15 Ekim 2026

SEVGİLİ KARDEŞİM ECZ. RUKİYE ÇELİK’E BİR MEKTUP VE BİR ESER…

 

Halil DURUFAFA

         Halef kim, selef kim… Bazen yer değiştiriyor, bazen birbirine karışıyor; ama bir gerçek var ki siz dördünüz, adalet duygusunu hiç yitirmeden, çalışmaktan yorulmadan, üretmekten vazgeçmeden, özveriyi elden bırakmadan pırıl pırıl bir yönetim dönemi ortaya koydunuz. Bunun için teşekkür ederim; hem kendi adıma hem de bu kuruma gönül veren herkes adına. Bu yolda her zaman yanınızda olacağımı söyleyerek başlamak istedim.

Biliyorsun, çizim yeteneğini, o dünyayı başka bir gözle okuyan sanatçı bakışını daha önce birçok kez dile getirmiştim. Geçtiğimiz haftalarda bir WhatsApp yazışmamızda sana Pablo Picasso’nun “Guernica tablosu”nu sormamın nedeni de buydu.

O tabloda gizli matematiği, ağlayan kadını ve ölü çocuğu, hançerlenmiş atı, boğayı, göz şeklindeki çıplak ampulü… Hepsini senin gözünle yorumlamak istemiştim.

Sana tablonun hikâyesini de anlatmıştım hani…
1937’de, bir pazar günü, Nazi Almanya’sı ve Faşist İtalya uçaklarının Guernica’ya bıraktığı bombalar… Binaların %85’inin yerle bir oluşu, 1700 insanın ölümü, şehrin üzerine çöken tarifsiz acı… Belki de modern tarihin en büyük sivil kıyımlarından biri. Bu acıyı Picasso fırçasıyla aldı, çığlığa çevirdi. Ortaya bir tablo değil, bir “insanlık manifestosu” çıktı.

         Guernica benim evimin en görünür yerinde asılı. Her baktığımda insanın içindeki karanlıkla sanatsal aydınlanmanın nasıl yan yana durabildiğini yeniden görüyorum.

Bu konuları konuştuk, tartıştık… Sonra konuşmanın sonunda öyle bir cümle kurdun ki, beni tam can evimden vurdun. O “kapak” niteliğindeki sözü birazdan yazacağım.

Geçenlerde Adnan Yılmaz’ın yeni kitabını okudum:
        

Küçük Asya’yı Yurt Yapan Dinamikler

BOZKIRIN HAFIZASI

İnanç, İsyan, İktidar

Kitabı bana, “Sevgili dostum Halil DURUKAFA’ya sağlık ve başarı dileklerimle” diye imzaladı. Büyük bir keyifle okudum. Bilgiyle dolu, emekle yoğrulmuş, “Kırşehir Tarihi’nin damarlarına inen bir eser. Kitaplığımda çok sayıda Kırşehir kitabı vardır; ama bu kitap onlardan ayrılıyor. Bir klasik olmuş. Tıpkı Adnan Yılmaz’ın diğer eserleri gibi…

Bu kitabı bitirdikten sonra zihnimde pek çok şey yerine oturdu. Kırşehir’in acılarını biliyordum ama içimde tam olarak hissedemiyordum. Şimdi hissediyorum. Özellikle 13. Yüzyıl… Eğer tarihte bir döneme gitme şansım olsaydı, hiç düşünmeden 13. Yüzyıl Kırşehir’ine giderdim.
Acı, gözyaşı, kan, isyan…
Ama aynı zamanda ilim, hikmet, düşünce, felsefe, varoluş arayışı…

Düşünsene:

Ahi Evran-ı Veli, Hünkar Hacı Bektaş, Yunus Emre, Âşık Paşa..

Kentin bir mahalleye adını veren ilk medresesi Muzafferiddin Behramşah Medresesi,
Moğol istilası, Kösedağ Savaşı…
Süleyman Türkmani, Cacaoğlu Nurettin, Şeyh Edebali…
Malya Ovası, Babai İsyanı, Baba İlyas’ın evlatları…
Ve o dönemin taşlara, kemerlere, kubbelere kazınmış eserleri:
Kesik Köprü, Lale Camii,Melik Gazi Kümpeti , Cacabey Medresesi, Ahi Evran Camii…

Bütün bunları niçin anlattığımı tahmin etmişsindir.
Biliyorsun, Eczacılar Odamızın Genel Kurul’un da oda yönetimimizin dönem adını “Yunus Emre Dönemi” olarak ilan ettirdik. Eczacı odaları tarihinde bu bir ilktir. Çünkü Yunus sadece bir şair değil; bir varoluş, bir felsefe, bir nefestir.Tüm bu damarlar derinliğine mercek altına alınmış bu eserde..

İşte şimdi senden istiyorum:

Bu felsefeyi çizginle görünür kılmanı.
13. yüzyıl Kırşehir’ini, tüm acısıyla, tüm ışığıyla, tüm hakikatiyle sembolleştirmeni.
Ve özellikle senin toprağının küllenmiş acısı olan Babai İsyanı’nı merkezine almanı, Yunus’u merkeze almanı istiyorum.

         Sakın ha! “Beni Picasso ile kıyaslamaya kalkma.” Deme. Çünkü sanatın güzelliği amatör ruhtadır. Bizim bir sözümüz vardır hani : “Bizim bağın koruğu…”

WhatsApp’taki kapak konusuna gelirsek… Bana Rodrigo’nun “gitar concertosu”nu göndermiştin. O anki hissimi bilsen… Şu satırları bile o ezgileri dinleyerek yazıyorum. Picasso nasıl Guernica’yı bombardımanın gölgesinde çizdiyse, Rodrigo da İspanya iç savaşının acısını nota nota bestelemiş. Sanat bazen kelimelerin açıklayamadığı yaraları açar, gösterir, sonra sarar. İnsan kayboluyor içinde…

Sonra sen o cümleyi kurdun:

“Deniz Gezmiş, idama giderken Rodrigo’nun Concertosu’nu dinlemek istemiş.”

Utandım. Bu ayrıntıyı nasıl unutmuşum…

Adnan Yılmaz’ın kitabını sana imzalatıp hediye edeceğim. Başka bir kaynak aramana gerek yok. Adnan abi her şeyi ince ince dökmüş zaten.

Rica ettim…
Bekliyorum…

Ve son olarak:

“Peki concerto’yu kim yapacak?” diye sorarsan, cevabını hemen veririm:
Bu toprakların çığlığını yüzyıllardır bozlak ustaları dillendiriyor.

Rodrigo’nun çığlığı neyse, bizim “bozlağımız” da odur. Zaten bozlak dediğin, deve bağırtısıdır… Deve çığlığıdır… Yani halkın ta içten kopan feryadıdır.

Sevgi ve saygılarımla,

                                                                  Ecz. Halil DURUKAFA

 

 

Bu sayfanın içeriğini kopyalayamazsınız!