15 Ekim 2026

Kırşehir’de Eşine Az Rastlanır Bir “Mahfil”: “KIRŞEHİR GENÇLER MAHFİLİ”

  • “Hiçbir Yere Bağlı Olmayan, Tamamen Müstakil ve Mahalli Olarak, Hele de Özellikle Memleketin O Zor Koşulları İçin Özel Olarak Kurulan Bir Örneğine Zor Rastlanır Bir Mahfil…”

Yurdun yer yer işgalinin büyük üzüntüyle karşılandığı, halkın günlük hayatın girdabında neşesiz bir hayat sürdüğü, yurdun kurtuluşu için yaşlıların bile gençlerle yarış edercesine asabiyet içerisinde titrediği, en küçük bir memleket havadisinin yıldırım hızıyla her tarafa yayıldığı, her haberin can kulağıyla dinlendiği, mahalle odalarında Sivas Kongresi’nin kararlarının konuşulduğu bir zamanda “Kongre heyeti Kırşehir’e geliyormuş” sözü şehri saran bir sevinç içinde her yana yayılmıştır.[1]

Kırşehir gibi Anadolu mirasının kadim birikimine sahip; daha 13. yüzyılda Ahmet Yesevi’den beslenerek Anadolu’da mayalayan mutasavvıf Türk dervişlerin toplaştığı, Baba İlyas oğullarından Muhlis Paşa’nın, onun oğlu Âşık Paşa’nın, Hacı Bektaş Veli, Ahi Evran, Ahi Şeyh Edebali, Yunus Emre’lerin, daha Anadolu Selçuklularının “din dilinin Arapça edebiyat dilinin Farsça” olduğu dönemde ilk Türkçe eserler geleneğini başlatan, Karamanoğlu Mehmet Bey’in Konya tahtını basmasında etkin rol oynayan bilcümle “Babailer”in ve de giderek, Anadolu’da Moğol işgaline Mevlana’nın aksine en başta direnen ve de Osmanlı İmparatorluğu’nun da kuruluşunda harcı olan Ahiler ve Bektaşilerin fikir ve düşünce ikliminin süregeldiği bu kentte; Kırşehir halkı memleket meselelerine dair duyarlılığın en yüksek şuuru ile Mustafa Kemal’i bağrına basmış ve Anadolu misafirperverliği ile karşılamıştır.

Kırşehirlilerin padişaha ve onun hükümetine rağmen Mustafa Kemal Paşa’ya verdiği destek; 1243’de Kösedağ Savaşı ile Moğol işgali altında bütün itibarlarını kaybeden ve idareyi ellerine alan istilacıların emrine giren, Selçuk Sultanlığı‘ndan yüz çeviren Türkmenlerin içerde bunalarak Ahileriyle, Bektaşileriyle, Babaileriyle yeni bir çıkış için Ahi Şeyh Edebalilerin ruhuyla Osmanlı Beyliği’ne verdiği desteği andırır boyuttadır ve tarih adeta tekerrür etmektedir.

Dönemi yaşayan münevverlerin anı aktarımlardan da anlaşılmaktadır ki; “Mustafa Kemal Paşa’nın Kırşehir’e gelişlerinde şehirdeki devleti temsil eden idarecilerin, saraydan ve İstanbul Hükümetinden kendileri adına çekinmişler bu yüzden resmi karşılama görüntüsü verememişler ancak başta “gençler derneği” olmak üzere “karşılama yapmak üzere program yapılmasına” da göz yummuşlardır. Bu dernek; kurucularının hatıratlarında görülebileceği gibi  “mütareke ile gerçeklesen terhis dolayısıyla sayıları giderek artarak memleketi Kırşehir’e dönen, öncesinde talimgâhlarda ve harpte de birbirlerini tanıyan tanımayan gençlerin milli ve vatani duygular içinde bir araya gelerek, memleket namına lüzumlu görülerek şahsiyet-i hükmiyeyi haiz bir teşekkül olarak ‘Gençler Derneği’ unvanı altında” kurulmuştu.

Mustafa Hilmi Nural Kırşehir Gençler Derneği kurucularından ve bu derneğin umumi kâtibi ve Kırşehir Türk Ocağı Reisi

Hiçbir yere bağlı olmayan, tamamen müstakil ve mahalli olarak, hele de özellikle memleketin o zor koşulları için özel olarak kurulan  bu derneğin oluşumu oldukça ehemmiyetlidir.  Dönemin tanıkları anılarında “Kırşehir Gençler Derneğinin Şubat 1334’de beyannamesini mutasarrıflığa (makama)sunarak kurduklarını, kurulduğunda şehirdeki resmi kurumları elinde tutan nüfuzluların mevkileri hesabına dernek ve kendileri hakkında kaygı ve kuşku duyduklarını” anlatırlar. Nitekim, Mustafa Hilmi Nural; karşılama yapamayan belediyenin de bu çalışmalara destek verdiğine vurgu yaparak; “şehrin önemli aydınlarından, Ortaokul müdürü Ömer Aydın Bey’in okulunda öğretmen ve öğrencilerin karşılamada büyük rol oynadıklarını ,“karşılamanın masrafları için Uzun Çarşı’dan Bedesten’[2]e kadar olan tüm dükkânları gezerek esnaftan 20 lira para topladıklarını, tellal tutarak bu gelişe halkın katılımı için ilan ettirdiklerini, iki de kurban aldıklarını, resmi karşılama için çekinen belediyenin el altından kendilerine destek verdiğini” belirtir.

Millî Mücadele yıllarında Kırşehir’de Ortaokul Müdürü bulunan önemli şehir aydınlarından Ömer Aydın (Genç), 1936 yılında kendisinin Millî Mücadele dönemindeki rolüne ilişkin söyle der:  “…Millî Mücadele döneminde Kırşehir Ortaokul Müdürlüğü görevinde bulundum. Atatürk’ün Heyet-i Temsiliye Reisi sıfatıyla Müdafaa-i Hukuk Cemiyetlerine gönderdiği tebliğler, telgraflar Kırşehir Askerlik Şubesi Reisi Yüzbaşı Ali Haydar Bey vasıtasıyla bana verildi. Ben de halkımızı vaziyetten haberdar ettim. Onları yurt müdafaası için ayaklandırmaya çalıştım… Atatürk, Heyet-i Temsiliye arkadaşları ile Kayseri’ye, Kayseri’den Kırşehir’e uğrayarak Ankara’ya teşrif buyurmuşlardı. Kırşehir’e muvaseletlerinde bütün mektep talebelerini bir araya cem ile istikballerine koşmuş ve geceleyin bir fener alayı tertip ederek ikamet buyurdukları eve gitmiştim. Orada vatan ve milletimizin istiklali etrafında bir nutuk irad etmiştim ……”[3]

“Kırşehir Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti” Reisi Müftü Halil Gürbüz

Halk arasında “Hacı Bey” olarak bilinen, arkadaşı Garipoğlu Reşat’la  (Özdeş) birlikte Mütareke sonucu terhis olduktan sonra İstanbul’dan ayrılıp birlikte Kırşehir’e gelen M. Sıtkı Doğu anılarında; “kendisinin maliyede veznedar ve de aynı zamanda Kırşehir Gençler Derneği İdare Heyetinde aza olduğu zamanda, Kırşehir’in Mutasarrıf Vekili bulunan Ali Hikmet Bey’in yanına gelerek kendisine ‘kongre üyeleri Ankara’ya giderlerken buradan geçecekler, kendilerine münasip bir karşılama programı hazırlamak lazım. Gençler derneği ile temasa geçin’ dediğini, kendilerinde dernek olarak hazırlıkları yaptıklarını, bunun için Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Reisi Müftü Halil Gürbüz[4] ile temas halinde olduklarını” söyler.

“Kırşehir Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti” Reisi Müftü Halil Gürbüz, “kendi başkanlığında bu cemiyetin; idare heyetin, Ömer Aydın, Mehmet Ağa, Hayrullah Efendi, Hacı Nafi Efendi ve Sivrihisarlı olduğunu öğrendiği askerlik şube reisi Haydar Beylerden oluştuğunu, Medrese binasında kurulduğunu ve ilk toplantısının bu binada yapıldığını, daha sonrada idadi binasında çalıştığı” bilgisini verir.[5]

Cevat Hakkı Tarım’dan  24 Aralık  1919 Anıları

Çanakkale savaşlarının kahramanı, Osmanlı padişahının tüm yetkilerini aldığı ve tutuklanmasını istediği Mustafa Kemal, Erzurum ve Sivas’ta yaktığı Ulusal Kurtuluş Savaşı’nın meşalesi ile Kırşehir’i aydınlatmaya gelmiştir. Hava sisli ve nemlidir. Ara ara yağmur yağmaktadır. Kurbanlar kesilmiştir.

Şimdi gelin bundan sonrasını bu olayın canlı tanığı ve 1918’de “Kırşehir Gençler Derneği”nin kurucularından araştırmacı-yazar Cevat Hakkı Tarım’dan[6] öğrenelim:

“Hey’et-i Temsiliye Reisi Mustafa Kemal’in Erzurum ve Sivas kongrelerinde tesbit ve teyit edilen Misak-ı Millî’nin hükümlerini tatbik etmek azim ve karariyle sine-i millette bir ferd-i millet olarak millî harekâtın merkez ve kalbgâhı olan Ankara’ya seferleri esnasında bir gece de Kırşehir’de kalacakları haberi memleket içinde yayılır yayılmaz 24 Aralık 1919 sabahı yedisinden yetmişine kadar halk O’nun nurlu yüzünü bir an önce görmek için atlar, arabalarla, bulamayanlar yaya olarak Mucur ilçesi istikametine doğru yollara dökülmüşlerdir.

“Kasabada mevcut okulların öğretmen ve öğrencileri Kayseri şosesi üzerinde bulunan Yenice Mahalle’nin münasip bir noktasında saf saf dizilmişler, sabırsızlık ve heyecan içinde bekliyorlardı. Ben o zaman ortaokul tarih-coğrafya ve jimnastik öğretmeni idim.

“Kuşluğa doğru ağır ağır ilerleyen bir otomobil…  Yanlarından ve ardından koşuşan atlılar…  Evlerin pencerelerine asılmış ay-yıldızlı bayrakları arasından uzanan başlar…  Alkış…  “Yaşa, var ol!” sesleri ufukları çınlatıyor. Ana-baba günü…  Mahşerî bir an…

“Kalabalığı görünce otomobil duruyor. İçinden inen Mustafa Kemal ve arkadaşları bize doğru yaklaşıyorlar. Sevinç ve neş’e içinde kıvıl kıvıl kaynaşan, yerlerinde duramayan yavrular “Babamız!  Kurtarıcımız!” diye avaz avaz bağırıyorlar. O da çocuklar gibi gülüyor, neş’eleniyor. Birer birer ellerimizi sıktıktan sonra “Teşekkür ederim arkadaşlar. Zahmet etmişsiniz!” sözleriyle iltifatta bulunuyorlar.

“O ulvî sahne… O mütevazı, mütebessim, vakur insan… Başındaki o heybetli kalpak… Sırtındaki o yakası kürklü gocuk… İnsanın içine bir yıldız gibi sağan mavi gözler… Altın saçların çerçevelediği azimli ve mânalı yüz… Dimdik yürüyüş… Tarihin derinliklerinden süzülüp gelen bir Alp Arslan asalet ve azameti ile hâlâ yükselir hayalimde…

“Gençler Derneği’nde muhterem misafirlerimiz için bir çay ziyafeti tertiplemiştik.

“Mevsim kış, ortalık karlarla örtülü olmasına rağmen baharı andıran güzel ve ılık bir hava vardı. Gümüş çağıltılarla akan Kılıçözü Çayı’nın karşısındaki Gençler Derneği’nin önü vatandaşlarla dolmuş, her taraf bayraklarla donatılmıştı.

“İkindiye doğru Mustafa Kemal ve arkadaşları, hükûmet erkânı ve kasabanın ileri gelenleri gözüktüler. Ağır ağır geliyorlar. Yolunda el ve gönül bağlayanları güler yüzle selâmlayarak binaya giriyorlar, yerlerini alıyorlar.

“Kırşehir’in bilgili ihtiyarı Kocaoğlu Hakkı Efendi büyük kurtarıcının karşısında sanki gözleri ışıktan kamaşmış gibi başını eğmiş, ellerini kavuşturmuş, hürmetle oturuyor. Derin ve lâhutî bir sessizlik…

“Dernek üyelerinden bir arkadaşın misafirleri selâmlayan ve hoş geldiniz diyen cümlelerinden sonra bu sessizlik birden canlanıyor. Sohbetler başlıyor. Çaylar içiliyor.

“Bu sırada ben günlerden beri itina ile hazırladığım nutkumu büyük kurtarıcıdan müsaade alarak heyecanla okumağa başlıyorum. Doktor Refik Saydam’ın yanındaki Mazhar Müfit Bey’in kulağına eğilerek “Ne kadar şairâne okuyor” sözlerini oturdukları kanepenin arkasında bulunan Yusuf Selçuk haber verdiği zaman ne kadar sevinmiştim.

“Gözlerim puslana puslana okuduğum nutkumu bitirince ayağa kalkan o büyük insan hâlâ gür ve tatlı sesininin âhengi kulaklarımda yaşayan kitabelerini irada başlıyorlar.”

Mustafa Kemal Paşa’nın Kırşehir Gençler
Derneğinde Tarihe Geçen Nutku

“Milletimiz teşkilât fikrini henüz zihnine sokmamıştır. Ekseriya bunu hükûmete terkeder. Bu milletimiz öteden beri ihtiyar ettiği bir ahlâktır. Büyüklerine hürmet iyi bir ahlâktır. Fakat zaman, hâdisât ve tecarüp gösterdi ki bizâtihi milletin mütehassis ve mütefekkir olması lâzım. Her ne şekil ve vasıfta olursa olsun âhara terketmemek lâzımdır, ederse bugünkü netice hâsıl olur.

“Nazarımızı tarihe çevirecek olursak millet derece-i hâkimiyetinden aşağı doğru inmeğe başlamıştır. Fakat düşününüz, milletimizin her ferdi mütefekkir ve mütehassis bir tarzda yetiştirilmiş olsaydı muhakkak bu hale gelmeyecekti. Memleketi ve milletin idaresini deruhde etmiş olanlar tertibâdâtında hata etmiş olur, fakat bütün bu hataların netice-i müellimesinden bütün millet mutazarrır olmuştur.

“Mütarekeyi mütakip milletimiz, teessüfle söylenir, mukadderatının müsamahakârı bir halde bulunuyor, mevcudiyetimizi imhaya hâhişker olan düşmanlar acı darbeler indiriyorlar, memleketimiz parçalanmağa namzed bulunuyordu. Şayanı teşekkürdür ki, bazı ahvâl hâiz-i kıymet olan milletimizi teyakkuz ve intibaha getirdi. Yer yer efradı milletimiz yekdiğerini aramağa, bulmağa başladı. Bunun neticesi olarak teşkilât meydana geldi. Devletimizin istiklâlini mahvetmeğe çalışan ecânib milletimizde böyle bir ruhun tecelli edeceğine intizar etmiyorlardı. Burada yaşayan insanları hissiz mahlûkattan ibaret zannediyorlardı. ‘Böyle bir milletin hakk-ı bekası olamaz!’ kararlarını ittihazda bir millet mevcudiyeti nazar-ı dikkate alınmadı, milletimizin hâdisât ve darabât neticesi olarak yer yer taazzuv etmesine ehemmiyet vermemişlerdir. Bu ehemmiyet verilmeyen parçaların müdafaa etmek istedikleri ve verdikleri karar ve bütün milletin kabul etmek istediği nokta-i esasî Kuva-yı Milliye’nin âmil, irade-i milliyenin hâkim olmasıdır.

“Ve bu teşkilâtın ruhu budur. Bu maksatla teşkilâtı teşmile başladığı zaman ecânib nazar-ı dikkatini Türkiye’ye çevirmeye başladı, mahiyeti asliyesine inanamadı; muhtelif memurlar, heyetler gönderdiler; bizde bir hiss-i hayat keşif ve onu yakından temas ile tetkike başladılar. Ve binnetice anladılar ki miskin bir millet değildir; altıyüz sene ve daha evvelden beri hâkimiyetini ispat etmiş, efendilik yapmış bir millet onların tasavvur ettiği esir bir millet değildir. Binaenaleyh ecânib tamamen kaani olmalıdır ki Türkiye ve Türkiye’de yaşayan millet başlıbaşına bütün cihan milletleri içinde müessir mevcudiyete mâliktir, bu izâle edilemez.

“Elhamdülillah, devletimiz ve milletimizin istiklâli mevzuubahs olmaktan çok uzaklaşmıştır, istiklâlimize her suretle hürmet edilmesi tahakkuk etmiştir. Bu bizim için kâfi değildir, bu maksad ve gayemizi temin edemez; maddeten takarrürünü görmek mecburiyetindeyiz. Tamamen mutmain olmak, atideki küşayiş ve temeddünü bihakkın temin edilmek için vatan sahibi olarak görüşmeliyiz.

“Müstakil yaşamak için feyizli vatanın teminine muhtacız. Çizdiğimiz bir hudut vardır. Bu hududu ecanibin elinde bırakamayacağız. Emniyetimiz çok kavidir.

“Bu teşkilat henüz bir şekilden ibarettir. Bugün yarın bir şekli hendesi gibi bakamayız, buna ruh verebilmek içinde her ferdi milletimizin dimağını inkişaf ettirmek, Hey’et-i Umumeye’nin mukadderatına vukubulacak taaruz ve tecavüzden kendilerini muhafaza edebilmek için teşkilata müttehiden tevessül etmek lazımdır.

“Vahdeti vatana ait fikirlerimiz kısa oluyor. Diğer vatandaşlarımıza vuku bulacak zarardan müteessir olmuyoruz. Bütün millet bir vucud gibi bir hale getirilmelidir. Her millette olduğu gibi bizde de bir işe müteşebbüsler başlar. En son ferde ve yukarıya doğru sirâyet ettirilir. Az zamanda matlûp vecihle istikamet-i hakikiyeye sevkedebilmek için münevverler daha çok vazifedârdır. Münevverlerin vazifeleri gayet büyüktür.

“Hiçbir millet yoktur ki ahlâk esasatına istinat etmeden tefeyyüz etsin. Münevverlerimiz vatan ve millet fikirlerini vermekle beraber rakip milletlere karşı muhafaza-i mevcudiyet için lâzım olan hususatı temin ederlerse vazifelerini daha vâsi surette ifa etmiş olurlar.”[7]

“Atatürk’ün hitabeleri içten tezahüratlar ve alkışlarla sona erdikten sonra dernek başkanı Mustafa Hilmi (Nural) arkadaşımız derneğin nizamnamesini kıymetli misafirimize sundular. İnceden inceye tetkik ve mütalaaya buyurdular. İade ederlerken “Milli hedef ve gayelerimizin bu eserde tespit ve bilfiil tatbik edilmekte olduğunu görmekle bahtiyarım” sözleriyle iltifatlarda bulundular. Derneğin hatıra defterine el yazılarıyla yazdıkları ve arkadaşlarına da imza ettirdikleri:

“Kırşehir gençlerinin vatanımızda gençliğin kıymetli bir enmuzeci olduklarını isbat edecek ekârı-ı metine ve musibe ile mütehalli bulundukları kanaatıyla va’z-ı imza eyleriz 24 kanunevvel 1335”[8]

Mustafa Kemal
Hüseyin Rauf, Mazhar Müfit,  Ahmet Rüstem, Hakkı Behiç

 

 

 

 

 

Mustafa Kemal Paşa’nın; Kırşehir Gençler Derneği ziyareti sonunda, derneğin özel defterine kendi el yazısıyla yazıp arkadaşlarına imza ettirdiği Kırşehir gençliğine iltifatı…

 

Paşa; Kırşehir gençlerinin şahsında bütün Türk gençliğine karşı asîl kalplerinde taşıdıkları sevgi ve güvenlerini bir defa daha tespit ve teyit buyurdular.

“Heyet için Kuşdilli Mahallesinde Kılıçözü Çayı’nın güzel panoramasına nazır, bir ara erkek sanat okulu olan Çopur Sait oğlu rahmetli Mustafa Bey’in evi hazırlanmıştı.[9]

Mustafa Kemal Paşa için, 24 Aralık 1919’da Kırşehir’de hazırlanan, gece misafir edildiği; Halk arasında “Güldiğen” de denen Kuşdilli Mahallesi’nde Kılıçözü Çayı’nın güzel panoramasına nazır, bir ara Erkek Sanat Okulu olarak da kullanılan, Çopur Sait oğlu Mustafa Bey’in evi.

 

 

 

 

Alman Bilim adamı Prof.Dr.Walter Ruben’in, Kırşehirde zorunlu ikametgaha tabi tutulduğu 1944-1945’li yıllarda, Atatürk’ün kaldığı Çopur Sait’in evinin elle çizdiği (fotoğraf çekmesi de yasak olduğundan) resmidir.

 

“Şimdi birçoğu memleketin dört bucağında en mütevazi mesleklerde en yüksek mevki mertebelerde vazifelerini ifa etmekte olan masum yavruların mini mini ellerinde taşıdıkları fenerlerin titrek ışıkları gecenin karanlıklarını yara yara konağın önüne geldiği vakit Mustafa Kemal ve arkadaşları balkona çıkmışlar, rahmetli ortaokul müdürü Ömer Aydın[10] (Genç)’ın heyecanlı nutuklarına cevap veren Mustafa Kemal ilk defa Kırşehir’de “Bu milletin içinden çıkan bir Kemal: “Vatanın bağrına düşman dayamış hançerini Yok imiş kurtaracak bahtı kara mâderini” demiş.

Gene bu milletin bağrından çıkan bir Kemal’de diyorki: “Vatanın bağrına düşman dayasın hançerini Bulunur kurtaracak bahtı kara mâderini” beyiti ile bitirmişlerdi.[11]

“Ertesi sabah büyük kurtarıcı zafer ve uğur dilekleriyle elleri göklere açılan sevgili milletinin alkış ve sevinç gözyaşları arasında Ankara’ya müteveccihen yollarına devam etmişlerdi.”[12]

Yurdun dört bir yanında milli kalkışma Müdafaa Hukuk Dernekleri üzerinden örgütlenip yayılırken Kırşehir’de Bu teşkilatlanma yanında birde Gençler Derneği’nin bu mücadelede önemli bir fonksiyon arz ettiğini görüyoruz. Nitekim Kırşehir Gençler Derneğine Mustafa Kemal Paşa’nın özel ilgi ve alakası da bu ziyarette açıkça görülmektedir.

Gençler Derneği yöneticilerinden Hacı Bey(M. Sıtkı Doğu) Mustafa Kemal ve kongre heyetine verdikleri çay ziyafetini anlatırken; “karanlık basmasına rağmen Sokağın halkla dolduğunu, herkesin birbirine sokulduğu durumda dernekte çay vermek için dönecek yer kalmadığını, ruhlarda durgunluğun kalmayıp düğün evi neşesine gark olunduğunu, karanlıktan dolayı Mülazım Yusuf Efendi’nin evinden yedi numara gaz lambası getirdiğini sonra Mustafa kemalin orada uzun söylevini ayakta okuyup yerine oturduğunu, derneğin hatıra defterine de kendi el yazısı ile yazı yazarak arkadaşlarına imza ettirip kendilerine armağan ettiğini”[13] söyler.

Garipoğlu Reşat (Özdeş); Gençler Derneği Adına;
Mustafa Kemal Paşa ve Arkadaşlarının Şereflerine
Verilen Çay Ziyafetini Anlatıyor:

“Kayseri’de bir gece kaldıktan sonra 24.12.1335 – 1919 tarihinde şehrimize ayak basacaklarını haber aldığımız Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşlarını canla karşılamak için Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti, Belediye, Gençler Derneği el birliği yaparak heyecanla hazırlanıyorduk. O gün sabahtan itibaren memleketin doğusundaki iki kilometrelik mesafede bulunan Kılıççıköprüsü’ne doğru halkın akını bir sel halini almıştı.Misafirler buraya gelince halkın heyecanlı tezahürleriyle karşılaşmış, bunun üzerine büyük iltifat göstererek otomobilden indiler, halkın içine karıştılar. Kurbanlar kesildi.Tam Kapıcı’nın önüne geldiklerinde (Allahü Ekber) nidasıyla kesilen kurbanları gören Paşa’nın çok hislendiği anlaşılıyordu. Daima etrafını selamlayarak halkın içinde yürüyen misafirler, mutasarrıflık makamında bir müddet istirahat ettikten ve ziyaretçilerle görüşmeler yaptıktan sonra Gençler Derneği namına giden üç arkadaşın dernekte şereflerine verilecek çay ziyafeti hakkında saygı ile vaki ricalarını, lütfen kabul ettiler. Yüksek heyet, mutasarrıflık makamından çıkarak bir müddet şehirde dolaştıktan sonra uzun uzun alkışlanarak, Derneğimizi şereflendirdiler.Dernek arkadaşları namına bir dernekli: ‘Hoşgeldiniz. Bizleri çok sevindirdiniz. Memleketimize şeref verdiniz. Büyük ve aziz misafirimiz.’ Demek süratiyle tazimatımızı, yüksek heyete sunmuştu. Paşa, Dernek nizamnamesini isteyerek bir göz gezdirdi. Bazı cümlelerin altına çizgiyle işaret koyduktan sonra ayağa kalkarak: ‘Sevgili gençler, sizin gösterdiğiniz heyecanlı tezahürden çok mütehassıs olduk. Esaret tehlikesine düşen, hürriyet ve istiklalinin temin hususundaki davamızın hususiyetine inanmış olduğumuza kanaat getirerek nizamnamenizin çizildiği esaslar cidden takdir edilir mahiyettedir. İleride hepinizin şerefli başarılar yolcusu olduğunuzu görmekle iftihar ederiz.’ Tarzında bizi hislendirici sözler söylemişti. Artık hazırlanan çaylar içildikten sonra Paşa ve arkadaşlarını önce misafir kalacakları binaya götürmek üzere ayağa kalkacakları sırada bir arkadaş heyetin değerli imzalarını almak için hatıra defterini Paşa’ya sundu.Dernek arkadaşları ve Kırşehirliler o gece fener alayı tertip ederek, yüksek heyetin misafir bulundukları binada bir daha ziyaret etmeyi kararlaştırdılar. Jandarma dairesinden, askerlik şubesinden tedarik edilen fenerlerle gün battıktan iki saat sonra çok kalabalık bir halk kütlesiyle ziyaret ettiğimiz Paşa ve arkadaşları balkona çıktıkları zaman: ‘Yaşasın Mustafa Kemal ve arkadaşları…’ sesleri yükseldi. Bu sesler kesildikten sonra Orta Mektep Müdürü Ö. Aydın Bey: ‘Pek muhterem Paşa Hazretleri, vatanımızın kolunu, budunu budamak için her taraftan memleketimizi saran düşmanlarımıza, sizin kahramanca yapacağınız kumanda altında, saldıracak olan askerlerimizden yiyecekleri tokatla, cezalarını bulacaklarına imanımız vardır.

   Fransa Cumhur Reisi M. Poincare, vatanımızın hastalandığını söylemekle büyük hataya düştüğünü ileride kendisi de itiraf edecektir. Memleketimizin hasta olmadığını vatanımızın arslanlar yatağı bulunduğunu ispat için millet sizin rehberliğinize muhtaçtır.

   İstanbul Hükümeti, ecdadımızın kanını akıtarak kazandığı istiklali feda edecek kadar acz ü meskenet içinde bulunuyor ve sanki düşmanla işbirliği yapmış görünüyor. İşte şu gördüğünüz halkın tezahüratı size candan bağlılığını gösterdiğine şüphe edilemez. Varolunuz. Gayenize ulaşmanızı ve sağlığınızı Allah’tan dileriz, aziz ve muhterem Heyet…” şeklinde bir söylev yaptı. Bu söylev sona erdikten sonra Mustafa Kemal Paşa’nın: ‘Sevgili Kırşehir halkı ve gençleri… Beni çok hislendirdiniz. Her yerde halkın coşkun tezahürleriyle karşılaştık. Milletin azm ü imanının kuvvetli olduğuna inandık. Namık Kemal:

   ‘Vatanın bağrına düşman dayadı hançerini

   Yoğ imiş kurtacak bahtı siyah maderini’

Demişti. Ben Kemal de öğünerek değil, milletimizin asalet ve kahramanlığına dayanarak söylüyorum: ‘Bulunur kurtaracak bahtı siyah maderini’ (Şiddetli ve sürekli alkışlar.)

   Tespit edilen hududumuzun içindeki düşmanlarımızı mutlaka dışarı atacağız. Bunu yapmak için çok zorluk çekmeyeceğiz. Milletimizin hayat ve hürriyet hakkını elde etmek için her türlü fedakârlığa katlanacağız. Hepinize rahatlık ve hayırlı geceler dilerim.’ Dediler. Halk (Yaşasın muhterem heyet…) diye bir alkış tufanı kopardı.

Ertesi günü   Dernek’te toplanan arkadaşlar Paşa’yı bir daha ziyaret etmek arzularını göstermişse de, yüksek heyetin alessabah Ankara’ya yolcu olduklarını öğrendik.”[14] Neden sonra Gençler Derneği kurucularından bu Garipoğlu Reşat (Özdeş); “Derneğin kuruluşunda ve faaliyetlerinde etkin bir rol üstlenen mütareke ile terhis edilip Kırşehir’e dönen yedek subayların kurtuluş savaşında teşkil edilecek muntazam orduların kadrolarını doldurmak için askere sevk olunmaları nedeniyle, Derneğin bir müddet sakin mahzun kaldığını”[15] söyleyecektir. 

Kırşehir Gençler Derneğinin Mustafa Kemal Paşa’nın Ziyaretlerinde Paşa’ya Yönelik Osmanlıca Yazılmış Mühürlü İmzalı Bir Nazik, Resmi Çay Davetiyesi

Hemen burada söz açılmışken Kırşehir Gençler Derneğinin Mustafa Kemal Paşa’nın ziyaretlerinde Paşa’ya yönelik Osmanlıca yazılmış mühürlü imzalı nazik bir resmi çay davetiyesini de ilk defa bir kitapta paylaşmış oluyorum.    Kırşehir Gençler Derneği yöneticilerinin 24 Aralık 1919′da Kırşehir‘e gelen Gazi Mustafa Kemal Paşa‘yı derneklerini ziyaret etmeye davet etmelerinin bir özel arşivde saklı kalmış Osmanlıca yazılı yazılı belgesinin çözümü;

Hey’et-i Temsiliye Reisi Muhterem Mustafa Kemal Paşa Hazretlerine

Teşrîf-i devletlerinden mütehassıl (hâsıl olan) ihtisâsât-ı (duyumları) meserretkârânelerini(şevinçli bir şekilde) hey’et-i muhteremelerine arz ve iblâğını (ulaştırılmasını) intizâr eden (bekleyen) Kırşehri “Gençler Derneği” şeref-i devletlerine nâçizâne (pek küçük)bir çay ziyafeti tertîb etmiş olduğundan hey’et-i muhteremeleriyle beraber alaturka saat onda derneğimizi teşrif buyurulması temenni olunur efendim hazretleri.

24 Kânûn-i evvel 1335(24 Aralık 1919 Çarşamba)  Gençler Derneği Kırşehrî Hey’et-i İdaresi, İmza Reis: M.Reşat

 

 TENKİT EDİLEN KAYNAKLAR

[1] Kardeş, Heyeti-i Temsiliye ve Mustafa Kemal Kırşehir’de, s. 26.

[2]Bahsi geçen “Bedesten”, maalesef 1935’de “taşları Kale’nin eteklerinde yer alan baraka dükkânların üzerine uçtuğu’ gerekçesiyle esnafların şikâyeti üzerine mahkeme kararıyla yıktırılmıştır.

[3] Güneş Şahin, Mithat Saylam: Kırşehir’i Değiştiren Bir Vali’nin Hikayesi, Yaz Yayınları, Afyonkarahisar, 2024, s. 33-34.

[4]Müftü Halil Gürbüz;19.01.1915–13.07.1943 tarihleri arasında Kırşehirde 28 yıl  İl Müftüsü olarak görev yapmış,bu görevde iken 13.07.1943 tarihinde emekli olmuş,Bir yıl sonra da vefat ederek kırşehir’de toprağa verilmiştir. Kırşehirli gazeteci Dursun Yastıman Cemal Kutay’ın “Kurtuluş Savaşımızda Sarıklı Mücahidler –  Kurtuluşun ve Cumhuriyet’in Manevi Mimarları” adlı eserinde “Ankara Çevresinde Üç Müftü Efendi” başlığı ile Millî Mücadeleye hizmet etmiş Kırşehirli din adamlarından bahseden bölümlerine ve de kendi edindikleri bilgilere yer verdiği “Kırşehir Çiğdem Gazetesi”nde seri halde “Kurtuluş Savaşımızın “Sarıklı” Mücahidleri”başlıklı köşe yazısında müftülük yaptığı yıllarda aynı zamanda Kırşehir’de Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti” başkanlığı yapan Müftü Halil Gürbüz’le ilgili olarak şu bilgileri aktarır: “Kırşehir Müftüsü iken Millî Mücadele süresince Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nin başında kalarak bir yandan ulusal Kurtuluş Savaşı’na destek verirken bir yandan da Kırşehir’i ayaklanmalardan uzak tutan Müftü Halil (Gürbüz) Efendi bugün Kuzey Makedonya sınırları içinde bulunan Kumanova şehrinde 1879 yılında dünyaya gelmişti. İlköğrenimini memleketinde yapmış, daha sonra İstanbul’da Mekteb-i Kuddat’ı bitirmiş, Kırşehir’e müftü olmuştur. Medresede tedrisle beraber rüştiye ve idadî mekteplerinde ders vermiştir. Millî Mücadelenin sonuna kadar Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nin başında kalarak çevreyi kasıp kavuran iç ayaklanmaların Kırşehir’e yayılmasını önlemiştir. Büyük Zafer’den sonra Müftülük makamında görevine devam etmiştir. 1943’te Hakk’ın rahmetine kavuşmuştur. Kabri Kırşehir’dedir. Bir daha belirtelim ki Kırşehirliler ‘in hâfızalarından hâlâ silinmemiş olan değerli öğretmenlerimizden Melek Akanay’ın da babasıdır. https://www.kirsehircigdem.com/kurtulus-savasimizin-sarikli-mucahidleri-3 (Erişim 06.03.2024).

[5] Kardeş, Heyeti-i Temsiliye ve Mustafa Kemal Kırşehir’de, s. 35.

[6] Cevat Hakkı Tarım (1893-1964).

Yeni kurulan Türkiye Cumhuriyetinin ilk 40 yılını, kendini sürekli geliştirerek, entelektüel bir Cumhuriyet aydınlanmacısı olarak yaşamış, Kırşehir’de Belediye Başkanlığı da yapmış (1944- 1946)bulunan, ilk Kırşehir tarihi yazarı, tarihçi, gazeteci ve de kültür adamı olarak Cevat Hakkı Tarım’ın hayatı, bir ölçüde araştırmaları ve eserleri dışında sadece yaşadıklar boyutunda da 1919-1964 arası “Kırşehir Tarihi”nin sosyal, kültürel, ulusal aydınlanmasının da tarihidir.

Babası Koca Ağa Oğlu Hakkı Efendi’den kalan büyük kütüphane sayesinde kendisini oldukça iyi yetiştirmiştir. İlk eşi, politikacı Osman Bölükbaşı’nın halasıdır.

Onun kitapları ve gazetesinde yazdığı makaleler; aynı zamanda dönemin Anadolu’sunun ve de Kırşehir’inin cumhuriyet aydınlanmasıyla birlikte yaşadığı hızlı dönüşüm ve değişiminin, kültürel siyasal durum belgesi niteliğindedir.

Kırşehir Vilayet Matbaa Müdürlüğü de yapan Tarım, Kırşehir Halkevi Dergisi “Kılıçözü”nde yazılar kaleme almıştır (1946). Kırşehir Gazetesi’ni uzun yıllar çıkartmıştır

1893-1964 tarihleri arasında Cevat Hakkı Tarım ömrünün neredeyse ilk 30 yılını da Osmanlı döneminde de geçirdiği düşünüldüğünde, onun yaşamını ve eserlerini süzgeçten geçirmek ve de gelecek kuşaklara aktarmak ulusal ve kentsel belleğimiz adına daha bir önem kazanıyor.

Cevat Hakkı Tarım Kırşehir’de tarih, coğrafya ve beden eğitimi öğretmenliği, Kırşehir Vilayet Matbaası Müdürlüğü yapmış. Dönemin ciddi bir aydınlanma ocağı olan Kırşehir Halkevi’nin dergisi “Kılıçözü”nde yazılar kaleme almış, Kırşehir Gazetesi’ni uzun yıllar çıkartmıştır.

Başlıca eserleri şunlardır:

♦Kırşehir Tarihi Üzerine Araştırmalar I (1938),

♦Kırşehir: Tarih ve Coğrafya Lügatı (1940),

♦Kırşehir Tarihi (1947),

♦Tarihte Kırşehri, Gülşehri ve Babailer, Ahiler, Bektaşiler (1948),

♦Kırşehir Ansiklopedisi: Tarih, Coğrafya, Etnografya ve Biyografya Sözlüğü (1960).

♦Yılların ötesinden: Atatürk Kırşehir’de. İnkılâpçı bir öğretmen Habip Arıöz. (1956).

Cevat Hakkı Tarım, “Kırşehir Tarihi Tarihte Kırşehir, Gülşehir ve Babailer, Ahiler, Bektaşiler”  eserin en önemli özelliği, yayınladığı tarih itibariyle, Cumhuriyet döneminde “Kırşehir tarihi üzerine yapılan en detaylı çalışmaların ilki” olmasıdır. Kendisi Kırşehir ortaokulu tarih, coğrafya ve beden eğitimi öğretmeni iken 24 Aralık 1919’da Büyük kurtarıcı Mustafa Kemal’i karşılayan heyet içinde olup,11.12.1964 tarihinde 71 yaşında Kırşehir’de hayatını kaybetmiştir.

[7]Atatürk’ün Kırşehir Gençler Derneğindeki bu söylevi bir tarihi belge olarak Atatürk’ün sağlığında 30.08.1936 günlü Kırşehir Gazetesinde yayınlanmış, Türk İnkılap Tarihi Enstitüsü tarafında da tarihi belge olarak alınmıştır.

[8]Söz konusu el yazması belge için ayrıca bkz. Onar, Atatürk’ün Kurtuluş Savaşı Yazışmaları, s. 337.  “Kırşehir gençlerinin ülkemiz gençliğinin değerli bir örneği olduklarını tanıtlayarak ve doğru görüşlerle donangılı oldukları kanısı ile imzalarız.”

[9]Mustafa Kemal Paşa için; Kırşehir’de “Heyet için Kuşdilli Mahallesinde Kılıçözü Çayı’nın güzel panoramasına nazır, bir ara erkek sanat okulu olan Çopur Sait oğlu rahmetli Mustafa beyin evi hazırlanmıştı” bilgisini veren Cevat Hakkı Tarım’ın bu anlatımı;, yine o günlerde Kırşehir’de bulunan, Atatürk’ü ilk defa bu ziyarette gördüğünü söyleyen o güne dair hatıralarını 29 Şubat 1951 tarihli,1055 sayılı Kırşehir gazetesinde de yayınladığını belirten Mektupçu Rüştü Yurdakul’da, “şimdiki Erkek Sanat olarak kullanılan hususi bir evde arkadaşları ile birlikte misafir edilmişti” diyerek doğrulamaktadır.(Bkz. Yurdakul, Hayatımın Romanı ve Harp Hatıralarım, s. 120-121) Yine Mustafa Kemalin gelişi sırasında maliyede veznedar bulunan aynı zamanda Gençler Derneği azaları arasında yer alan, halk arasında Hacı Bey olarak anılan Sıtkı Doğu’nun da hatıralarına yer veren Sırrı Kardeş’ in Hacı Bey’den yaptığı aktarımlarda bu hatıratları doğrulamaktadır. Hacı Bey; “Mustafa Kemal Paşa’nın ve arkadaşlarının Güldiğen Mahallesinde ırmak kenarında Sait Efendi’nin oğlu Mustafa Efendi’nin evinde kaldıklarını zamanda Kırşehir Belediye Başkanlığı yapan Mahbup Efendi, Esat Ulusoy ve Mehmet Ağa’nın evinden yataklar getirildiğini, akşam yemeği olarak da çorba, hindili pirinç pilavı, bol meyve, çeşitli turşular ve çok beğendikleri su böreği yenildiğini ”aktarır. Konukların bu evde oldukları akşamında Mustafa Kemal’in odasında yalnız kaldığını yanına sık sık Rauf Beyin girip çıktığını, Kırşehirlilerden isteyenlerin Paşa ile görüştürüldüğünü, bu sıralarda dışarının coşkun ve çok kalabalık olduğunu, idadi talebeleri ile gençler derneğinden delikanlıların öğretmen Ömer Aydın başlarında olduğu halde tertipledikleri fener alayı ile konukların kaldığı eve kadar geldikleri sırada Paşa’nın balkona çıkarak halkı selamlamasından sonra Ömer Aydın’ın bir taşın üzerine çıkarak bir nutuk okuduktan sonra Paşa’nın cevaben şöyle dediğini aktarır: “Aziz ve mübarek vatanımızı kurtarmak için bütün münevverlerin, herkesin hazır olması lazımdır.(Hazırız! Hazırız! diye bağrışmalar)İstanbul’a gitmeyeceğiz. Anadolu en büyük hazinedir. Sine-i vatanda istihlas çarelerini beraberce ölünceye kadar aramaya, temin etmeye çalışacağız. Gençlerin, Kırşehirlilerin duyguları hepimizin müşterek davasıdır. Sizlerin bu asil duyguları bizli çok mütehassıs etti. Ben ve arkadaşlarım sizleri sevgiyle selamlarım.” Kardeş, Heyeti-i Temsiliye ve Mustafa Kemal Kırşehir’de, s. 34.

[10]Bu öğretmen Ömer Aydın (Genç) Bey,1881 Kırşehir doğumlu olup Kırşehir Ortaokulu’ndan sonra Ankara Lisesi’nden mezun. İttihat Terakki Cemiyeti geleneğinden gelme, Fransızca ve Farsça bilen şehrin ileri gelen aydınları arasında olup Mustafa Kemal’in Kırşehir’e gelişleri sırasında lisenin bulunmadığı koşullarda ortaokul müdürüdür.  Bütün okul talebelerini bir araya toplayarak onlarla birlikte Mustafa Kemal Paşa’yı ve heyeti temsiliye üyelerini karşılamaya koşan, akşamında da bir fener alayı tertip edilmesini sağlayarak şehirde milli heyecan oluşmasına katkı sunan, Paşa’nın yanında birde nutuk okuyan Ömer Aydın o günlerin anısını tazelerken Sırrı Kardeş’e yazdığı mektupta şöyle diyordu: “Yavrum Sırrı… O günler neydi? Birkaç günden beri ilimiz hudutlarına gelen Mustafa Kemal ve arkadaşlarını görmek, onun kurtarıcı varlığında ümitsiz, neşesiz ruhlarımızı yıkamak bizim için en büyük ihtiyaçtı. Talebelerimle yağmurlu bir günde onları karşılamak üzere Yenice Mahalleye gittik. Kılıçcı Köprüsüne kadar gitmemizi mini mini yavruların bulunuşu engelledi. Bankacı Sadık Efendi’nin evini dönen atlıyla, heyecanımız son haddini buldu ‘Müdür Bey, geliyorlar!’ diyen atlı sözünü bitirmeden otomobiller sokağın kıvrımlarından göründü. Talebelerin önüne gelince durdular ve indiler. Artık içimdeki zehirde, azapta bir hafiflik, ruhumu kavuran elemde tatlı bir teselli hasıl oldu. Engin, mavi gözleriyle hepimizi süzen Mustafa Kemal’i çocuklarıma şu sözlerle takdim ettim: ‘Aziz yurdumuzu çizmeleriyle kirleten düşmanı kovmak için canlarını ortaya koymuş, tarihin en şanlı sayfalarına giren milli kahramanlarımızdandır. Onları size tanıtmakla bir ders daha vermiş oluyorum. Yurt için çalışanları nesiller unutur mu?’ dedim. Bu sözlerime teşekkürle yollarına devam ettiler.” Kardeş, Heyeti-i Temsiliye ve Mustafa Kemal Kırşehir’de, s. 25.

[11] Mustafa Kemal ilk defa Kırşehir’de Namık Kemal’in dizelerini böylesine değiştirerek okumuştu ki bunun hikâyesi oldukça anlamlıdır. Daha harp okulunda Mustafa Kemal okul idaresinin aldığı sıkı tedbirlere rağmen arkadaşlarıyla birlikte gizli gizli Namık Kemal’i okumaktadır. Kırşehir’de açığa vurulan bu sevdanın “Bir olay ve hatıra” derinliğini Ali Fuat Cebesoy anlatıyor: “Okul idaresinin aldığı bütün tedbirlere rağmen yatakhanede gizli gizli okuduğumuzu nasıl unutabilirim. Mustafa Kemal bir gece vakti yanıma gelerek Namık Kemal’in ‘Vatan Kasidesi’nin teksir edilmiş nüshasını ‘Fuat kardeşim bunu ezberleyelim’ diye bana verirken yavaş bir sesle fakat büyük heyecanla okuduğu ‘Felek, her türlü esbab-ı cefasın toplasın gelsin / Dönersem kahpeyim millet yolunda bir azimetten” mısralarını nasıl unutabilirim. Söz Namık Kemal’den açılmışken ufak bir hatıramı da burada anlatmak isterim. Bir gün üç beş arkadaş felaketle sonuçlanan 1877-1878 Osmanlı – Rus savaşına dair konuşuyorduk. Mustafa Kemal birden teessürle Namık Kemal’in ‘Vatanın bağrına düşman dayamış hançerini / Yok imiş kurtaracak bahtı kara mâderini’ beyitini okumuştu. Milli Mücadele yıllarıydı. Hey’et-i Temsiliye merkezini Ankara’ya taşıma kararını vermişti. 18 Aralık 1919’da arkadaşlarıyla beraber Sivas’tan ayrılan Mustafa Kemal 24 Aralık’ta Kırşehir’e gelmişti. Burada Gençler Derneğinde bir konuşma yapmıştı. Geceleyin şerefine fener alayı tertip eden halka yukarıdaki mısralırı aşağıdaki şekilde değiştirerek okumuştu ‘Vatanın bağrına düşman dayasın hançerini / Elbet bulunur bahtı kara mâderini” (Ali Fuat Cebesoy, Sınıf Arkadaşım Atatürk, C. 1, Cumhuriyet Gazetesi Yayını, İstanbul, 1997 s. 44-45) Yine Mustafa Kemal Ankara’da muazzam bir şekilde karşılandığında otomobilinde bu anıları aktaran Ali Fuat Paşa (Cebesoy) ve sonradan Kırşehir mebusu olan Yahya Galip (Kargı) vardır. Çok ilginçtir. Mustafa Kemal bir ara Namık Kemal’i “Vatanın bağrına düşman dayamış hançerini” mısralarını fısıldar gibi burada da tekrarlamış, Mustafa Kemal’in kendisine bir şeyler söylediğini sanan Yahya Galip “Bir emriniz mi var Paşa Hazretleri?” diye sormuştur (Bkz. Cebesoy, Sınıf Arkadaşım Atatürk, s. 45)

[12] Cevat Hakkı Tarım, Yılların Ötesinden: Atatürk Kırşehir’de İnkılapçı Bir Öğretmen Habip Arıöz, Memleket Matbaası, Ankara, 1956, s. 3-8.

[13] Kardeş, Heyeti-i Temsiliye ve Mustafa Kemal Kırşehir’de, s. 32,33.

[14] Kardeş, Heyeti-i Temsiliye ve Mustafa Kemal Kırşehir’de, s.40-44. Not: Sırrı Kardeş’in bu Garipoğlu Reşat’tan aktardığı anılar içinde, sadece Gençler Derneği ile bölümler alınmıştır.

[15] Kardeş, Heyeti-i Temsiliye ve Mustafa Kemal Kırşehir’de, s. 39-44.

 

Bu sayfanın içeriğini kopyalayamazsınız!