2004’DE 82 YAŞINDA BULUNAN NADİYE TEYZE’DEN;
KIRIM’DAN KIRŞEHİR’İN TATARLAR MAHALLESİ’NE; SAVAŞIN, YOKSULLUĞUN VE ACILARLA DOLU BİR GÖÇMEN YAŞAMIN ÖYKÜSÜ…[1]
“Babamlar, Kırşehir’e Romanya’dan 15 hane gelmişler. Dobruca, Köstence, Babadağ diye hep söylerlerdi. Babamlar, 4 kardeşmiş, savaşların içinden çıkıp gelmişler. Amcamın birisi Âlim Atalay, Dumlupınar Savaşı’nda şehit düşmüş. Bir amcam da iki ayağını kaybedip dönmüş. Ayakları olmayan amcamı, babam her gün sabah dükkâna eşekle götürüp, akşam da getirirdi” diyerek konuşmaya başlayan Nadiye Teyze, (Saray) birden ayağa kalkıyor,” Size tarihçemizi getireyim” deyip, sandığı açıyor.
1854 KIRIM MUHAREBESİ SIRASINDA YURTLARINDAN GÖÇ
“Dedelerimiz, Kırımlılarmış. Ruslar, Kırım’ı zapt ettikten sonra dedelerimiz Basarabya’nın Akkerman şehrine gelip yerleşmişler. Aradan 20-30 sene geçince, Ruslar buraları da birkaç defa zapt edip geri çekilmişler. Dedelerimiz, 1854 Kırım Muharebesi [2]sırasında Tuna Nehri’ni aşarak Dobruca’ya Írimlik denilen köye yerleşmişler.1877 muharebesine kadar orada kalmışlar. Bu muharebenin bitiminde tekrar kaçarak Tuna vilayetinin Deliorman mevkiine sığınmışlar. Bu arada sulh yapıldıktan sonra, Romanyalılara verilen Dobruca’ya dönerek eski köyleri İrimlik’e gelmişlerse de, köy yakılmış, yıkılmış bir haldeymiş. Sağlam kalan evlere de, Bulgarlar yerleştiklerinden, bizimkiler yıkılan evleri tamir ederek, birkaç yıl orada kalmışlar.
Dedemizin ölümünden sonra babam Veli, evlenmiş ve köydeki Müslüman Türkler; Bulgar ve Romenler ‘in çoğalması yüzünden bulundukları yere 2 saat kadar mesafedeki, Toksofu denilen ve Kırımlı Müslümanların bulunduğu köye göçmüşler. 1 yıl sonra da Toksofu’ya 1 saat uzaklıktaki Kireçlik köyüne gelip yerleşmişler. Romanya hükümetinin kendilerine verdiği tarlaları ekip biçerek 1899 yılına kadar Kireçlik köyünde kalmışlar.
ANADOLU’YA GÖÇ ETME HAYALİYLE…
Müslüman olan Türk ve Tatar halkı, Osmanlı Devleti’nin idaresinde yüzyıllar boyu birlikte yaşamış olduklanndan, Romanya hükümeti idaresinde kalmak kendilerine çok ağır gelmiş ve bu yüzden Anadolu’ya göçmeyi akıllarından hiç çıkarmamışlardır. Her sene, göç edecek kadar yol parası biriktirme gayretiyle ve tüm zorlukları da göze alarak, Anadolu’ya göç etme hayaliyle yasamışlar. Nihayet, 1899 yılı Ağustos ayında köydeki 15 kadar Müslüman Tatar ailesi, canlı mallarını satmak suretiyle, Babadağ yoluyla Tuna Nehri kenarındaki Tulka şehrine, oradan da vapurla Tuna Nehri’nden İstanbul’a gelmişler.
1900 YILINDA MUCUR’UN GÜMÜŞKÜMBET KÖYÜNE İSKÂN EDİLİYORLAR
İstanbul’da Osmanlı hükümeti tarafından verilen ekmek ve zeytin gibi yiyeceklerle birkaç gün idare ettikten sonra, vapurla İzmit’e, oradan da trenle Ankara’ya gönderilmişler. Bizim Kireçik’li olan 15 hane. Kafile, arabalarla Kırşehir’e getirilmiş ve çeşitli köylere dağıtılmış. Babam da, Kırşehir’in Bağbaşi Mahallesi Kaltak Sokağı’nda Kaltakoğlu Ahmet Ağa’nın tek odalı toprak evine yerleştirilmiş. Kişi bu evde geçirdikten sonra 1900 yılı ilkbaharında Mucur’un Gümüş kümbet köyüne iskân edilmek üzere gönderilmişlerse de, babam bu köyde 2.5 sene kaldıktan sonra tekrar Kırşehir’e dönerek, 1908 yılına kadar Bekir Kadı Mahallesi’nde bir evde kira ile oturmuşlar.
…Ve nihayet 1908 senesinde Yenice Mahalle’nin Kümbet altı mevkiinde Kocaağalar’ın Hakkı[3] ve Seyfi Efendi ler’ den aldıkları tarlaya ev yapmak suretiyle yerleşmişler ki, buranın adı bizim buraya yerleşmemizden ve de Tatar oluşumuzdan dolayı ‘Tatarlar Mahallesi ‘olarak kalmış ve ‘Tatarlar Sokağı’ levhası asılmış (Aile büyüklerinden yapılan eski aktarımlara göre bu tatar aile kırşehirde “Kozbaylar”lakaplı ve “Kozbay”soyadını alan Kırşehir’e daha önce gelip erken yerleşmiş bir tatar ailenin burada bulunması nedeniyle Kırşehir’e yerleşmeyi Tercih etmişmiş.)
Bu tarihçe. Dobruca, Babadağ, İrimlik. Kireçlik ve nihayet Kırşehir‘le devam eden nüfus kayıtlanyla beslenmiş..
1923 doğumlu olan Nadiye Teyze’nin sandığından çıkarttığı ve en son 1985’te. o zaman hayatta bulunan Mehmet Atalay tarafından hazırlanan tarihçeyi çıkarıyor ve devam ediyor anlatmaya:
“Dedemiz Veli’nin, Amcam Kazım Atalay’a anlattığına göre ve amcam Kazım Atalay’ın sağlığında kendisinin derlediği anılardan çıkarttığımız dokümana göre, bu aile tarihçesi hazırlanmıştır” notu düşülmüş. Atalay, Saray. Başbuğu. Bozkır, Varol. Pekcan. Uyamker, Tecer soyadı ailelerin soy kütüklerine, ayrıntılarıyla işlenmiş tarihçeye…”
Nadiye Teyze, 1930 yılında, Kayabaşı’ndaki bir evden bozma Yeşilyurt İlkokulu’[4]nda okula başlamış 1935’te mezun olmuş Sandığında ilkokul son sınıf hatıra fotoğrafını hâlâ saklıyor. O yıllarda, Kırşehir’de 4 İlkokul, bir de Kale’de Ortaokul varmış
Resimdeki ilkokul sınıf arkadaşlarını tek tek hatırlıyor.. Okulun hademecisi Ali Ağa’ymış. Öğretmenleri, Katırcıoğlu’larından Fatma Hanım. Yine öğretmen Muzaffer Bahçeci ve Müfit Hoca’nın bacısı Nesibe Hoca Hanım…
Nadiye Teyze, 1935 in fotoğrafına bakarken. Bugün her biri en ar 80 yaşında olan,(2004 itibariyle) birçoğu da hayatta olmayan sınıf arkadaşlarını tek tek sayıyor:
“Şu, Hacı Bey Konağı’nın sahibi Hacı Bey in kızı Nermin… Şu Adnan Coskuntuna’nın annesi Zeynep Coşkuntuna… Şu, Müfit Hoca’nın abisinin kızı Bilkan Kurutlu… Şu, Tomakcilar’dan Hasibe… Şu, Müftü’ nün oğlu Celal… Şu. Sülükçü’lerden Mehmet Efendi’nin kızı Pakize… Şu Bilecik’li doktorun kızı Nimet… Şu, Lütfü Baktıroğlu’ nun kızı Rezzan. . Şu, Ermeni Kaspar Ağa’nın kızı Nermin… Şu, Selamoğluları’ ndan Faik Paşa’nın kızı Semahat… Anneleri Keskinli’ydi. Hamit’li Rıza’lardan… Şu, Doktor Naci Bey’in kızı Gültekin… Okudu, avukat oldu… Şu da benim…”
Nadiye Teyze (Atalay), 1935’de okulu bitirdiğinde. Amcası Kazım Atalay, Kırşehir’in Maarif Müdür Muavini’ ymis.

İşte tam da burada Kırşehir’in Maarif Müdür Muavini’ Amcası Kazım Atalay’dan bahsedince derinden içini çekiyor Nadiye Teyze…
Maarif Müdür Muavini ’de bulunan Amcası Kazım Atalay kendi çocuklarını okutmuş ama “Nadiye evde halı dokusun” demiş… Sonra da Nadiye‘yi, annesinin amcasının oğlu olan mahallelisi akrabasına vermişler. “Saray” soyadını almış. 3 kızı. Bir oğlu olmuş Nadiye Saray’ın..
Hâlâ sandığında sakladığı ve 15 yaşındayken dedesinin armağan ettiği elle çalışan dikiş makinasıyla kazandığı paralarla eşi Terzi Bilal’e yardımcı olmuş ve okutmuş 4 çocuğunu da Nadiye Teyze…
Şimdi anılarda kalan hatıralarından bizlere anlattığı yaşam öyküsü; bizler için Kırım’dan Kırşehir‘in “Tatarlar Mahallesi” ne bir yolculuğun öyküsüydü…
“TATAR ARABASI”ŞEHİR HAYATINA TATARLARLA BİRLİKTE GİRDİ

Bu göç hikayesini Nadiye teyze’den böylece aktarirken 20.yüzyıl ortalarına ait olan “Tatar arabası”, Tatar ustalar tarafından yapılan tek atla çekilen, demir dingilli ve dört tekerlekli bir nakil aracının Kırşehir‘in hayatına girmesinide bahsetmeden geçilemezdi.1863 yılında Kırım’dan göç eden tatarlar at arabası ustalığını da beraberinde getirdiklerinden Kırşehir’de bu ustalıklarını göstermişler şehir hayatına bu tatarlar tarafından giren at arabalarına “tatar arabası” adı verilmişti
DİPNOTLAR
[1] Arkadaşımız Öğretmen Yaşar Saray 2004 yılı başlarında çıkarmaya başladığımız “Kırşehir’in GÜNIŞIĞI” dergisine konu etmek üzere ısrarla “annemle bir görüştüreyim” diye tutturmuştu…
Dergi ortağım Sevgili Mehmet Atılganla fotoğraf makinası ve mini teyp alarak röportaja gittiğimizde ne kadar isabetli ve edebi öykülere konu olacak bir hayat hikâyesiyle karşı karşıya olduğumuzda anladık. Osmanlı -Rus Savaşı, Kırım’ın elden çıkışı ve nihayet Kırım Tatarlarının önemli bir kısmının zorlu göçmenlik yılları ve Anadolu’ya gelişlerinin bir hikâyesiydi bu…
Dergimizin Aralık 2004 sayısında bu hikâyeyi ”Kırım’dan Kırşehir’in Tatarlar Mahallesi’ne Yolculuk” başlığıyla yayınladık.
1854 Osmanlı -Rus Savaşı’yla Kırım’dan Romanya ve Bulgaristan bölgelerinde kaldıkları 45 yıllık zorlu yıllarının ardından 1899’da İstanbul’a gelişleri…
İstanbul’dan Kırşehir’e gelişleri. Kırşehir’de İskân edildikleri Mucur’un un Gümüşkümbet köyünden de 2 yıllık yaşamlarından sonra Kırşehir Merkez’de 100 dönüm tarla alarak toplu ve müstakil evler yaparak yerleşmeleri. Yerleştikleri bir bölgeye ad olarak “Tatarlar Mahallesi’ adı verilişi.
[2] Bahsi geçen anlatı da ki “Kırım Muharebesi”, 4 Ekim 1853-30 Mart 1856 tarihleri arasındaki “Kırım Savaşı “ denilen Osmanlı-Rus savaşıdır.
[3] Bahsi Geçen aldıkları tarlanın sahipleri arasında gösterilen “Kocaağlar’ın Hakkı ;”Ünlü Kırşehir Tarihçisi Cevat Hakkı Tarım’ın babası olan “Kocaoğlu Hakkı’dır. Şimdi şehrin içinde kalan Tatarlar Mahallesi’nin o dönem şehrin dışında bir tarla olduğu anlaşılıyor.
[4] Nadiye Teyzenin Bahsi Geçen ve evden bozma okul dediği okulla ilgili olarak Havva Mutlu’nun anı romanında değerli bilgiler yer almaktadır.
Babası tarafında Kırşehirli olan çevirmen ve yazar Havva Mutlu 1915’lerden 1970’lere kadar şehirle ilgili bilgiler aktarırken bahsi geçen ilkokulla ilgili olarak şöyle der:
“Kırşehir İlk Mektebi, Kayabaşı Mahallesinde, eski hamamın karşısındaydı. Şehirde mektep binası olmayınca varlıklı bir aile, kendilerine ait konağın bir süreliğine mektep olarak kullanılmasına izin vermişlerdi. Hemen her mahallede, camilerin yanında bir mahalle mektebi vardı ama bu mektep modern eğitim veren tek mektepti…” (Havva Mutlu. Soğansız Yemek Ailemin Romanı. Efe Akademi Yayınları,2021 İstanbul. 21)


