15 Ekim 2026

YALNIZCA TARİHSEL DOĞRULUK GEREKÇELERİYLE DEĞİL, BUGÜNE İLİŞKİN DERİN KAYGILARLA MUHALİF BİR DOKTRİNE DÖNÜŞME POTANSİYELİNE SAHİP BİR ÇALIŞMA…

HÜSEYİN ADIBELLİ

Arkeolog-Sanat Tarihçisi

Üç akşamdır elimde hacimli bir kitap tutuyorum. Adı; “Küçük Asya’yı Yurt Yapan Dinamikler – Bozkırın Hafızası: İnanç İsyan İktidar”. İlk bakışta öyle bir çırpıda okunup bitirilecek gibi görünmüyor, ama benim için özel bir öneme sahip olduğundan elimden bırakamıyorum.

Kitap hakkındaki ilk izlenimim aslında hacimli duruşu değil, isminin biraz uzun oluşuydu. Yazarın affına sığınarak ve okuduğum ara başlıkların içeriklerine bakarak “Türkmen Çölünün Suskun Hikâyeleri” yahut da “Koca Bozkır’ın Gerçekleri” olarak zihnimde değişikliklere uğradığını yazmadan edemeyeceğim. Zira böyle işe başlamanın kitabı içselleştirmemin ve okuma motivasyonumun kaynağı olduğunu fark ettim. Okuyanlar sanırım iki konuda da bana hak verecektir.

Üretken araştırmacı Adnan Yılmaz’ın kaleminden çıkan ve özenle araştırılmış bu güzel eser göçebe hakların derin ve özgün doğasına ait ne varsa tek tek önümüze koyuyor. Bilgiyle dolu yazarın rehberliğinde zaman, mekân, halklar ve gelenekler arasında Anadolu’nun birçok yüzyılını kapsayan konular arasında uzun bir yolculuğa çıkıyoruz.

384 sayfalık bu kapsamlı kitabın odak noktası, bana kalırsa, 13. yüzyılda gizemli Kalenderî dervişi, ana evliya Hacı Bektaş ya da Bektaşiye etrafında yapılandırılmış. Ancak yazarın belirli referanslara ve döneminde önemli roller oynayan kişilere tekrar tekrar odaklanması konuyu derinlik katıyor. Hatta bu tematik örgü hafızaya aktarımı hayli kolaylaştırıyor.

Yine kitapta fazlaca yer bulan Babailerin sosyo-dini isyanı kendi tarihî-siyasî ve kültürel dokuları içerisinde ele alınırken çok farklı kaynaklarla beslendiğini gösteriyor. Sonra cihat-gaza atmosferi içinde Ahilik teşkilatı nadir bulunan bir dengeyle anlatılmış. Anadolu tarihinin sıklıkla yanlış aktarılan bu dönemine açılan pencereler bana ilginç bir okuma deneyimi sağladı. Özellikle günümüzde, her şeyin bu noktaya nasıl geldiğini, huysuzca nasıl beslendiğini anlamak ve insanların hala tarihten ders almadığını görebilmek analizin önemli bir parçasını oluşturuyor. Ve anlaşılıyor ki yazar da tüm bunları yalnızca tarihsel doğruluk gerekçeleriyle değil, aynı zamanda bugüne ilişkin derin kaygılar taşıyarak dile getiriyor. Bana kalırsa bu tematik deneme, derdini Türkçe anlatan muhalif bir doktrine dönüşme potansiyeline sahip.

Belli ki aceleye getirilmeyen bu eser hafızalarımızın ihtiyacı olan hatırlatıcı bilgilere erişilebilirliği fazlasıyla kolaylaştırıyor. Bu uzun ve meşakkatli araştırmayı insanlığa kazandıran Adnan Yılmaz’a bir kez daha teşekkür ediyorum. Eserinin yolculuğu sonsuz olsun. Umarın kitabı okuyanlarla birlikte külliye avlusunda bir okuma etkinliği gerçekleştiririz.

12.09.2025 KIRŞEHİR

HÜSEYİN ADIBELLİ

Arkeolog-Sanat Tarihçisi

Bu sayfanın içeriğini kopyalayamazsınız!