatı arasında somut bir bağ kurulmuş oldu.

…Ve elbette şed kuşatma töreni…

İlin Ahisi’ne şed kuşatılması, Ahiliğin sembolik dünyasının bugünün esnafı ve toplumuyla buluşturulması bakımından önemli bir gelenektir.

Burada önemli olan, bütün bu etkinliklerin tek tek kendisinden ziyade aynı fikrin etrafında buluşmasıdır.

Çünkü Ahilik yalnızca dükkânın kapısını açıp kapatan esnafın meslek geleneği değildir.

Ahilik; insanı merkeze alan bir ahlak düzenidir.

Üretirken dürüst olmak…

Kazanırken hakkaniyeti gözetmek…

Müşteriyi aldatmamak…

Emeğin karşılığını vermek…

Ustanın bilgisini çırağına aktarmak…

Komşusunu gözetmek…

Zor durumda olanın yanında durmak…

Ve bütün bunları bir toplumsal dayanışma anlayışı içinde gerçekleştirmek…

Kırşehir Ahi Evran Üniversitesi’nin Ahilik Kültürünü Araştırma ve Uygulama Merkezi de Ahiliği sanat, ticaret ve ekonomi alanlarının yanı sıra ahlaki eğitim ve toplumsal dayanışma boyutlarıyla ele alıyor.

Daha da önemlisi, Ahilik Anadolu’da yalnızca bir esnaf teşkilatı değil, iktisadi, toplumsal ve yönetsel boyutları bulunan tarihî bir kurumlaşma ve değerler dünyasıdır.

İşte bu nedenle Kırşehir’de Ahilik Haftası’nın anlamı, başka şehirlerde yapılan sıradan bir kültür etkinliğinden farklıdır.

Çünkü burası Ahi Evran’ın şehridir.

Burada Ahilik anlatılırken yalnızca geçmiş anlatılmıyor; Anadolu’da nasıl bir insan, nasıl bir toplum ve nasıl bir ekonomik hayat tahayyül edildiği de anlatılıyor.

Fakat tam da burada, Ahilik adına düzenlenen etkinliklerin toplumla kurduğu ilişkinin başka bir boyutunu da konuşmak gerekiyor.

AHİLİĞİN ANLATTIĞI ADALET İLE TOPLUMUN YAŞADIĞI GERÇEKLİK ARASINDA

Hakkı ve adaleti savunan; dürüstlüğü, güveni, dayanışmayı, emeğe saygıyı, meslek ahlakını ve kardeşlik anlayışını öne çıkaran bir Ahilik anlatısına, geniş halk kitlelerinin neden ilgi gösterdiğini de düşünmek zorundayız.

Bu ilginin arkasında yalnızca gelenek ve tören merakı olduğunu düşünmek eksik olur.

Gelir dağılımındaki uçurumun büyümesi, ekonomik sıkıntıların ağırlaşması, emeklilerin ve dar gelirli kesimlerin yaşadığı geçim sorunları ve yoksulluğun daha da derinleştiği bir toplumsal ortamın etkisini de görmezden gelemeyiz.

Çünkü Ahilik; adalet, emek, dayanışma ve hakkaniyet diyorsa, toplumun ekonomik hayatında yaşanan adaletsizlikler karşısında bu kavramların daha fazla anlam kazanması doğaldır.

İnsanlar bugün de güvenmek, emeğinin karşılığını almak, hakkının korunmasını görmek, zor zamanında yalnız bırakılmamak istiyor.

Belki de Ahiliğin günümüzde yeniden konuşulmasının en önemli sebeplerinden biri budur.

Ancak burada bir başka çelişkiyi de görmemiz gerekiyor.

Yıllar içerisinde Ahilik Haftası etkinliklerine katılımı artırmak amacıyla zorunlu kepenk kapatma gibi uygulamalar zaman zaman tepki çekti.

Ahilik gönüllülük, dayanışma ve meslek ahlakı üzerinden anlatılırken, esnafın etkinliğe katılımını zorunlu hâle getiren uygulamaların aynı ruhla ne kadar bağdaştığı elbette tartışılmalıdır.

Bu yılki Ahilik Haftası sürecinde de üniversite öğretim üyelerine yönelik katılım çağrılarının yanı sıra, kortej yürüyüşüne katılım konusunda öğretim elemanlarının sokakta bulunduğuna dair imza alınması şeklindeki bir uygulama gündeme geldi.

Bu uygulamanın hangi gerekçeyle yapıldığı, kimlerin bilgisi ve talimatıyla gerçekleştirildiği ve üniversite yönetiminin bundan haberdar olup olmadığı konusunda tartışmaların sürmesi de ayrıca dikkat çekicidir.

Burada mesele bir kortej yürüyüşüne katılmak değildir.

Mesele, Ahilik gibi gönüllülük, kardeşlik, dayanışma ve ahlak kavramları üzerinden anlatılan bir değerin yaşatılmasında yöntemlerin de bu ruhla uyumlu olup olmadığıdır.

Çünkü Ahiliği anlatırken insanı ikna etmek başka, insanı mecbur bırakmak başka şeydir.

VALİLİĞİN GÖREVİ TÖRENLE SINIRLI DEĞİL

Bu açıdan bakıldığında Valilik makamının görevi de yalnızca törenlere katılmak değildir.

Devletin yerel temsilcisi olarak Valilik; kamu kurumlarını, üniversiteyi, belediyeyi, esnaf teşkilatlarını, gençleri, kadın üreticileri ve sivil toplum unsurlarını aynı tarihî hafızanın etrafında buluşturabilecek önemli bir koordinasyon merkezidir.

Bu yılki programda gençlik, kadın emeği, kooperatifçilik, mesleki beceri, kültür, akademik çalışmalar, esnaf ve sanatkârlık gibi farklı alanların bir araya gelmesi, Ahiliğin yalnızca geçmişe ait bir hatıra olarak değil, bugünün toplumsal hayatıyla ilişkilendirilerek ele alındığını gösteriyor.

İşte Sayın Valimizin burada ortaya koyduğu fonksiyonun asıl değerini ben burada görüyorum.

Ahiliği korumak, onu cam fanusun içine koyup geçmişin güzel bir hatırası olarak saklamak değildir.

Tam tersine, onu bugünün insanına, gencine, esnafına, üreticisine ve yöneticisine yeniden anlatabilmektir.

Bir başka ifadeyle mesele, Ahi Evran’ın adını yaşatmak kadar, Ahi Evran’ın temsil ettiği ahlakı yaşatabilmektir.

Bu nedenle Murat Sefa Demiryürek’e, 39. Ahilik Haftası sürecinde ortaya koyduğu sahiplenme ve farklı kesimleri Ahilik ortak paydasında buluşturmaya yönelik yaklaşımı dolayısıyla teşekkür etmek gerekir.

Elbette bu büyük organizasyonun başarısı tek bir kişinin değil; Ticaret Bakanlığının, Valiliğin, Belediyenin, Kırşehir Ahi Evran Üniversitesinin, esnaf ve sanatkâr teşkilatlarının, kamu kurumlarının, sivil toplum kuruluşlarının ve emeği geçen herkesin ortak çalışmasının sonucudur.

Fakat böylesine çok aktörlü bir yapının ortak bir hedef etrafında buluşmasında Valilik makamının koordinasyon ve temsil sorumluluğu ayrı bir önem taşımaktadır.

TÖREN BİTER, HAFTA BİTER; PEKİ AHİLİK NE OLACAK?

Çünkü biz burada yalnızca bir haftayı kutlamıyoruz.

Kendi tarihimizin bize bıraktığı büyük bir sorumluluğu yeniden hatırlıyoruz.

Ahilik bize, güçlü bir toplumun yalnızca ekonomik olarak büyüyen değil; ahlakı, adaleti, emeği, dayanışmayı ve güven duygusunu da büyüten toplum olduğunu söylüyor.

Nitekim 17–19 Eylül 2026 tarihlerinde Kırşehir Ahi Evran Üniversitesi ev sahipliğinde gerçekleştirilen IX. Uluslararası Ahilik Sempozyumu, Ahiliği iktisadi, toplumsal ve yönetsel boyutlarıyla ele aldı.

İşte Kırşehir’in önündeki asıl görev de budur:

Ahiliği yalnızca bir hafta boyunca konuşmak değil, bir yıl boyunca yaşatmak.

Ahi Evran’ı yalnızca anmak değil, onun temsil ettiği insan ve toplum anlayışını bugünün Kırşehir’inde yeniden üretmek.

Törenleri yapmak elbette önemlidir.

Ama asıl başarı, tören bittikten sonra Ahiliğin şehir hayatında yaşamaya devam etmesidir.

Ve buradan artık daha ileri bir soruya geçmemiz gerekiyor:

AHİLİK KIRŞEHİR’İN ELİNDEN GİDİYOR MU?

Son yıllarda Kırşehir’de zaman zaman “Ahilik elimizden gidiyor, sahip çıkalım” şeklinde kaygılı değerlendirmeler yapılıyor.

Bu kaygıyı küçümsememek gerekir.

Çünkü Ahilik yalnızca Kırşehir’in tarihine ait bir hadise değildir. Anadolu’nun farklı şehirlerinde Ahilerin oluşturduğu sosyal, ekonomik ve kültürel yapılanmaların izlerine rastlanmaktadır.

Fakat ben meseleyi biraz farklı görüyorum.

Ahilik Kırşehir’in elinden gitmiyor.

Tam tersine…

Ahilik, Kırşehir’in sınırlarını aşarak Anadolu’daki tarihî izlerinin bulunduğu şehirlerde yeniden görünür hale geliyor.

Ve bunun aslında hepimizi sevindirmesi gerekir.

Çünkü Ahilik kültürünün bütün ülkeye yayılması Kırşehir için bir kayıp değil, Türkiye için bir kazanımdır.

Ahilik ne kadar çok şehirde yaşarsa; dürüstlük, güven, dayanışma, emeğe saygı, meslek ahlakı ve kardeşlik anlayışı da o kadar geniş bir toplumsal zemine kavuşur.

Mesele, “Ahi Evran bizim mi, onların mı?” meselesi değildir.

Ahi Evran’ın bıraktığı miras, Anadolu’nun ortak tarihinin önemli parçalarından biridir.

KIRŞEHİR’İN FARKI: SADECE AHİ EVRAN’IN DEĞİL, ANADOLU’NUN BÜYÜK HAFIZASININ ŞEHRİ

Fakat bu ortak mirasın merkez hafızası söz konusu olduğunda Kırşehir’in ayrı bir yeri vardır.

Ve bu merkezilik yalnızca Ahi Evran’ın burada yaşamış ve Ahilik tarihine damgasını vurmuş olmasıyla açıklanabilecek kadar dar değildir.

Kırşehir’in tarihî ve kültürel havzasına baktığımızda Ahi Evran’ın yanında Yunus Emre, Hacı Bektaş-ı Veli, Âşık Paşa, Gülşehrî, Tapduk Emre ve Şeyh Edebali gibi Anadolu’nun düşünce, tasavvuf ve kültür hayatında iz bırakmış önemli isimlerle kesişen geniş bir tarihî çevre görüyoruz.

Bu topraklar aynı zamanda Babaîler, Ahiler, Türkmenler, sûfîler ve çeşitli ilim çevrelerinin Anadolu’daki hareketliliğinin kesiştiği önemli merkezlerden biri olarak değerlendirilmelidir.

Nitekim tarihçi Halil İnalcık’ın Ahi Evran üzerine değerlendirmeleri de bu tarihî çerçeve açısından dikkat çekicidir. İnalcık, Nasîreddîn Evren’i (Ahi Evran) 13. yüzyıl başlarında Bağdat’tan Anadolu’ya gelen ulemâ ve sûfî çevresi içinde değerlendirir; onun I. Alâeddin Keykubad dönemindeki fütüvvet çevreleriyle ilişkisine, Kırşehir’de debbağların şeyhi oluşuna ve Babaîler ile Türkmenlerle yakınlığına dikkat çeker.

İnalcık ayrıca Ahi Evran’ın tasavvuf ve felsefe üzerine eserleri bulunan bir âlim olduğunu; asıl adının Hoylu Şeyh Nasîreddîn Mahmud olduğunu ve fütüvvet geleneğinin önemli isimlerinden Evhâdü’d-Dîn Kirmânî ile ilişkisini vurgular.

Bu çerçevede Kırşehir’i yalnızca bir esnaf teşkilatının merkezi olarak değil, halk, Türkmen ve tasavvuf çevrelerinin buluştuğu tarihî bir zemin olarak okumak gerekir.

İnalcık’ın değerlendirmelerinde Mevlânâ Celâleddin Rûmî ile Ahi Evran arasındaki farklı toplumsal ve kültürel çevrelere Mevzilenmelere de dikkat çekilmesi, 13. yüzyıl Anadolu’sundaki düşünce ve güç ilişkilerinin tek çizgili olmadığını göstermesi bakımından ayrıca önemlidir ki bu farklılıkların Moğol işgal ve zulmü karşısındaki duruş dada kendini ifade eder.

Bu tür değerlendirmeler, elbette kendi tarihsel bağlamları ve kaynakları içerisinde okunmalıdır.

Ancak bütün bu tablo bize önemli bir şey söylüyor:

Kırşehir’in merkezî konumu yalnızca bir kişinin adıyla açıklanamaz.

Ahi Evran bu hafızanın en güçlü ve en somut merkezlerinden biridir; fakat Kırşehir’in tarihî önemi, Ahilik, Babaîlik, Türkmen hareketliliği, tasavvuf çevreleri ve Anadolu’nun büyük düşünce insanlarıyla kesişen daha geniş bir tarihî havzanın parçası olmasından da kaynaklanmaktadır.

Çünkü burada Ahi Evran’ın,Aşık Paşa’nın  türbesi vardır.

Burada Ahi Evran Zaviyesi vardır.

Burada Ahilik Müzesi vardır.

Ve en önemlisi, Kırşehir’in tarihî kimliği Ahi Evran ve Ahilik ile doğrudan bütünleşmiştir.

Dolayısıyla Kırşehir’in yapması gereken, başka şehirlerin Ahilik çalışmalarından rahatsız olmak değil; onlardan daha ileri bir vizyon ortaya koymaktır.

Başka şehirler Ahiliğin kendi tarihî izlerini yaşatabilir.

Kırşehir ise Ahi Evran’ın düşüncesini, Babaîlerden Ahilere, Türkmenlerden Anadolu’nun büyük tasavvuf ve düşünce çevrelerine uzanan bu geniş tarihî hafızayı birbirine bağlayan daha kapsamlı bir tarih ve medeniyet anlatısına dönüştürebilir.

İşte çıtayı yükseltmek budur.

Artık “Biz Ahiliğin başkentiyiz” demek tek başına yeterli değildir.

Başkent olduğumuzu üretmek, araştırmak, öğretmek, yaşatmak ve dünyaya anlatmak zorundayız.

ANKARA’DAN KAYSERİ’YE, KONYA’DAN DENİZLİ’YE: AHİLİĞİN ANADOLU HAFIZASI

Üstelik Ahiliğin Anadolu’daki yaygınlığını anlamak için yalnızca birkaç şehre bakmak da yetmez.

Ankara’nın Ahilik tarihini de özellikle hatırlamak gerekir.

Akademik literatürde Ankara’daki Ahilerle ilgili 1290–1354 dönemi önemli bir tartışma alanıdır. Bu dönemde Ahilerin şehir yönetiminde etkili oldukları ve şehirde fiilî bir yönetim rolü üstlendikleri konusunda ciddi  çalışmalar bulunmaktadır.

Ancak bunun modern anlamda bir “Ahi Cumhuriyeti” olarak düşünmek buğüne uyarlanmış bir nitele olmakla birlikte Ankara’yı uzun seneler Ahilerin yönettiğine dair ciddi çalışmalar mevcuttur.

Bu bile bize Ahiliğin yalnızca Kırşehir’in veya yalnızca birkaç şehrin tarihine sıkıştırılamayacak kadar geniş bir Anadolu hadisesi olduğunu göstermeye yeter.

Ankara’nın da Ahilik mirasına sahip çıkmasını Kırşehir açısından bir rakiplik meselesi olarak görmek doğru değildir.

Tam tersine…

Ahiliğin Anadolu’nun büyük şehirlerinde böylesine derin izler bırakmış olması, Ahi Evran’ın düşüncesinin ne kadar geniş bir toplumsal karşılık bulduğunu göstermektedir.

Kırşehir’in burada yapması gereken, “Ahilik yalnızca bizimdir” demek değil; Ankara’nın, Kayseri’nin, Konya’nın, Denizli’nin ve diğer şehirlerin kendi Ahilik hafızalarını Kırşehir merkezli büyük bir Anadolu hikâyesinin parçaları haline getirmektir.

Çünkü Ankara’nın Ahilik tarihini anlatması Kırşehir’in tarihini küçültmez.

Tam tersine, Kırşehir’in temsil ettiği medeniyet havzasını büyütür.

KIRŞEHİR’İN YAPMASI GEREKEN DİĞER İLLERLE YARIŞMAK DEĞİL, BULUŞTURMAKTIR

Buradan hareketle belki de yeni bir anlayış geliştirmeliyiz:

“Ahilik Şehirleri Birliği” veya benzeri bir kültürel iş birliği ağı…

Ahi Evran’ın yaşadığı, bulunduğu, iz bıraktığı veya Ahilik teşkilatının güçlü biçimde örgütlendiği şehirler; Kırşehir, Ankara, Kayseri, Konya, Denizli ve diğer merkezler, kendi Ahilik hafızalarını ortak bir kültür ve araştırma ağı içinde buluşturabilir.

Kırşehir burada diğer şehirlerin önüne geçmeye çalışmak yerine, onları aynı tarihî hafızanın etrafında buluşturan merkez olabilir.

İşte o zaman “Ahilik elimizden gidiyor” endişesinin yerini çok daha güçlü bir düşünce alır:

Ahilik Anadolu’ya yayılmıştır; şimdi sıra Anadolu’nun Ahilik hafızasını yeniden Kırşehir’de buluşturmaktadır.

Çünkü bir değerin başka şehirlerde yaşatılması, o değerin doğduğu veya kök saldığı merkezin değerini azaltmaz.

Tam tersine, o merkezin sorumluluğunu büyütür.

KIRŞEHİR’İN EN BÜYÜK İMKÂNI: AHİ EVRAN ÜNİVERSİTESİ

Kırşehir’in elindeki en önemli imkânlardan biri de Kırşehir Ahi Evran Üniversitesi’dir.

Üniversite bünyesindeki Ahilik Kültürünü Araştırma ve Uygulama Merkezi, Ahilik konusunda araştırma, eğitim ve akademik faaliyetlerin yürütüldüğü önemli bir kurumsal yapı olarak öne çıkıyor.

Üstelik üniversite, Ahiliğin usta-çırak anlayışını günümüz eğitim hayatıyla buluşturacak yeni bir adım daha attı.

Kırşehir Ahi Evran Üniversitesi ile Anadolu irfanına ve kültürel sürekliliğe dayanan bir sosyal çevreye hitap eder Hamilik Okulu Vakfı arasında imzalanan iş birliği protokolü kapsamında, 2026–2027 eğitim-öğretim yılında Hamilik Okulu Programı hayata geçiriliyor.

İşte tam da burada üniversitenin önemi ortaya çıkıyor.

Çünkü Ahilik, yalnızca tören meydanlarında anlatılacak bir tarih değildir.

Araştırılmalı, tartışılmalı, sorgulanmalı ve bilimsel yöntemlerle yeni kuşaklara aktarılmalıdır.

AHİLİK ÜNİVERSİTEDE YAŞATILMALI, AMA NASIL?

Burada hassas bir noktaya da dikkat çekmek gerekiyor.

Ahilik dersleri ve Ahilik araştırmaları, alanın bilimsel birikimini bilen, kaynaklarla çalışan ve tarihsel eleştiri yöntemini gözeten akademik kadrolar tarafından yürütülmelidir.

Çünkü Ahilik gibi köklü bir tarihî kurum; efsaneler, sonradan üretilmiş soy kütükleri, tarihsel dayanağı tartışmalı menkıbeler veya romantik anlatılar üzerinden açıklanamaz.

Tarih başka şeydir, menkıbe başka şey.

Menkıbeler kültürel hafızanın bir parçası olabilir.

Ancak bir menkıbeyi tarihsel belge yerine koymak başka bir şeydir.

Ahi Evran’ın tarihsel şahsiyetini, Ahilik teşkilatının oluşumunu, fütüvvet geleneğini ve Anadolu’daki sosyal ve ekonomik yapılanmayı anlamak için arşiv belgeleri, vakfiyeler, şer‘iyye sicilleri, tahrir kayıtları, fütüvvetnameler ve güvenilir tarih araştırmaları birlikte değerlendirilmelidir.

Özellikle fütüvvetnamelerde geçen anlatıların tamamını tarihsel gerçeklik olarak kabul etmek doğru değildir.

Ahi Evran’ı yüceltmek adına ona sonradan yüklenen üstün payeler, efsanevi kahramanlık anlatıları ve tarihsel dayanağı bulunmayan hikâyeler üzerinden bir Ahi Evran portresi oluşturmanın da bilimsel bir karşılığı olamaz.

Üniversitenin görevi tam burada başlar:

Efsaneyi küçümsemeden ama efsaneyi tarih yerine koymadan; inancı, kültürel hafızayı ve tarihsel belgeyi birbirinden ayırarak bilimsel bir Ahilik hafızası oluşturmak.

Çünkü bilimsel yaklaşım, Ahiliği küçültmez.

Tam tersine, Ahiliğin gerçek tarihsel ağırlığını ortaya çıkarır.

Ahilik derslerinin rastgele bir biçimde değil, alanın akademik birikimine hâkim kadrolar tarafından yürütülmesi bu nedenle önemlidir.

Bunun yanında, son dönemde bazı çevrelerde “fütüvvet okumaları” adı altında alanın uzmanlığı ve tarihsel kaynakların güvenilirliği konusunda tartışmalar doğuran yaklaşımların da bulunduğu görülüyor.

Özellikle 13. yüzyılın tarikat yapıları ile günümüzün siyasallaşmış dinî yapılanmaları arasında doğrudan tarihsel süreklilikler kurmaya çalışan yorumlar, akademik yöntem açısından ayrıca sorgulanmalıdır.

Burada üniversitelere düşen görev, herhangi bir ideolojik veya cemaatçi kabule göre tarih yazmak değil; belgeyi, kaynak tenkidini ve bilimsel yöntemi merkeze almaktır.

Bu tür tarihsel çarpıtmalar yalnızca Ahilik alanında değil; Millî Mücadele, Cumhuriyet devrimleri ve Mustafa Kemal Atatürk gibi Türkiye’nin yakın tarihini ilgilendiren başlıklarda da zaman zaman tartışma konusu olabilmektedir.

Kırşehir Ahi Evran Üniversitesi’nin bu konudaki en büyük avantajı ise Ahilik adını taşıyan bir üniversiteye sahip olmasıdır.

Bu avantaj yalnızca tabelada kalmamalıdır.

Kırşehir, Ahilik araştırmalarının üretildiği, tartışıldığı, yayınlandığı ve dünyaya taşındığı bir akademik merkez olmalıdır.

Üstelik bunun için yalnızca ders ve sempozyum düzenlemek de yetmez.

Türkiye’nin önemli kütüphaneleri taranarak Kırşehir’le ilgili eski ve yeni harfli kitaplar, süreli yayınlar, arşiv belgeleri, şer‘iyye sicilleri, tapu ve tahrir kayıtları ve diğer tarihî dokümanların mümkün olan ölçüde bir araya getirildiği kapsamlı bir Kırşehir Tarih Arşivi oluşturulmalıdır.

Belgelerin asıllarının temini mümkün değilse, mikrofilm, dijital kopya veya uygun arşivleme yöntemleriyle araştırmacıların erişimine açılması sağlanmalıdır.

Çünkü bir şehrin tarihine sahip çıkmanın en güçlü yollarından biri, o tarihin belgelerini araştırmacının önüne koymaktır.

Kırşehir’in ihtiyacı, yalnızca Ahiliği anlatan bir üniversite değil; Kırşehir’i ve Ahiliği araştırmak isteyen herkesin başvurabileceği güçlü bir bilimsel hafıza merkezidir.

ESNAF, AKADEMİ, DEVLET VE ŞEHİR AYNI AHİLİK HAFIZASINDA BULUŞMALI

Bugün elimizde aslında önemli bir kurumsal yapı var.

Esnaf teşkilatı Ahiliği meslek hayatında yaşatıyor.

Üniversite Ahiliği araştırıyor ve öğretiyor.

Ticaret Bakanlığı, ülke çapındaki Ahilik Haftası çalışmalarının koordinasyonunda ve Ahilik kültürüne ilişkin araştırma, eğitim, proje, yayın ve tanıtım faaliyetlerinde rol üstleniyor.

Valilik ise yerelde bütün bu unsurları bir araya getiren önemli bir koordinasyon ve temsil makamı olarak öne çıkıyor.

Bunun anlamı açıktır:

Ahilik artık yalnızca Kırşehir’in değil, Türkiye’nin ortak sorumluluğudur.

Ve bu, Kırşehir için bir kayıp değil; tam tersine Kırşehir’in tarihî öncülüğünü daha büyük bir alanda kullanabilmesi için önemli bir fırsattır.

ASIL HEDEF SADECE AHİLİK HAFTASI DEĞİL, AHİLİK VİZYONU OLMALI

İşte Sayın Valimiz Murat Sefa Demiryürek’in bu yılki Ahilik Haftası’nda ortaya koyduğu kurumsal sahiplenmeyi ben bu nedenle önemli bir başlangıç zemini olarak görüyorum.

Fakat bundan sonrası daha önemlidir.

Artık hedef yalnızca “Ahilik Haftası’nı daha iyi kutlamak” olmamalıdır.

Hedef, Kırşehir’i Ahilik düşüncesinin Türkiye’deki ve dünyadaki referans merkezlerinden biri haline getirmektir.

Bunun için;

Türkiye’nin farklı şehirlerindeki Ahi Evran izlerini birbirine bağlayan bir Ahilik Kültür Rotası…

Ahilik, dijital ekonomi ve meslek ahlakını birlikte ele alan çalışmalar…

Ahi Evran’ın düşüncesini uluslararası akademik çevrelere taşıyacak sürekli bir araştırma ve yayın programı…

Ahilik şehirlerini buluşturacak ulusal ve uluslararası bir kültür ağı…

Gençleri, esnafı, akademiyi ve üreticiyi aynı Ahilik fikri etrafında buluşturacak yeni modeller…

Bunlar hayal değildir.

Bunlar, Ahiliğin merkez şehri olmanın gerektirdiği yeni sorumluluklardır.

Çünkü Kırşehir’in önündeki mesele artık Ahiliği sahiplenmekten daha büyüktür.

Ahiliğe gelecekte ne katacağımızı düşünmek zorundayız.

AHİLİĞİN YAYILMASI KIRŞEHİR’İN KÜÇÜLMESİ DEĞİL, SORUMLULUĞUNUN BÜYÜMESİDİR

O halde artık “Ahilik elimizden gidiyor” diye yakınmak yerine, çok daha iddialı ve kapsayıcı bir cümle kurmanın zamanıdır:

Ahilik Anadolu’nun ortak mirasıdır; Kırşehir ise bu mirasın merkezinden geleceğe seslenmek zorundadır.

Başka şehirlerin Ahiliği sahiplenmesi sevindiricidir.

Çünkü Ahiliğin Türkiye’nin dört bir yanında yaşaması, hepimizin kazanmasıdır.

Bizim meselemiz, Ahiliği başka şehirlerin elinden almak değil; Ahiliği bütün Türkiye’nin ortak değeri haline getirirken Kırşehir’in tarihî merkez olma sorumluluğunu daha güçlü biçimde üstlenmesidir.

İşte o zaman Kırşehir’in büyüklüğü, “Ahilik bizimdir” demesinde değil;

“Ahilik hepimizindir; biz ise Ahi Evran’ın şehrinden bu ortak mirasa yön vermekle sorumluyuz.”

diyebilmesinde ortaya çıkar.

Çünkü Ahi Evran’ın mirası bir şehrin duvarları içine sığmayacak kadar büyüktür.

Ahiliğin yayılması Kırşehir’in küçülmesi değil, Kırşehir’in tarihî sorumluluğunun büyümesidir.

Ve belki de bundan sonraki Ahilik Haftası’nın en önemli sorusu tam olarak budur:

KIRŞEHİR, AHİ EVRAN’DAN DEVRALDIĞI MİRASA 21. YÜZYILDA NE EKLEYECEK?

İşte asıl mesele budur.

Tören biter.

Hafta biter.

Ama Ahilik bitmemelidir.

Çünkü Ahilik Kırşehir’in yalnızca geçmişi değildir.

Doğru okunup doğru yaşatılabildiği ölçüde, geleceğe söyleyecek sözü olan bir Anadolu medeniyet tasavvurudur.

Adnan YILMAZ

 

 

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu sayfanın içeriğini kopyalayamazsınız!